l CEM DİZDAR
Dün izlediğim İran iyi oyunculardan kurulu, kötü bir takımmış, maçın sonunda anladım. Maçın 1-1 biten ilk devresinin sonuna doğru üçüncü Heineken'i de devirdiğimde şöyle dedim eşe dosta; "Eğer İran ikinci devre İran gibi oynarsa bu işi bitirir." Hakikaten ilk devre gözüme iyi geldi İran'ın oyunu.
Ve fakat gelin görün ki, ikinci devre İran, Türkiye liginde büyüklere yenilmeye mahkum sıradan takımlara dönüştü. Evet, Yunanistan bu oyun anlayışıyla yani kendi alanında sıkı sıkıya kapanarak maç içinde çıktığı iki üç pozisyondan birini gol yaparak Avrupa Şampiyonu olmuştu ama İran bunu yapamazdı.
Çünkü, topu ayağında yani takımda tutabilmeyi henüz öğrenememişti. Koca bir ikinci devre kendi ceza sahaları önüne gelen hemen hemen her topu geliş güzel ileri doldurdular ki, bu tip pozisyonların üçüncüsünden sonra benden iki kamyon küfür yediler.
Ve ileri vurdukları her top, üç saniye sonra çıkış noktasına geri döndüğünde ilave olarak da bir kamyonet daha küfür ettim.
Meğer zaten yapamıyorlarmış
Artık biliyoruz ki, böyle oynayan hiçbir takım maç kazanamaz. İşin daha garibi de şu oldu! İran'ın yediği ikinci gol de, yine aynı tip bir saçmalıktan kaynaklandı. Kaleci Mirzapour topu yine adamını belirlemeden can havliyle ileri vurdu. (Oysa Oscar Cordoba'nın kasetlerini izlemiş olsaydı bu gelmeyecekti başına. Ha son, Galatasaray maçını hatırlatırsanız, ben de size bir şey diyemem...)
Meksikalılar'dan dönen o top, o ana kadar her topu ileri vurmayı marifet sayan ve stil olarak bizim Shatkar Donetsk'te oynayan eski Trabzonlu Tolga Seyhan'ı andıran Rezaei'ye geldiğinde, genç Rezaei belki de maç içinde ilk kez stilini değiştirip top yapmaya kalkıştı. O zaman anladım ki bu iş onun işi değilmiş meğer ve ettiğim onca küfürden pişman oldum. Rezaei topu eveledi geveledi ve kaptırdı. Bu golün esas sahibi sayılacak kaleci Mirzapour ilk yaptığı saçmalık yetmemiş gibi bir de kayıp düşünce hani derler ya, "Ne var bunu ben de atarım" türünden bir gol attı Bravo. Gerçi ara pası da şahaneydi ama bu kadar hatadan sonra bir güzel pasın da o denli önemi kalmıyor.
Keza üçüncü golde de Zinha'nın, topu sürerken boşaltılan ters alandaki arkadaşına geçirdiği pası ve altı pas üzerinden çaktığı bomboş kafayı oturup izleyen, başta Rezaei olmak üzere tüm İran müdafaasını da ayrıca "Bir gol nasıl yenir"i göstermeleri açısından ayrıca kutlamak gerekir.
Yani İran'ın bu müdafaa anlayışıyla bu gruptan çıkması zor görünüyor.
Gelelim Meksika'ya. "Şanlı Beşiktaşımız"a da İnönü'de Bolton formasıyla bir gol atan Borgetti erken sakatlanıp çıktı ama onlar ceza alanı önüne her geldiklerinde İranlı gençlerin dizlerini yine de titrettiler. Meksika daha fazla gol bulurdu sanıyorum ama titrek İranlılar öyle canla başla saldırıyorlardı ki, bir ara oyun düzeni tamamen mahalle maçına döndü. Hele ki maçın sonuna doğru bir kaç pozisyonda 1 Meksikalıyı kovalayan 4 İranlı gördüm ki, ben pes ettim kapı komşumuz adına. Meksika da bana kolay gol atabilecek bir takım görüntüsü verdi. Gözünü buraktan sakınmayan Barcelonalı Marquez'i bir kez daha gördük ki, taş gibi oyuncu. Ben Bravo'nun yanında Zinha, Pardo ve Pineda'yı da pek beğendim doğrusu, sizi bilmem...
Ne yaptın be Angola!
Bu siteye konulan ilk yazımda tıpkı batık zenginleri kurtarma operasyonu olarak bilinen "İstanbul yaklaşımı" gibi ben de "gayri safi milli hasıla" ve "kişi başı gelir" yaklaşımı içinde Angola'nın bu gruptan çıkmasını dilemiştim.
Maçı Beyoğlu Ocakbaşı'nda, bu yazı yazma belasını başıma saran Adnan Bostancıoğlu ile birlikte izledim. Ve bir kere daha anladım ki, Batılı olmayan, yani işlerini sözlü kültürle yürüten toplumların ciddi bir konsantrasyon sorunu var. Maçın 15'inci saniyesinde golü yemekten kılpayı kurtulan Angola, acaba neden baştan beri ya da o andan sonra dikkatli olamaz? Bu badireyi atlatmış bir takım ikinci önemli pozisyonunu neden hemen 4 dakika sonra verir ve golü yer? Ve ondan sonra neden kendi oyununu oynamaya başlar ve işler yoluna girer? Ama futbol bu, gol atamazsan hep boşa koşarsın. Kabul etmek gerekir ki, yenilse de Angola "çok güzel koştu..."
Evet, Portekiz iyi oyunculardan kurulu iyi bir takım ancak ilk 5 dakikayı ihmal ederek söylüyorum en kritik iki oyuncusu - kaleci Ricardo ve sonuçsuz kalan iki şahane röveşata girişiminde bulunan kulüpsüz Akwa - 'işsiz' olan Angola karşısında bile böyle oynuyorlarsa işleri zor görünüyor.
Yine de ihmal etmemek gerekir ki, bu tür turnuvalarda eleme turlarından ağır yaralı olarak çıkan bir çok takım yarı finale, hatta finale bile çıkmayı başarmıştır.
İlk maçlarda görünen o ki bu grubun en iyi takımı Meksika. Yine de, mahir oyunculardan kurulu Portekiz de kupanın yukarılara tırmanacak takımları arasında göründü gözüme...