Büyük derbi bir kez daha Kadıköy tarafının galibiyetiyle sona erdi. Mağlup taraf ikinci yarıdaki baskılı oyunuyla teselli buluyor ama Liverpool maçında olduğu gibi, yine ancak yediklerinden bir eksiğini atmalarına yetti bu baskı. Böylece Galatasaray ümit veren puan kayıplarına bir yenisini daha ekleyip liderin yedi puan gerisinde kaldı. Fenerbahçe ise ligin akışını değiştireceği beklenen üç derbilik süreçten temiz 7 puanla, yenilgisiz ayrılıp sağlam bir duruşla devre arasına giriyor.
Galatasaray’ın Kadıköy halleri neredeyse hiç değişmiyor. “Bu sefer olacak” heyecanıyla maça geliyorlar, rakip tutuk görüntüsüyle işi ağırdan alırken iki hızlı atağa çıkıp “yeneriz” havasına giriyorlar, fakat sonuçsuz ve cılız kalan atakları arasında Fenerbahçe birden Galatasaray kalesine gelip 1-0 önde santraya dönüyor. Galatasaraylı futbolcular haksızlığa uğramış bir halde, artık ziyadesiyle aşina oldukları bu golden sonra sınırı belirsiz bir koyverme sürecine girip dağılıyorlar. Haksızlığa uğramış olduklarına dair inançlarını hakeme ve seyirciye gösterdikleri çaresiz tepkiden anlayabilirsiniz. Dertleri kısaca şu aslında: Kadıköy denen yerde gol, olanca çabaya ve gerekirse tahakküme rağmen çok zor atılan, hattâ atılamayan bir şeyse, neden ve nasıl bu kadar kolay (ve hep) yenir?
Fenerbahçe’de Zico’nun farkını ikinci yarıda gördük galiba. Yoksa Fenerbahçe’nin de Galatasaray’a karşı, maç kopana kadar hali hep aynı. Hoca kim olursa olsun işini bilen, sakin ve isabetli oynayan, sonunda maçı mutlaka koparan bir takım! Fakat bu sefer oyun koptuktan sonra Zico bir ağırlık koyamadı ve Galatasaray’ın çaresiz baskısı karşısında takımın zor durumda kalmasını önleyemedi. Aynı hatayı, bana sorarsanız Trabzonspor ve Beşiktaş maçlarında da yaptı. Sonuçta kendisi zaten bu işlerde yeni olduğunu söylüyor, böyle şeyler normal ve acemi şansı diye de yerleşmiş bir deyim vardır. Elinde güçlü bir takım olduğu için küçük hataları önemli sonuçlar doğurmuyor. Türkiye’yi çok daha iyi bilen bütün hocalara yedi puan fark atmış olarak tebriği hak ediyor aslında.
Fenerbahçe son hafta Ankaragücü’yle, cezalı Anadolu kulüplerinin büyüklere denk gelen şanslı maçlarında hasılat merkezi olan İzmir Atatürk’te karşılaşacak. Galatasaray ise çarpıcı bir yükselişe geçen Bursaspor’u ağırlayacak.
BEŞİKTAŞ ESKİ HALLERDE
Beşiktaş’ın Fenerbahçe maçıyla bir hareketlenme sürecine girdiğini söyleyebiliriz. Ricardinho’nun yıldızlaşmasıyla, araya bir Avrupa galibiyeti de sokuşturarak yıpranan kadro ve teknik heyeti aklamış, Runje’yi tribünün idolü haline getirmiş, işleri nihayet yoluna koymuş görünüyorlardı. Fakat ligin beraberlik makinası Ankaraspor karşısında yeniden eski hallerine döndüler. Haftanın en uyuz maçlarından biri çıktı ortaya. Devre arasına girerken son iki hafta Tigana’nın altı puanı alması gerekiyordu. Zira Del Bosque de, Rıza Çalımbay da aşağı yukarı bu tarihlerde gönderildiler. Daha öncesiyle kıyaslayınca, bu sefer liderle nispeten az ama yine azımsanmayacak bir puan farkı var. Bu şekilde, hoca göndermekten ağzı yanan yönetimi de kararsızlığa itmiş oluyor.
Koca maç doksan dakika neredeyse pozisyonsuz geçtikten sonra bitime dakikalar kala önce Ankaraspor çok rahat bir gol pozisyonuna girip olağanüstü kötü bir vuruş yüzünden galibiyet şansını kaçırdı. Ardından Bobo’nun, ortada pozisyon yokken şık bir dönüşün ardından yaptığı olağanüstü vuruşu kaleci ancak direğe çelebildiği için Beşiktaş... Yani bir bakıma maçın hakkı ancak bu kadar beraberlik olabilirdi. Maç sonrasında Tigana’nın “umarım Fenerbahçe arayı açmaz” duası da tutmadı. Artık sekiz puan geriden takipteler, son hafta aynı puandaki rakipleri Kayserispor’u ağırlayacaklar.
RIDVAN DİLMEN HAKLI ÇIKTI...
Trabzonspor’la büyükler kısmını kapatalım. Rıdvan Dilmen sezon başında Marcelinho’nun transferini yumuşak bir dille (ve futbolcuyu överek) eleştirirken ben buna pek itibar etmek istememiştim. Marcelinho’nun hem Trabzonspor’a, hem de ligimize renk katmasını bekliyordum. Fakat Rıdvan Dilmen haklı çıktı galiba. Takım külliyen kötü de olsa, yanlış da yönetilse, 16 haftanın sonunda, en azından kendi kendini bile sivrilttiğini göremedik. Bursaspor ligin zor deplasmanlarından biri, ama Trabzonspor’un da artık özellikle böyle maçları kazanması gerekiyor. Yoksa gittikleri yolun sonu hakikaten hiç tahmin edemeyecekleri bir yere çıkacak.
Bursaspor’la Sivasspor’un son dört hafta performansı haftası haftasına, tıpatıp aynı. Bursaspor’un yükselişinin başlangıcı bir hafta öncesine dayanıyor ve aralarındaki üç puanlık fark da buradan kaynaklanıyor. Bursaspor, Engin İpekoğlu’nun beş maçlık döneminde sadece İstanbul’da Beşiktaş’a yenildi. Hiç beraberlik almadı. Zirveyi Anadolu külüpleri için Galatasaray’la tesbit edersek sadece üç puan gerideler. Ve son hafta rakipleri de Galatasaray. Artık deplasman falan demeyip bu maçı almaları lazım.
SİVASSPOR İÇERİDE DE KAZANDI
Sivasspor’a gelelim. Düşecek gibi başladılar lige. Dışarıda aldıkları galibiyetlerle bir düzlük gördüler ama iç sahada kazanamıyorlardı. Yavaş yavaş bu sorunu da atlattılar. Vestel ve Trabzon’dan sonra bu hafta da ligin en formda takımlarından Ankaragücü’nü iç sahada 2-1 yenmeyi başardılar. Özellikle büyüklerle olan maçlarına bakınca, güçlerinin yetmeyeceği rakiplerden puan almayı en iyi beceren takım oldukları çıkıyor ortaya. Bu da, Süper Lig’de kalmayı hedefleyen bir takım için sahip olunacak en önemli özellik bence.
Maç tipik bir Balili golüyle başladı. Ona özgü aşırtmaların ilkini İstanbulspor’dayken Kadıköy’de Fenerbahçe’ye karşı izlemiştik. 2-0’dan sonra Ankaragücü 10 kişi kaldı. Fakat eksik kalan Ankaragücü çok daha başarılı bir performans koydu ortaya. Agali’nin 66’da gelen golünde Ceyhun kolay kolay unutulmayacak bir pas verdi. Ve yine, bu ligde tek başına neticeyi değiştirecek nadir oyunculardan biri olduğunu kanıtladı. Eksik Ankaragücü’nün son yarım saatteki baskısında Ceyhun’un hem yönlendirici, hem de şutör katkısı büyüktü.
RİZE – SAKARYA MAÇI VE İKİLİ AVERAJ
Buradan da Rizespor’a bağlamak mümkün, zira onlar da Konyaspor deplasmanında 2-0 geriye düştükten sonra Ankaragücü gibi 10 kişi kaldılar ve daha etkili oynamaya başladılar. Fakat Rize’de Altan, Ankaragücü’ndeki Ceyhun’un verimliliğini gösteremediği için gol bulamadılar. Trabzon ve Galatasaray galibiyetlerinden beri kazanamıyorlar. Dolayısıyla küme düşme hattından çıkamıyorlar. Haftaya Rize’de Sakaryaspor maçı var. Bu maçın rövanşı da dolayısıyla ligin son haftasında Sakarya’da oynanacak. İçimden bir his bu rövanş maçının son derece kritik olacağını söylüyor. İkili averaj sisteminde, o maç için avantajı bu maçta almak mümkün.
Konyaspor Tayfun’un birbirine benzeyen iki şık kafa golüyle Mevlana Haftası’nı kârlı kapadı. Onlar da 24 puanla zirveyi kollayan takımlar arasında. Nurullah Hoca’nın sağlamcı anlayışı Konyaspor’a tarihinin en başarılı dönemini yaşatıyor. Konyaspor futbolun savunma prensibini dibine kadar öğrenen futbolcu iskeletini bozmayıp iki sezon sonra hücumu da öğretecek bir hocayla anlaşmak gibi uzun vadeli bir çalışma içerisine girerse şampiyonluğa oynayan bir takım haline gelebilir diye düşünüyorum.
VESTEL MANİSASPOR NİHAYET
Vestel Manisaspor nihayet kazandı. Üç haftadır buldukları penaltılardan yararlanamıyorlardı, Gaziantepspor karşısında Holosko bu şanssızlığı kırdı. Fakat Veysel’in beraberlik golü de fazla gecikmediği için Vestel’i kurtaran penaltı farkı oldu diyemeyiz. Yine çok baskılı ve bol pozisyonlu bir oyunla kazandılar maçı. İkinci golün bir kopyasını golden birkaç dakika evvel kaçırmışlardı, ikincide attılar. Daha sonra da baskıları ve üstünlükleri devam etti. Hasagiç yediği dört golün yanı sıra tonla top çıkardı. Vestel’de bir Zelenka ve Johanna sıkıntısı yaşanıyor anlaşılan. Antrenman temposunu fazla bulan oyuncularla Ersun Hoca arasında bir anlaşmazlık var. Arada kaybedilen bunca puanın sebebi buysa, yazık vallahi. Yine de işte ikinci Galatasaray’la aynı puandalar. Devreyi Denizli deplasmanında bitirdikten sonra ikinci yarıya yine Beşiktaş-Trabzon-Galatasaray maçlarıyla girecekler. Tekrar zirveye oynamak için işe buradan başlayabilirler.
Sıkıntı öbür tarafta şimdi. Veysel attığı golden sonra formasını yırtarak galibiyet hasretlerini çok açık etti. Bir türlü olmuyor. De Nigris’le Diawara’nın isimleri gündemden düşeli beri takım olarak ortalarda yoklar. Zenga da son şansını kullanacak herhalde. Haftaya içeride Konyaspor’u yenerlerse devre arasını toparlanmak için kullanabilirler. Aksi halde, yeniden başlamak için sarılacaklar sanırım araya.
KAYSERİSPOR YENİDEN
Kayseri ciddi bir sallanma dönemi geçirdikten sonra dikildi yine. Fakat bunu netice olarak söylemek lazım, yoksa maçları hâlâ sıkıntılı geçiyor. Denizlispor karşısında golü iki kez ofsayttan bulabildiler, doğal olarak sayılmadı. Üçünücüyü ise son dakikalarda penaltıdan buldular ama o da penaltı değildi aslında. Kratochvil’in can havliyle yaptığı çok yerinde ve çok başarılı müdahale futbolcunun burnuna da mâl oldu ama hakem “el” deyip acımasızca çaldı penaltıyı. Olur böyle şeyler. Fakat penaltıyı kaleci İvankov’un atması hoştu. 1-0 biten maçta hem gol yemeyen, hem de tek golü atan o olunca, maç sonu kendini omuzlarda buldu. Daha doğrusu, onu omzuna almaya and içen kısa boylu vatandaş ilk denemesinde yerde kaldı. Azimle ikincide kaldırabildi fakat İvankov ancak yerden bir karış yüksekte seyretti. Velhasıl, ülkemize mahsus, saçma olduğu kadar eğlenceli bir görüntü... Denizlispor çok azimli bir kapanma sanatı sergiledi. Bu bakımdan haksız bir penaltıyla yenilmeleri üzücü. Ama bir yandan da bu kadar kapanmayı artık seyredenin midesi kaldırmadığı için iyi oldu demek mümkün bence.
Haftanın en kritik maçlarından biri de Antalyaspor-Erciyesspor karşılaşmasıydı. Yükselişe geçen Erciyes için bir kalkınma maçı olabilirdi bu. Antalya iyi oynarken Lazarov’un tekniği ve biraz da Cordoba’nın hatasıyla öne geçmeyi bile becerdiler deplasmanda. Antalya’nın derdi gol atmaksa, bu büyük bir fırsat anlamına geliyordu. Fakat direnemediler. Antalya tarafı bu maçta golü yiyince işin ciddiyetini nihayet kavradı sanki. Peş peşe net pozisyonlara girip nihayet önce Coşkun’la beraberliği, sonra da Straka’yla galibiyeti yakaladılar. 60’ta Cem Kargın’ın kendi kalesine attığı golle de iyice rahatlayıp düşme hattını terk ettiler ve Erciyesspor’u yeniden ligin dibinde yalnız bıraktılar. Yine de rahatlamak için fırsatları yok. Son maçları Gençlerbirliği deplasmanında. Erciyesspor ise Sivasspor’u ağırlayacak.
CANGELE DEĞİL CAPURRO
Son maç Sakaryaspor-Gençerbirliği. Ligin en az gol atan takımı Sakaryaspor kendi sahasında 1-0 geriye düştükten sonra aynı Antalyaspor gibi can derdine düşüp maça olağanüstü asıldı ve ikinci yarıda Draman’ın da kırmızı kart görmesiyle eksilen rakipleri karşısında beraberlik golünü bulabildiler. Fakat gol sezon başında Türkiye’yi ayağa kaldıracağı söylenen spektaküler Cangele’den değil, sol bekte sessiz sedasız işini yapan diğer Arjantinli Capurro’dan geldi. Gençlerbirliği fiziksel mücadeleyi iyi yapan bir takım olduğu için deplasmanlarda taraftardan en çok tepki çeken takımlardan biri. Oysa bu kıran kırana geçen maçların keyfi başka oluyor. Rakibin azmi karşısında yılmamaları ve aynı azimle maça ortak olmaya devam etmeleri saygın bir takım yapıyor onları. Belki Süper Lig takımlarına Gençlerbirliği maçlarından sonra bir hafta dinlenme izni verilebilir.
Gol sayısı iyice azalan ligimizde bu hafta bir artış yaşadık. İlginç noktalardan biri hiç deplasman galibiyeti olmaması. İki beraberlik ve yedi iç saha galibiyetiyle geçildi 16. hafta. İlk yarıda son haftaya giriyoruz. Hâlâ büyük bir heyecan var. Şimdilik Denizlispor’dan aşağıya yedi takım ciddi bir küme mücadelesinde. Üstte kalan 11 takımın tamamının da Şampiyonlar Ligi şansı net bir biçimde sürüyor. İki grup arasındaki puan farkı ise sadece üç. Hadi buyurun!