İlk yarının son haftasında, bu sezon ilk defa dört büyüğümüzün dördü birden kazandı. Fikstürde bir tek Fenerbahçe deplasmandaydı ama onlar da tarafsız Atatürk Stadı’nda, 60.000 taraftarın desteği altında oynadı. Gençlerbirliği, Rizespor ve Gaziantepspor da evlerinde kazanınca deplasman takımlarının payına 2 puan düştü bu hafta.
Ama esas mesele gol! İlk devrenin açılış ve kapanış haftaları 17’şer golle geçildi. Geçtiğimiz sezonlarda 30’lu rakamlara alışmıştık, şimdi 20’yi zor buluyoruz. Sadece 5 ve 12. haftalarda 30 golün üzerine çıkıldı. Oysa 1, 2, 13, 14 ve 17. haftalarda 20 golün bile altında kalındı. Dördüncü hafta atılan 26 gol sezonun en çok gol atılan üçüncü haftası oldu, geri kalan haftalar 23 ve altında gol atıldı. Yani 23 golün üstüne çıkılabilen sadece üç hafta yaşadık. Savunma yapmayı mı öğreniyoruz yoksa gol atmayı mı unutuyoruz? Maç sonrası demeçlere bakınca, teknik direktörlerin yenilen "kolay goller"den şikâyetçi olduğunu görüyoruz. Demek onlar da olmasa... Haftanın tesellisi, gollerin az ama öz olması.Oldukça güzel goller izledik bu hafta.
Ankaragücü’nün İzmir Atatürk’te infaz edilen tarafsız saha cezası Ankaragücü'ne yüksek hasılat, Fenerbahçe’ye de güçlü bir taraftar desteği sağladığı için iki tarafı da memnun etti, fakat bu dostane ilişkiler protokol tribününde yerini kavgaya bıraktı. Zor maçlar silsilesinden başarıyla ve puan farkını açarak çıkan Fenerbahçe için bu maç beklenenden zor geçti. Kezman’ın atılmasıyla eksik de kalan Fenerbahçe’yi derede boğulmaktan Appiah’ın ilk yarıda attığı tek gol kurtardı. Appiah’ın goldeki kontrolü, topu çekişi ve vuruşu son derece güzeldi. Tuncay’ın pasını da unutmamalı tabii. Böylece lider devreyi 7 puanlık avantajını koruyarak kapadı.
Ankaragücü eksik rakibi karşısında baskılı oynamak istedi ama hızlı top çevirip rakibin boşluğunu yakalama yoluna gitmediği için pozisyon üretemedi, Fenerbahçe mücadele gücünü yüksek tutarak zor maçtan pozisyon vermeden sıyrılmayı başardı.
Fenerbahçe attığı 35 golle bu kısır sezonun en golcü takımı. Fakat az yedikleri için “maçları en gollü geçen takımlar” sıralamasında 50 golle dördüncülüğe düşüyorlar. Bu sıralamada lider 55 golle Manisaspor. Onu 53 golle Erciyesspor ve 52 golle Galatasaray takip ediyor.
Galatasaray’ın sezonun ilk bölümünde çok iyi oynayıp puan kaybettiği çok maçı oldu. Fakat son bölümde iş değişti ve Antalyaspor maçı gibi, kötü oynayıp kazandığı şanslı maçlar öne çıkmaya başladı. Bursaspor maçı da bunlardan biri oldu. Bu hafta, Galatasaray’ın kötü oynamasından ziyade oyun tutturamamasından bahsetmek mümkün, bunda da Bursaspor’un üstün performansının etkisi olduğu söylenebilir. Fakat onlar da çok kaçırdılar.
Ligin az gollü geçmesinin müsebbibi iyi savunma yapmak mı, gol atamamak mı sorusuna cevap bulabiliriz belki: savunma yapamayan, daha doğrusu yapmayan Galatasaray’a karşı çok sayıda net pozisyondan sadece ilkini gole çevirebildiler. Mondragon tek başına Galatasaray’ın savunmasını kurdu ve tek gol yiyerek oldukça başarılı oldu. Bursaspor’un kalabalık savunması ise maç boyu az pozisyon verdiği halde üç kez topu filelerden çıkarmak zorunda kaldı. Maçın Galatasaray adına hoş tarafı, kötü oyuna rağmen atılan gollerin güzelliği olabilir. Her biri haftanın golü seçilmeye aday gösterilebilecek goller attılar. Bursaspor ise, yenilgiye rağmen iyi futbolla teselli oluyor. Hattâ futbolcuların demeçlerine bakarsak, yenilgiye üzüldükleri bile yok. Haksız da değiller hani.
Yine güzel gollerden biri de Beşiktaş’ın ilk golü. Ricardinho’nun estetik açıdan muazzam pası aslında herhangi bir Brezilyalı cambazlığından öteye gitmeyebilirdi. Zira Burak’ı “al da at” denecek bir pozisyona sokmadı. Ama Burak sağ çaprazdan, dar açıdan uzak köşeye çok sert bir şutla golü atınca Ricardinho’nun pası da estetik bir şıklık olmakla yetinmekten kurtuldu. Beşiktaş-Kayserispor maçı bu şık gösteriyle 1-0 bitecekken 90. dakikada karşılıklı birer gol skoru 2-1’e genişletti. Beşiktaş kendi taraftarının önünde maç kazanmaya alışmaya başladı hiç olmazsa. Bu arada, Çarşı bir pankartla Nobel’i alkışladığını ilan etmiş. Her ne kadar adını geçirmeseler de, Orhan Pamuk’un arkasında olduklarını görmek sevindirici.
Beşiktaş ligin ilk dört sırasındaki takımlar arasında gol alışverişinde en durgun takım. Diğer üç takım 50 golü geçerken onlar 39’da kaldılar. Bu görüntü ilk devre boyunca Beşiktaş’ın yakasını bırakmadı ve sıkıcı bir futbol ortaya çıktı. Kolay gol yememek gibi, rahat gol atmak da şampiyonluk yolunda olmazsa olmaz bir özellik. Galatasaray bunlardan ilkini, Beşiktaş da ikincisini beceremediği için liderin bu kadar arkasında kaldılar. Galatasaray hem kolay attığı hem de kolay yediği için maçları daha zevkli geçti, Beşiktaş ise tam tersini yaptığı için sıkıcı oldu. Ricardinho’nun performansı düşmezse ikinci yarıda daha keyifli bir Beşiktaş çıkabilir ortaya.
Son hafta melûn gidişatı tersine çeviren iki takım: Trabzonspor ve Gaziantepspor. Trabzonspor yedi haftadır kazanamıyordu. Bu hafta Rizespor’un kazanmasıyla devreyi düşme hattında bitirme tehlikesi doğdu.Rakip ligin en az yenilen ve en az gol yiyen takımı Ankaraspor’du. Üstelik ceza nedeniyle Avni Aker’e seyirci de alınmayacaktı. İlginç bir maç oldu, tutuk başlayan Trabzonspor sezonun başarılı simalarından kaleci Hakan’ın hatasıyla öne geçti. Ankaraspor akıllı ve etkili oynadı. Önemli pozisyonlar buldu fakat Jefferson günündeydi. Onun gibi, geçen hafta bir türlü sivrilemediğini yazdığım Marcelinho da günündeydi. Bu iki faktör Trabzonspor’un maçı farklı kazanmasına yetti. Futbolcuların da söylediği gibi, zaten bu koşullarda iyi bir futbol beklemek doğru değil Trabzonspor’dan. Devreyi galibiyetle kapamaları önemliydi, bunu başardılar. İkinci devreye daha olumlu bir havada hazırlanma imkânına sahipler artık. Fakat bu kutuluş mücadelesinde olan Ankaraspor’un iyi futboluna oldu, bunu da söylemek gerek. Puanı ihtiyacı olan taraf aldı ama Ankaraspor da takdir edilebilecek bir oyun oynadı. Bilal’ın iki süper şutunun direğe takıldığını hatırlatmak lazım. Ve Gökdeniz’in golü de yine haftanın güzel gollerinden biriydi.
Gaziantepspor ise üst üste beş yenilgi almış bir takım olarak Konyaspor’u ağırladı. Onlar da düşme hattına iyice sokulmuşken, çok çetin bir rakiple boğuşmak zorunda kaldılar son hafta. Ve yine ilginç maçlardan biri çıktı ortaya. Gaziantepspor Veysel’in direkten dönen güzel bir şutu ve şık golü dışında Konyaspor’un baskısına boyun eğmek zorunda kaldı. Üstelik Fatih’in atılmasından sonra bu işi 10 kişi yaptılar. Konyaspor’un sağlı sollu ataklarından ikisi gol de oldu ama forvetlerin çok milimetrik ofsayt hatalarına kurban gitti bu goller. Maçın ilginçliğini yenilen tarafın hocası Nurullah Sağlam “daha zor bir rakip bekliyorduk, sandığımızdan kolay bir maç oldu” diyerek anlatıyor zaten. “Bir antrenman maçında bile bulunamayacak kadar çok pozisyon bulduk” sözleri de onun ölçülerine göre doğru olabilir.
ANTALYA'NIN SON DAKİKA SIKINTISI
Gençlerbirliği Antalyaspor’u 90’dan sonra attığı golle 1-0 yenerek beşinci sıraya kuruldu. Beş haftada topladıkları 13 puanla zirve yarışına bile dahil oldukları söylenebilir. Fakat bu doksandan sonra yenen goller Antalyaspor’u küme düşme hattına soktu işte. Bu beşinci maç oluyor. Tam yedi puanları doksandan sonra gelen gollerle rakiplere gitti. Oysa o yedi puan Antalyaspor’u 24 puanla Bursaspor ve Konyaspor’un yanına yazdıracaktı. Yılmaz Vural’ın derdini anlamak mümkün. Beşiktaş’la 4-4 berabere kaldıkları hafta üst sıraları hedeflediklerini söylemişti. Alt sıralardaki takımlardan çok üsttekilerin puan kayıplarına sevindiğini söylüyordu. Oyun olarak hep belirli bir standardı tutturdular fakat gol sıkıntısı çektiler. Yedikten sonra atacak vakitleri olduğu zaman attılar da aslında, ama çoğu zaman vakit kalmadı atmaya. Doksandan sonra gelen goller olmasa Antalya 24 puan olacaktı ama bunun yanında Beşiktaş 29 değil 28, Manisaspor 28 değil 26 ve Gençlerbirliği de 27 değil 25 olacaktı. Yani Yılmaz Vural’ın üst sıralara göz dikerken çok da uçmadığı söylenebilir. Halbuki, elan düşme hattında ligin yarısını bitirmiş vaziyetteler.
Bu hafta da iki 0-0’ımız var: Denizlispor-Manisaspor ve Erciyesspor-Sivasspor maçları. Denizli-Manisa maçı ev sahibinin kapanması ve Manisa’nın bastırmasıyla geçen tipik bir maç. Tipik olmayan tarafı kapanan tarafın ev sahibi olması. Denizlispor bunu geçen hafta Kayserispor’a karşı da deplasmanda uygulamış, son dakikalarda şanssız bir penaltıyla 1-0 yenilmişti. Bu sefer şansları bayağı yaver gitti doğrusu. Manisaspor burada kaybettiği iki puanla devreyi 28 puanda kapadı, Fenerbahçe’nin dokuz puan gerisinde kaldı. Denizlispor ise yavaş yavaş yine düşme hattına doğru geriliyor. Üstelik bunu, Fenerbahçe’yle birlikte ligin en az gol yiyen takımı olarak yapmayı beceriyor.
Erciyesspor-Sivassor maçı ilk yarıda Ericyesspor’un, ikinci yarıda Sivasspor’un baskısıyla geçti diyeibliriz. Fakat ligde kalma şansını mucize boyutuna getirmemek için çırpınan Erciyesspor’da Lazarov’un her ikisi de disiplin suçundan (ikincisi elle gol atmaya yeltenmek) iki sarı kartla oyundan atılması affedilecek şey değil. Lorant “elimizden geleni yaptık” dedi maçtan sonra, doğrudur. Lazarov elinden geleni hakikaten ardına koymadı.
Rizespor-Sakaryaspor maçı düşme hattında aynı puanda duran iki takımın maçı olduğu için belki de haftanın en kritik maçıydı. Rizespor bu maçı 3-1 kazanarak rakibine karşı çok önemli bir avantaj sağladı. En son beş hafta evvel Galatasaray’ı yenmişlerdi. Sakarya galibiyetiyle girdaptan çıktılar, şimdilik düşme hattının hemen üzerinde duruyorlar. Emrah’ın attığı gol de haftanın en güzel gollerinden biriydi.
Sakaryaspor bu yenilgiyle işini zora soktu kuşkusuz. Futbolcular “gol atamıyoruz, yemezsek hasbelkader puan alabiliyoruz ama yediğimiz zaman atamadığımız için konsantrasyonumuz dağılıyor” diyorlar. Evet, 17 maçta attıkları gol sayısı 10. Cangele’den beklenen performansı alamadılar. İkinci yarıda gol sorununu çözmeleri gerekiyor. Fakat maçtan sonra “aşkımız renklere, sizlere değil” diye tempo tutan taraftarlar bana düşündürücü geldi. Bu ülkede başarı çıtası ne zaman, nereye, hangi kıstaslara göre konuyor, anlayamıyorum. Sakaryaspor Süper Lig’e bu sezon çıkmış bir takım. Bazı sıkıntılar yaşaması çok doğal. Lig çok çetin geçiyor, üstelik kopmuş bir görüntüleri yok. İki galibiyetle üç dört takımın üstüne çıkabilecek durumdalar. Sanki futbolculara destek olmak gerekiyor gibi geliyor bana. Bilmem yanılıyor muyum.