Evet farkındayım, arka arkaya gelen iş seyahatleri nedeniyle serinin 4. yazısını bir türlü yazamadım. Bu nedenle 4. ve 5. yazıları bu hafta peşpeşe yazarak kendimi affettireceğimi düşünüyorum. Bu yazı daha çok gençlerin yetiştirilmesi üzerine. Sonuncusundan ise yöneticiler ve teknik direktörler nasibini alacak.
Cruyff’un Barcelona ve Ajax’da futbolcu ve teknik direktör olarak kazandığı büyük başarılara rağmen onun asıl büyüklüğünün eline gelen gençlerin ve çocukların önemli kısmını büyük yıldızlara dönüştürmesi olduğu söylenir. İkinci yazımda onun elinde yetişen oyuncuların uzun bir listesini vermiştim ama yine birkaç isim saymak gerekirse Van Basten, Rijkaard, Bergkamp, Ronald Koeman, Seedorf, Kluivert, Kieft, Winter sayılabilir. Bu nedenle onun bu konudaki yaklaşımları da büyük önem taşıyor kulüpler için.
Bir örnekle başlayalım: Cruyff, Ajax’ın başında iken, sezonun en önemli maçında PSV karşısına sahaya 19 yaşındaki 2 genci, Winter ve Rob Witschge’yi sürer. Zaman PSV’nin Avrupa’nın en iyi takımı olarak görüldüğü bir zamandır. Büyük tartışma yaratan bu seçim onun haklı olduğunu gösterir.
“Avrupa’nın en iyi sağbeki karşısında (Gerets) oynayacak olan Witschge’ye onların sağ bekinden gözünü ayırmamasını, onu geçmesini ve topu ayağından çıkarmasını söyledim. Winter’e ise topu aldığında Gullit’ten kurtulmasını, doğal oynamasını, hiçbir şeye kafasını takmamasını söyledim. Ona tek söylediğim içinden geldiği gibi oynamasıydı. Winter’e bunu söyleyebilirsiniz. Witschge’ye ise bunu söyleyemezsiniz. Ona şöyle söylemek zorundasınız “elinden geleni yap senden tek istediğim bu.” Winter oyuna dahil olur, kendi içgüdülerine ve sezgilerine güvenir. Bir ara her şeyi kafasına taktı: kısa pas almak, bakarak oynamak gibi. Her şey ters gitti.”
OYUNCU SEÇİMİ…
Cruyff oyuncu seçimlerine tek bir kişinin karar vermesinin zararlı olduğunu düşünüyor. Çünkü herkesin bakış açısı farklı olabilir ve burada önemli hatalar yapabilirsiniz.
"Ben olsam işin içine herkesi katardım. Etkili olmaları gerektiği için değil, herkesin ortaya koyabileceği bir yeteneği olduğu için. Bu yetenekler kullanılmalı. Seçmelerin sonunda 100 çocuğun olduğunu ve tüm liderlerin orada bulunduğunu varsayın. Benim açımdan gençler söz konusu olduğunda liderlerin olağanüstü etkisi vardır. Çünkü bütün bir yıl boyunca bütün hafta bu küçük adamların çevresinde olacaklar. Her zaman kalitenin ne olduğunu da bilirler. Çünkü onları her hafta görürler. Onlar bizim otomatik kalite ölçerlerimizdir. Bence daha çok etkileri olmalı. Düşünün ki çocukların ne kadar iyi olduklarını gösterdikleri o seçmelerden bırindesiniz. Antrenörlerden biri şöyle diyor: 'Bu çocuğu neden geri almıyoruz?' Ben de şöyle diyorum: 'Çocuğu geri almak mı? Topa dokunmadı bile!' Ve antrenör şöyle yanıt veriyor: 'İşte bu nedenle! Topa, oynayamadığı için mi, yoksa boşa kaçmakta usta olduğu için mi dokunamadı?' Evet, bunların ikisi de doğru olabilir. O zaman çocuğu niye eleyelim ki. Evet, geri gelmesine izin verin. Eğer daha sonra bir işe yaramadığı ortaya çıkarsa tamam. Ama bu henüz belli değil. Bu her şeyin olası olduğunu gösterir. Sanırım bunları söylemeye cesaret edecek insan yok."
Bir de kolayca reddedilen gençler var ki, bunlarda bulunan özel şeyleri birilerinin keşfetmesi halinde her şey tersine dönebiliyor. Örnek mi?
"Ajax'da Bergkamp her yıl geri çevrildi, bir sağ kanat oyuncusu olarak ikinci takımdaydı. Gerçekten orada tutulmalıydı. Nedenini kimse bilmiyordu. Ancak bazılarının şöyle söylemesi açıklanamaz bir şeydi: 'Neden onun gitmesine izin vermiyorsunuz’ Oysa o çok çekingen bir çocuk. Bunları atlatırsa ve fanatik olursa, çok büyük bir futbolcu olma şansı var. Sistem yüzünden alıkonulan bir diğer örnek de Aron Winter. Sanırım onu dört kez gen çevirdiler. Bir lider, bir antrenör buna karşı çıktı ve şöyle dedi: 'Onu uluslararası bir turnuvaya götürmek istiyorum, çünkü bunu yapabileceğine inanıyorum.' Ben de şöyle dedim: 'Eğer bundan eminsen onu yanına almalısın, Ajax'da kalması gerektiğini düşünüyorsan burada kalmalı. Ona bir yıl vereceğim. Göreceğiz. Eğer sen eminsen, elbette ki ben de birinin gönderilmesine yüzde bin karşı çıkarım.'"
ALTYAPILARDA EKSİK OLAN ŞEY…
Cruyff, Ajax’ın başına ilk geldiğinde oyuncu yetiştirme konusunda yapılan yanlışların farkına varır ve takımın geleceğinin bundan etkileneceğini düşünür:
“Yönetime gençlik sözleşmeleri yapmayı bırakmalarını tavsiye ettim. 17 yaşındakilerle sözleşme yapmayın. Ajax’ta bişeyler öğrenmekten mutlu olmalılar. Prensip olarak 17 yaşındaki bir oyuncuyu genç takımda tutmanız gerekir. Eğer burada iyi oynarsa ara sıra A takıma girip atmosferi solumasını sağlayabilirsiniz. 18 yaşına geldiğinde “bunu başardı” deyip geçmiş yıllar için ona ödeme yapabilirsiniz. Ajax’ın 2 tane B takımı var. 15-16 yaşındakilerin oynadığı. Peki ben ne gördüm. Fiziksel olarak yeteri kadar güçlü olmadıkları için geri gönderilen 14 yaşındaki gençler. Bu yaşta gençler hala gelişme çağındadır ve onları geri göndermemeniz gerekir. Özellikle de teknik yönden güçlü olanları. 14-15 yaşlarında ben de ufak tefek bir çocuktum. Ufak tefek insanların iki avantajı oluyor. Küçük olduklarından yakınlarında ne var ne yok daha dikkatli olmak zorundalar. Ve aynı zamanda daha hızlı olmalılar, aksi taltirde biri onları yere indirebilir. Böylece öngörüleri çok gelişiyor. İkinci olarak, teknik yönü güçlü ama fiziksel açıdan zayıf olan biri genellikle iki ayağını da kullanabilme özelliğine sahip oluyor.“
Cruyff, Barcelona yıllarında dahi Ajax ile ilgilenmeyi sürdürdü. Ajax cephesinde susması istenilen adam olsa bile. Ajax’ın Şampiyonlar Ligi’ni kazandığı yıl sadece o Ajax’ın altyapı yaklaşımındaki değişikliğe işaret ediyor ve şiddetle eleştiriyordu. Ajax’ın geleceği bu sistemle tehlikedeydi. Zaman onun haklı olduğunu fazlasıyla gösterdi:
“Ajax'ın altyapı sisteminde eksik olan şey sıradışılık. Her şey vasat. Sıradışılık elbette var. Ama önce bunu görmelisiniz. Bu birincisi. Bunu gördükten sonra gelişmesi için ona olanaklar sunmalısınız. Bir oyuncunun gelişmesine izin vereceksiniz ki, kendini keşfetsin. Çünkü Roy, Van Basten ve Witschge gibi oyuncular hep hata yaparak ve utanarak kendini geliştiren insanlar. Bu çocukları yaş düzeylerinden iki kat yüksek takımlarda oynattık ve onları, bilerek diğer oyuncuların önüne koyduk. Daha yüksek bir düzeyde öyle şamar yediler ki gerçekten anladılar. Çok sert bir eğitim sistemine inanıyorum. Sonra bir sonraki safhaya geçersiniz: futbol oynamayı kazanma düşüncesine dönüştürme aşaması. Burada birçok oyuncunun elendiğini görürsünüz. Neden? Çünkü sahip oldukları yetenekleri kullanıp daha iyi sonuçlar elde etmeyi onlara pek az kişi öğretmistir. Kaliteli futbol ayrı bir konudur, bu kaliteden maksimum verimi almak ayrı. Futbolun en önemli noktası budur. Eğer birisi vermesi gereken verimden daha azını veriyorsa bunun yalnızca iki nedeni olabilir: ya yeteri kadar iyi değildir ya da ondan maksimum verim alınabileceği düşünülen pozisyonu istemiyordur."
BİR BABA GİBİ…
Gençlerin kolay alev alabileceğini bilen Cruyff bir Real karşılaşması öncesi hiç alışık olmadığımız bir şey yapıyor. Bizim gençlerin bu parlamaları konusuna çok aşina olduğumuzda ilginiz çekebilir:
"Takıma iki genç oyuncu koymuştum, bu onların A takımla ilk maçlarıydı ve Real'e karşı oynuyorlardı. Biri Butragueno'yu, diğeri Hugo Sanchez'i tutuyordu. Kolay değildi. Bu yüzden maçtan önce hakemin soyunma odasına gidip ona ilk kez maça çıkan iki oyuncum olduğunu söyledim. Herbiri 17 yaşındaydı. Yanlış bir şey yaparlarsa Zubi'ye (kaleci Zubizaretta) ya da Alexanco'ya söylemesini, onların icabına bakacaklarını söyledim. Çünkü çocukların çok gergin olduklarını tahmin edersiniz.”
Cruyff gerektiğinde yönetimlerle ters düşme pahasına oyuncularını uyarma ve arkalarında durma konusunda da bir baba gibi davranabiliyor. De Boer kardeşler Ajax yönetimi tarafından sunulan sözleşmeleri evlerine götürmeksizin imzalamak zorunda bırakılırlar. Cruyff buna engel olur ve mutlaka bir avukata inceletmeleri gerektiğini söyler. Ayrıca ayakkabı konusunda sponsorlar bu gençlerin kapılarını çalmaktadır. “Çocuklara şu anda paranın onlar için önemli olmadığını, neden bütün markaları deneyip en sevdikleri ayakkabıyı giymeleri gerektiğini söyledim.”