Ve geldik serinin sonuna… Kapanışı teknik direktörler ve onların belki de en fazla kapıştıkları insanlar olan başkanlarla yapacağız. Cruyff’un futbol sistemi ve taktikleri üzerine ortaya koyduğu dehasına ise bu yazılarda girmeyeceğiz. Çünkü bu seri daha çok Cruyff’un insani nitelikleri ve futbolun insani unsurlarına işaret etme çabası üzerine yazıldı. Ancak yorumcusundan teknik direktörüne birçok futbol adamının bunlardan nasibini almadığını söylemekle yetinelim.
YÖNETİCİLER.. CEPHENİN KARŞI TARAFI…
Cruyff’un yöneticilerle ve yönetim kurullarıyla arası hiçbir zaman iyi olmadı. Bunu en iyi Barcelona’nın önceki başkanı Nunez ile yaşadığı çatışmalar gösteriyor. Cruyff, Nunez’i şu cümleyle özetliyor: “Bu tür adamlar futbolu değil kendilerini sevdikleri için başkan olurlar.”
Yöneticileri ise şu şekilde değerlendiriyor: "Bir an geliyor ki bu insanlar olaylara farklı bir açıdan bakıyorlar. Bizimkinden daha farklı bir amaçları var. Profesyonel bir futbolcunun amacı çok basittir: güzel futbol oynamak, keyif almak ve kazanmak. Başka hiçbir şey değil. Hoca bu noktada çok uzakta kalıyor çünkü sahada değil ve işleri yönetmek zorunda. Yöneticiler bir basamak daha uzakta. Onların bakış açısı tamamen farklı. Ama her zaman yanlış olduğunu söylemek istemiyorum. Çünkü onlar normal olarak futbolla ilgisi olmayan durumlar için seçilmişlerdir ve ilgilendikleri tek şey sosyal statüdür. Bunu İspanya'da görebilirsiniz. Bugünlerde oradakı bütün kulüp başkanları müteahhit. Bunun futbolla ya da herhangi bir sporla hiçbir ilgisi yok. Sonra elbette ki tartışmalar ve savaşlar başlıyor."
Barca ile yaşadığı rüya gibi dört sezonunun ardından gelen ilk kötü dönemde protestolar beklenmedik şekilde fazla oluyor:
"Yeni gelen çocuklar korkmuş olabilir ama ben artık umursamıyorum. Barca en iyi teknik direktörlere sahip oldu, en iyi oyuncular bu kulüp için oynadı. Peki tüm bu yıllar boyunca ne kazandılar? Hiçbir şey. Hep Real Madrid'in gölgesinde kaldılar. Neden biliyor musunuz? Çünkü sevilmeyen biri olmak istemediklerinden kimse insanların hoşuna gitmeyecek kararlar almaya cesaret edemedi. Aldıkları her on karardan dokuzu yanlıştı. O yüzden artık kararlar almak zorundalar ve eğer bunu kimse yapamazsa, ben yaparım. İnsanlara hoş görünmek için bir şeyler yapmaya başlamayacak kadar uzun bir süredir bu işteyim. Yani sevimsiz kararların sorumluluğunu da alıyorum. Sonra da insanlar Stoichkov'un ayrılmasını yalnızca benim istediğim izlenimine kapılıyorlar, inanın, bunu herkes istiyordu, ama işler böyle yürüyor işte. Karşınıza her zaman 'Bunun doğru bir karar olduğunu sanmıyorum' diyen biri çıkacaktır."
Öte yandan Barca’da geçirdiği başarılı ama haşarı yıllarından ardından taraftarların sevgilisi haline gelen Stoichkov’un ayrılması Barcelona camiasında çok büyük bir fırtına koparmıştır. Cruyff bu kararı kendisinin verdiğini ve tamamen mantığa dayalı olan karar alma kriterlerini şöyle açıklıyor:
"Biliyorum, işler iyiye giderse ben sorumluyum. Ama işler kötüye gittiğinde sorumlu yine benim. Kendimize Stoichkov ile devam edip etmeyeceğimizi sorduğumuzda onu mercek altına aldık. Üç kriter üzerinde durduk: kişisel, sportif ve ekonomik. Kişisel yönden bakarsak takımın üçte birinden fazlasıyla arası kötüydü ya da arası hiç yoktu. Kendimi saymıyorum bile. Kulübe, takım arkadaşlarına, yönetime ya da hocalarına saygısı yoktu. Yani kişisel yönden kolay bir karardı. Sportif açıdan bakalım. Kimin haklı olduğunu sahada göstermek istiyordu. Bu mantıklı: sportif açıdan benden intikam alabileceği tek yer. Ve keşke alabilseydi. Fakat sezonun ikinci yarısında yalnızca üç gol atmışsanız sportif açıdan söyleyecek hiçbir şeyiniz yok dernektir. Stoichkov çok iyi bir futbolcuydu ve hala da öyle; ama artık bizim işimize yaramıyordu.” Ekonomik yönü ise tartışmaya bile gerek yok.
TEKNİK DİRKTÖR VE KARAKTER…
Hollanda, 1986 Dünya Kupası’na Belçika’dan son dakikalarda yediği gol sonucu gidemez. Teknik direktör Leo Beenhakker ile futbolcuların arası hiç iyi değildir. Bazı oyuncular Belçika’yla ilk karşılaşmadan sonra kumsalda koşmayı reddeder. Beenhakker onlardan şikayet eder basına: “Bazı antrenörler bunu futbolcuların maçla ilgilenmediklerini ve takım ruhuna sahip olmadıklarını göstermek için kullanıyor. Antrenör olarak ya bunu görür ve sonuçlar çıkarırsınız ya da bunu söylemezsiniz. Bu konuda sızlanmazsınız. Dört futbolcu takımla birlikte koşmak istemiyorsa ve siz hangi nedenle olursa olsun onların koşmasını istiyorsanız yapılacak şey çok basit: ‘Beyler koşmak istemiyor musunuz? Tamam o zaman gidebilirsiniz.’ “Harekete geçmez ve sonra şikayet ederseniz, eğer bunu sizin değil de yalnızca oyuncuların hatası olarak görürseniz oyuncuların size saygısı kalmaz.”
ZIT KARAKTERİN FAYDASI…
Cruyff’un en fazla inandığı başarı unsurlarından biri de birbirini tamamlayan, iten ve frenleyen karakterlerin beraber çalışması. Benzer karakterlerin ise birbirlerine hiçbir faydası olamayacağı görüşünde. İş hayatında da böyle değil midir?
"Ben bir idealistim, belki de çok kaotık biriyim. Bu yüzden daima karşı dengeyi kurmalısınız ki -bu Tonnie idi- gerektiğinde yapılması gereken şeylerin yapıldığından emin olsun. Ama deha elbette başkasından gelmeli. Aksi taktirde hem bir dehaya hem de diğer yetilere aynı anda sahip birini bulmanız gerekli. Ama dünya üzerinde böyle birini bulamazsınız. Bu nedenle iki kişi aramanız gerekli."
SORUMLULUK..
Birçok teknik direktör kötü bir karşılaşma sonrası konuşmak istemez. Bu Cruyff için geçerli değil. "Eğer işler kötü gidiyorsa oyuncuları korumak ve onlara her şeyin yakında yoluna gireceği izlenimi vermek zorundasınız. Bu 'yüzden işler iyiye değil de kötüye gittiğinde daha çok röportaj veriyorum. Eğer işler yolundaysa reklama ihtiyacım yok. İhtiyacım olan iç huzurun sağlanması. İşler yolunda gittiğinde gerçekten söyleyecek bir şeyim olmuyor."
FUTBOL VE DUYGUSALLIK…
Aşağıdaki cümleleri sarfedecek insanlara ne kadar ihtiyacımız var değil mi?:
“Benim futbola olan duygusal yaklaşımımdan dolayı çalışabileceğim çok az sayıda kulüp var. Ben yalnızca futbol oynamak isteyen kulüplerin hocalığını yapabilirim: Barcelona, Ajax, belki AC Milan, ama orada stat dışında çalışmakta sorunlar yaşayabilirim, içinde koşu pisti olan bir statta da asla çalışmak istemem. Benim için futbol bir duygudur. Duygu olmadan bu işi yapamam. Kulübede otururken gergin değilimdir. Futbolcular için futbol oynamak neyse kulübede oturmak da benim için odur. Haftanın en önemli olayıdır. Orada eğlenmek isterim. 38 hafta boyunca kulübede sıkıldığınızı düşünebiliyor musunuz? Ben bunu düşünmek bile istemem. Anlayacağınız her kulüp için uygun biri değilim ben."
AMELİYATLAR VE SAKATLIKLAR…
Cruyff 2 kere by-pass ameliyatı geçirir. Ancak bunun dışında ameliyatlardan nefret eder. By-pass sonrası hemen takımın başına geçmesi ve antrenmanlarda oynaması ise inanılmazdır:
“İki kere by-pass geçirdim ama boş zamanlarımda hâlâ futbol oynuyorum. Böyle bir operasyonun sonrasında pek çok kişi o kadar çok korkuyor ki hiçbir şey yapamıyorlar, sokakta bile yürüyemiyorlar. Bu kafa yapısıyla ilgili bir şey. Ben şöyle düşünüyorum: ben kalbimden hayatımın sonuna kadar korkmak için ameliyat olmadım. Şöyle de denebilir, eğer futbol oynamaya ihtiyacım olmasaydı, ameliyata da ihtiyaç duymazdım. Ne demek istediğimi anlıyor musunuz?"
SON NOKTA…
Ve son olarak Rijkaard’ın futbolu bırakma kararı üzerine futbolcular üzerine harika bir yorum yapıyor Cruyff:
“Bunu bir düşünün. Sabah oğlunuza şöyle diyorsunuz: "Okula giderken size şöyle diyor: Sen ne yapacaksın?' Baba da şöyle yanıt veriyor: 'Ben güzel futbol oynayacağım.' Bundan daha iyisi olamaz, değil mi? Ben bile bu sabah 15 dakika oynadım. Hâlâ bundan daha büyük bir keyif yok! Eğer Tanrı size yüksek kalitede iyi futbol oynama yeteneği vermişse bunu her yıl kullanmalısınız. Bunu şu andaki sonuçlara baktığınızda bazı sorunları olması gereken eski bir futbolcu/hoca söylüyor. Deneyimlerimden yola çıkarak konuşuyorum. Sabahları yataktan kalkamayacak, güzel bir kahvaltı yapamayacak ve haftada altı gün biraz antrenman mı yapamayacaksınız? Ve tabi yedinci gün dünyada var olan en harika şeyi, maç yapmayı... Bakın, Frank ancak bir maçtan önce sinirli oyuyor ya da her maçta biraz daha sinirli oluyorsa, futbolu bırakmalı. Ona bunu acil olarak bir kez daha düşünmesini öneriyorum. Futbolu Frank kadar seven biri emekli olmamalı."
Yukarıdaki cümleler bu büyük dehanın konuşmalarından sadece benim seçtiklerim. Ancak bunların her birinin bir özdeyiş niteliğinde olduğunu ve bizim tanık olduğumuz ve yanlış olduğunu hissettiğimiz futbolcu, teknik direktör ve yönetici davranışlarıyla zıt örnekler teşkil ettiğinizi fark ettiniz sanırım. Öte yandan futbolun taktiklerden ve sistemlerden öte çeşitli bileşenlerden oluştuğunu da gösteriyorlar. Umarım bu yazı dizisi futbola ve spora bakışınıza olumlu katkılar yapmış ve futbolun –bana göre- bu en büyük dehasını size biraz olsun tanıtmıştır.