EURO 2008
FUTBOL
DÜNYA'DAN FUTBOL
BASKETBOL
NBA
VOLEYBOL
FORMULA 1
MOTOR SPORLARI
TENİS
OLİMPİYAT
DİĞER
RÖPORTAJLAR
YAZARLAR
Ercan Taner
Güntekin Onay
Cem Dizdar
Can Belge
Kıvanç Koçak
Cevahir Evren
Nurullah Bakır
Nevzat Aydın
Kaan Tunçbilek
Ömer Gözü
Mert Özlü
Adnan Bostancıoğlu
İlker Acun
Dorukhan Acar
Veysel Balkaya
Mehmet Sevinç
Fırat Bayar
CANLI SONUÇLAR
İSTATİSTİKLER
VİDEO
YAYIN AKIŞI
HAFTANIN YAYINLARI
LİNKLER
Ana sayfam yap
NTVMSNBC
NTV
CNBC-e
NBA TV
e2
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
N. Geographic
İletişim

2006: Kahramanların İnsanlaştığı Bir Yıl

Benim gibi sporu futbol ve ülkemiz ile sınırlamak istemeyen yorumcuların aklında, 2006’dan geriye üç büyük kahramanın gözlerde insanlık mertebesine inişi mutlaka kalacaktır: Valentino Rossi, Michael Schumacher ve Zinedine Zidane.


NTVSPOR
Güncelleme: 19:18 TSİ 26 Şubat 2008 Salı

“Kahramansız bir dünya güneşsiz bir dünyadır, kanatsız bir kuştur veya çalmayan bir çandır, çünkü hayalsiz bir dünyada hiçbir şey olduğundan fazlası değildir.” Rock ile tanıştığım ilk yıllarda beni bu müziğe bağlayan şarkılardan biriydi Kiss’in A World Without Heroes’u.

 

Doğru olup olmadığı tartışılır kahramanların gerçekten bu kadar elzem olduğu. Zira onları biraz da kusursuz görmeye çalışan bizleriz. Kahramanlar hakkında ne kadar az şey bilirsek o kadar iyidir bizim için. Bu nedenle birçok kahraman insanların gözünden düşmeden, hayallerinde hep aynı kalmak için çekilir sahneden. “Bir skandal kahraman ile ilgiliyse bu, onu suçüstü yakaladığımız anlamına gelir. Kendimiz yaptığımız halde kahramanımızın yapmasına izin vermediğimiz birçok şey içimizdeki normali bir zaaf olarak gördüğümüzün kanıtıdır. Toplumun ve insanın iki yüzlü yaratılışı bizim tek boyutlu kahramanlarımıza yansıtılmaz.” der Gündüz Vassaf, Cehenneme Övgü’sünde. Biz çelişkili şeyler yapabiliriz, oysa kahramanlar kararlı ve tutarlı olmak zorundadır.

 

Benim gibi sporu futbol ve ülkemiz ile sınırlamak istemeyen yorumcuların aklında, 2006’dan geriye üç büyük kahramanın gözlerde insanlık mertebesine inişi mutlaka kalacaktır. Valentino Rossi, Michael Schumacher ve Zinedine Zidane birçokları için ulaşılmaz derecede mükemmeldiler. Çünkü kendilerine en yakın rakipleriyle bile aralarında uçurum vardı. Oysa bu üç kahraman bu yıl kendi hataları, feveranlıkları veya şanssızlıklarıyla kendilerinin tam tersi rakiplerine kaybettiler.

 

Valentino Rossi, dünyanın en iyi motosikletçisi olarak kabul edilir. En iyi o düşünür, en iyi o hırs yapar, en çılgın odur. Ancak sezona kötü bir giriş yaptı Rossi. Belki aklı deneme sürüşleri yaptığı Ferrari’nin F1 teklifindeydi, belki de sadece motosikletinin çıkardığı sorunlardı. Sezon boyunca liderlik bir anti kahramanda, kazanmak için değil bitirmek için yarışan ABD’li Nicky Hayden’da kaldı. Öyle ki, Hayden’ın kazandığı tek yarış korkarak da olsa ilk kez risk almaya çalıştığı ve rakibinin hata yapması sonucu kazandığı yarıştı. ABD’liler dışında kimse memnun değildi bu durumdan. Kazanmayan, seyircilerin nefesini tutmasına neden olacak mücadelelere girmeyen Hayden’ın lider olması uymuyordu Moto GP’nin ruhuna. Ancak diğer herkes kazanmak uğruna, ya birbirini yarış dışına çıkmaya zorluyor ya da kendileri finiş göremiyordu. Ve Rossi sezonun ikinci yarısında sadece kendisinin yapabileceği bir dönüş yaşadı. İnanılmaz bir performansla son yarışa lider olarak girmeyi başardı. Yarış dışı kalma ihtimali az olduğuna göre kimse başka bir şampiyon hayal etmiyordu artık. Kutlamalar hazırdı onun adına. Hayden bile mucizelere inanmıyordu. Ancak Rossi sezonun son yarışında tamamen kendi bireysel hatasıyla beklenmedik bir anda düşüverdi. Toparlanıp yarışa döndüğünde artık her şey için çok geçti. Bütün sezonun çabası tek bir anda boşa gitmişti. Rossi tamamen insanlara özgü bir hata yapmıştı. Belki gerilimden, belki aşırı güvenden, belki de dikkatsizlikten. Hayden ise uzun yıllardır şampiyon olan ilk anti kahramandı.

 

Michael Schumacher, dünyanın en iyi otomobil sürücüsü kabul edilir. Onun dönüşü de aynı Rossi gibiydi. Haziran ayında tek bir kişi bile onun şampiyon olacağına inanmazken, Ekim ayına gelindiğinde şampiyonluğu kaçırması için bir mucize gerektiğine inanılıyordu. Oysa sondan ikinci yarışta açık ara öndeyken o mucize gerçekleşti. Schumacher otomobilinin nadiren yaşadığı bir problem sonucu yitirdi jübile sezonunda şampiyon olma hayallerini. Ve ilk hedefinin her zaman yarışı bitirmek olduğunu söyleyen Alonso, -Hayden gibi- şampiyonluğu kazandı. Schumacher belki insani bir hata yapmadı, hatta bu yıl her zamankinden daha olgundu –bilerek Villeneuve’e vurduğu yıllara nazaran- ama onun yerini dolduracak bir kahraman varsa çoğu için bu, fantastik Raikkonnen olmalıydı, Alonso değil.

 

Zinedine Zidane ise, bu öykülerin en trajiğini yaşattı bizlere. O da ısrarlar üzerine döndüğü Fransız milli takımı ile kötü başlamıştı Dünya Kupası’na. Ancak o da bir kahraman gibi döndü. İspanya, Brezilya, Portekiz maçlarının yıldızı hep oydu. Ve artık hayatının son karşılaşması bir Dünya Kupası finaliydi. Üstelik golünü de atmıştı finalde. Ancak ne olduysa uzatmada oldu. Önce muhteşem kafa vuruşu Buffon’un muhteşem kurtarışıyla karşılandı. Futbol tarihinde çok ama çok az insan bu kadar büyük bir kahraman olmaya yaklaşmıştı. Bir sonraki kafa vuruşu ise topa eğildi. Kendisine sataşan Materazzi’ye vurduğu kafa, futbol tarihinin olası en muhteşem jübilesini futbol tarihinin en trajik jübilesine dönüştürdü. Artık o da biz insanların zaaflarına sahip biriydi gözlerde. (Bir anda geçmiş yanlışları ortaya döküldü.) Kimse kabul etmese de yaptığı hareket onun yaşamının birikiminden gelen bir hareketti. Fransa Cumhurbaşkanı ertesi gün onu kabul etme büyüklüğü gösterdi, medyanın büyük bir kısmı ve -sadece Fransızlar değil- birçok futbolsever onu destekledi. Ancak o yine de çıkıp hareketi için özür dilemeyi ve yaptığının –özellikle çocuklar için kötü örnek olmasından dolayı- yanlış olduğu anlatmayı doğru buldu.

 

Yılın Görüntüleri...

 

Benim biriktirdiğim bir fotoğraf arşivi yok. Eurosport’un veya NTV’nin foto arşivlerinden hafızamı güçlendirmeyi de uygun görmedim. Tamamen doğaçlama olarak gözümün önüne gelen birkaç görüntüyü paylaşmak istedim.

 

Bunlardan biri Zidane’ın, Dünya Kupası finalinden atıldıktan sonra, asla bir daha kaldıramayacağını bildiği kupanın yanından geçerken ona son bakışıydı. O gözler o kadar çok şey anlatıyordu ki o an. Pişmanlık, gurur, olgunluk, hayal kırıklığı, acı, kısacası her şey vardı.

 

Bir diğeri Fransız teknik direktör Domenech’in Portekizli Ronaldo’yu hakeme şikayet ederken, hakeme elleriyle kameraman taklidi yapmasıydı. Bir teknik direktörün stresi nasıl yenebileceğin ve sinirlerini boşaltmak yerine şikayetini espriye vurmasının en güzel örneğiydi o görüntü. Elleriyle numara gösterip, ayak ucuyla da “basın” hareketi yapmaya çalışan teknik direktörlerle karşılaştırılırsa hele.

 

Bir de Everton – Liverpool karşılaşmasında, aynı kentin iki ezeli rakibinin mücadelesinde, Everton’ın golü sonrası tribünde sıçrayan Everton taraftarlarının arasında, ellerini başlarının arasına almış ve üzüntüyle kasılmış Liverpool taraftarlarıydı. Dünyanın başka bir tarafında, ismi lazım olmayan bir ülkede, taraftarlar rakip futbolcuyu veya sahada herhangi birni öldürebileceğini -veya sakatlayabileceğini- umursamadan eline ne geçerse sahaya atarken, o ülkedeki iki ezeli takımın taraftarları değil iç içe, hatta değil aynı tribüne aynı stada bile oturamazken, Liverpool’da insanlık evrimin başka bir aşamasına geçmişti.

 

Hepinizin yeni yılını ve Kurban Bayramı’nı kutluyor, 2007’nin hepimiz için olumlu bir yıl olmasını diliyorum.

 

Not: Yazarken değinince aklıma geldi. Bence dünyada yılın futbolcusuna layık olacak bir futbolcu varsa bu kişi Cannavaro olmamalıydı. Özellikle de Buffon varken.

NTV Spor paketine abone olmak için tıklayın
   • En çok puan alan haberler
 Cenk GÜRKAN - Ankara 01 Ocak 2007, Pazartesi 15:04  
Öyle güzel anlatılmış ki 2006 nın görüntüleri; sanki tüm görüntüler film şeriti gibi gözümde yeniden geçti.
 anti böyükler - Mersin 01 Ocak 2007, Pazartesi 13:22  
giden gider bize ne?bu gün onlar -zizu şumi -yok.eksik olsunlar.olanlar bize yeter.efsane olmaları şart değil. adam-gibi oynayıp gönlümüzü sıcak tutsunlar yeter.ole hamilton ole alonso ole messi ve de ronaldinho
 hasan topaloğlu - Aksaray 31 Aralık 2006, Pazar 11:42  
bence arkadaş zizou hakkında doğruları söylemış.dünyada onun gibi futbolcu yok çünkü kimse onu eleştirmedi.teşekürler   ZİZOU

ARAMA: