Şükür Allah'a, futbola hasretimiz sona erdi. Turkcell Süper Lig'imizin ikinci devresi, vatana, millete hayırlı, uğurlu olsun.
Ve ikinci yarının açılış maçı, benim açımdan performansını en çok merak ettiğim takımlardan biri olan Erciyesspor ile lider Fenerbahçe arasındaydı. Bir takımın performansını merak etmeniz için iki önemli değişiklik olabilir. Ya çok sayıda futbolcu transfer etmiş ve kadrosunu yenilemiştir, ya da teknik direktör değişikliğine gitmiştir. Bu bakımdan, "futbolcu olsam asla aynı takımda çalışmak istemeyeceğim adam" imajının bir numaralı sahibi Werner Lorant yerine Türk futbolunun gelmiş geçmiş en kariyerli oyuncusu, Galatasaray'ın "Büyük" kaptanı Bülent Korkmaz, hem de ilk birinci adamlık tecrübesini yaşamak üzere Kayseri Erciyesspor ile anlaşınca, maçın kıymetini de artırmıştı.
Ligin ilk yarısında TV'den yayınlanan maçlar dışında 'ki o maçlarda futbolcuların yaklaşımı gerçekten farklı olabiliyor', bir kere de stattan canlı olarak Konyaspor maçını izlemiş, Erciyesspor hakkındaki son kalan umutlarımı da Kayseri Atatürk Stadı kapalısında bırakıp dönmüştüm. Tecrübeli oyuncuların inançlarını kaybettiği, gençlerin ne yapacağını bilmediği, taraftarın sırt çevirdiği bir Erciyesspor vardı.
Ancak Bülent Korkmaz'ın gelişi, ilk izlenimlerimize göre, bu kasvetli havayı dağıtmış. Futbola hasretin ve rakibin Fenerbahçe olmasının da payı vardır muhakkak ancak tribünlerin böylesi soğuk bir havada, Cuma akşamı tıklım tıklım dolması benim adıma önemliydi. Cenk, Timuçin, Lazarov, Fadhel gibi tecrübeli isimlerin maça olan inançları gibi.
Daha da önemlisi, kulübedeki Kürşat dışında yeni transferi olmayan Erciyesspor'un sahaya kimlerle ve hangi dizilişle çıkacağıydı. Korkmaz'ın yaklaşımı hakkında da bir şeyler kestirebilirdik böylelikle.
Sahadaki 11 oyuncudan 6'sı, sezon içinde esas mevkileri olarak düşünülen yerlerden farklı pozisyonlarda sahadalardı. İlhan Özbay, nedendir bilinmez, sağaçık damgası yemişti son zamanlarda ancak Fenerbahçe önünde öz mevkii olan sağ bek olarak sahadaydı. Özgür ve Gökhan'dan müteşekkil tandem, bir Korkmaz keşfi idi ve bir maç için kendilerine verilen vazifeyi yerine getirdiler. 'Yeni bir yabancı stoper imza aşamasında diye okuyoruz ve Kürşat Erciyesspor ile anlaştı.' Lazarov, Hagi sonrası Hagiliğe en yakın bulduğum oyunculardan biridir hep, tembel forvet yerine sol açık olarak değerlendirilmişti. Eren, Beylerbeyi ve Eskişehirspor'un gol makinesi, Gerets'in geçen sezon başında Galatasaray'da şans vermediği bir oyuncu olarak Korkmaz'ın takımında sağaçık pozisyonundaydı. Son olarak da Djalovic, santrafor olarak bildiğimiz oyuncu, Cenk'in arkasında açık kollayan, hücum organizasyonlarını üstlenen oyuncu görevini yapıyordu.
Bu saydıklarımızın her biri, ayrı ayrı teknik direktör tasarrufudur. Eleştiriye açık hamlelerdir, risktir. Tutmaz ise takımın kaderi ile oynamış olursunuz. Ama Korkmaz'ın tüm bu hamleleri, hususen maçın ilk devresinde, son derece başarılı oldu.
Sonrasında, ilk yarıdaki tempo ve hırsın da etkisi ile, fiziksel düşüşler yaşanırken gelen Serge Die ve Timuçin hamleleri de yerli yerindeydi. Fener baskısı altında gelen birkaç pozisyon savuşturulduktan sonra orta alan oyuncularının aşırı motivasyon sonucu, anlık bir konsantrasyon kaybı, Alex'in güzel golü ve kaybedilen 2 puan ile sonuçlandı.
Şimdi Erciyes adına mesele şu; Bu takım Lorantlı zamanlarında Galatasaray önünde de yaklaşık bu seviyede futbol oynamıştı. Performans bu maça özel bir durum mu? Yoksa bundan sonra da sürdürülebilir bir performans mı? Gönlümden geçen ve inandığım, Korkmaz ile Erciyesspor'un, tıpkı Sağlam ile Kayserispor'da olduğu gibi, güzel bir ivme yakalayacağı ve başarılı olacağıdır. Sonucunu zaman gösterecek.
Fenerbahçe cephesinden olaya baktığımızda ise sakatlıklar ve cezalar neticesinde son derece kötü bir savunma kurgusu ile oynamak zorunda kaldıklarını görüyoruz. Deniz Barış'ın, kale dahil her mevkide oynatılabileceğini ancak çizgi savunmanın göbeğinde oynamaması gerektiğini senelerdir söyleyen bir insan olarak, bu tezimi yineliyorum. Kale+savunmada görev alan 5 oyuncudan 3'ü, esas oyuncular değildi dün sahaya çıkan 11'de. Hoş yenen o tuhaf golün yaratıcıları da esas olduğunu düşündüğümüz kalan iki kişi, Volkan ve Edu idiler.
Volkan için bir paragraf açalım. Bazı isimler, futbol oynadıkları dönemin yarattığı bazı özel koşullar münasebetiyle, diğer oyunculardan daha fazla tolerans görürler. Volkan da o isimlerden biri. Türk futbol kamuoyu top yekun Volkan'ın iyi bir kaleci olduğuna inandı ve ona yatırım yapılmasını destekledi. Hatalarına göz yumdu, yüksek sesle tepki vermedi. Ama bu sabrın da sınırları var ve Volkan o sınırları zorluyor. Yenen goldeki çıkışını bize bir müsait zamanında gerekçeleri ve mantığı ile birlikte anlatsın, kendisinden başka bir şey istemiyoruz.
Bir de futbol dışı unsur var Fenerbahçe adına. Fenerbahçe'nin, tez elden şu sözleşme işlerini halletmesi gerekiyor. Bugüne kadar ve hala Galatasaray için sorun olan sözleşme yenilemeleri, bu sefer Fenerbahçe'nin canını yakabilir. Adı, kariyeri ne olursa olsun, transfer konusu düştü mü zihinlere, futbolcuyu konsantre etmek zorlaşıyor. Ve Fenerbahçe'de direkt olarak oynayan birden çok oyuncunun transferi söz konusu olunca, zihinlerdeki soru işaretlerini silebilmek için Fenerbahçe yönetimin adım atması gerekliliği öne çıkıyor. Bizden uyarması…