Yazın cehennemi sıcağında futbolcuları dehidrasyondan öldürme amacıyla başlayan ligimiz bahar gibi günlerde Avrupa’nın en uzun arasını verdikten sonra, dondurucu soğuklarda yeniden başladı! (Soru: Yukarıdaki cümlede yer alan matıksızlıkları bulunuz.) Bunu başaran Federasyonumuzu ve onlara bu güzel önerileri yapan Milli Takımlar Sorumlularımızı kutluyorum.
Ancak ligin başlamasıyla beraber dehşet verici başka bir sorunla karşılaştık. Önce Adana Demirspor, Federayona talepte bulunarak “Hepimiz Hrant’ın Hepimiz Ermeniyiz” yazılı pankartla maça çıkma isteğini iletti. Bunun üzerine, “el değmemiş lig istiyoruz” gibi eğitici pankartlara izin veren düşünceli Federasyonumuz!, bu ülkede böyle bir pankartın “gitti sizin Türklük, Ermeni oldunuz artık siz” gibi algılayabilecek reşit olmayan veya ilkel vatandaşlar bulunabileceğini düşünerek Adana Demirspor’a izin vermedi! Üstelik 3 gün sonra sözkonusu kulübün başkanı ne kadar büyük bir hata yaptığını kabullenerek af diledi. Oysa keşke bu güzide Federasyonumuz bir gazetecinin ve düşünürün öldürüldüğü hafta saygı duruşu veya siyah bant gibi öneriler getirebilseydi de FIFA’nın kendisini başka konularda da anmasını sağlasaydı. Fazla şey mi bekledim? Evet galiba.
Her neyse, daha sonrası iyice kanımızı dondurur. Önce Malatya – Elazığ karşılaşmasında karşımıza çıkan -yukarıda bahsettiğim ilkellik veya çocukluk seviyesindeki- kimi vatandaşlarımız, hem Ermenilere!!! hem de karşı tarafın seyircisine acıtacak bir darbe vurmak için bir pankart açar ve slogan atar. Karşı taraf da rahat durmaz ve diğer takım taraftarını bir terör örgütüne üyelikle suçlar! Sonra yaralılar falan filan. Ardından Karşıyaka – Diyarbakır karşılaşmasına gideriz ve benzer bir sahne orada da yaşanır. Komik değil mi? Hiç de değil..
Aslında trajik. Bu olayın, ırkçıların en fazla olduğu Avrupa ülkelerinde bile yaşansa insana ne kadar saçma geleceğini düşünebiliyor musunuz? Fransızlar bağırsa, Cezayirli St.Ettienne veya Almanlar bağırsa Yahudi Hannover!!! Herhalde yargı unsurları böyle bağıran insanların suçlu mu deli mi olduklarına karar veremezler. Biz maalesef bizdekilerin deli olmadıklarını biliyoruz ve bu olayların açıkça suç olarak tanımlanmadıkça ve sert bir şekilde müdahale edilmedikçe nerelere kadar büyüyebileceğini dahi bilmiyoruz.
Tabii bu arada, bu sloganların kaynağı olan ve Türkiye tarihinin en anlamlı eylemlerinden birinde kullanılan pankartlarla yaratılması amaçlanan empatiyi anlamaktan yoksun bazı yaşlı başlı politikacılarımızı, -düşündüklerini söyledikleri için mahkemelere çağrılan- yazarların kafasına yumurta vb atan koca koca reşit! insanlarımızı da unutmamak lazım. Kendilerine oyuncak arar gibi sürekli bir öteki arayan, bir öteki bulduklarında -oyuncaklarını hemen kıran çocuklar gibi- onu yoketmeye odaklanan ve hemen başka bir öteki arayışına yönelen reşit olmayan insanları.
ÜRETİLMİŞ İNSANLAR
Son zamanlarda Battlestar Galactica adında bir dizi yayınlanıyor CNBC-E kanalında. Dizinin kötü karakterleri, insanların ürettiği ve zamanla insanlara başkaldıran makineler. Hatta bu makineler daha da ileri gidiyor ve kanıyla canıyla insana tıpatıp benzeyen kopyalar üretiyorlar. Daha sonra bu kopyalar insanların arasına yollanıyor. Bunlardan bazıları içlerindeki yok etme arzusu ve göreviyle savaşıyor ve zamanla vicdan kazanarak insani duygular yeşertiyorlar. Ancak çoğu, kötü emellerine ulaşmak için her yolu deniyorlar. Hatta insanları kelime oyunlarıyla birbirine düşürmek için programlanmış olan oldukça başarılı bir türleri bile var.
Ne alaka demeyin! Özellikle tribünlerdeki (her türlü tribündeki: politika, basın, toplum vb) bu kişilerin aslında malum ideolojilerle üretilmiş insanlar olduğunu, beyinlerine bazı düşüncelerin hiçbir mantık aramadan kopyalanmış olduğunu ve bazılarının vicdanlarıyla savaşarak içlerindeki insani değerleri yeşerttiğini söylemek hiç de mantıksız gelmiyor.
BİR REŞİT GÖSTERENE KRALLIĞIMI…
Ve tüm bunların üzerine yazar sormaya başlar: “Bu ülkede reşit insan var mı ki, Hrant Dink’in katili reşit değilmiş diyoruz?” Sonra da düşünür taşınır ve der ki “Aslında genç nüfusumuz Avrupa’nın sandığından çok daha fazlaymış!!!”
Ve yazarınız tam yazısını bitirmek üzereyken, Adalet Bakanı’nın açıklamasını duyar: “Avrupa Birliği ülkelerinde de 301 gibi yasalar var.” Herhalde kanallar konuşmanın devamını yayınlamadılar. Ki muhtemelen sayın bakanımız “ama o ülkelerde bu yasa tek bir ırkın lehine kullanılmıyor, kimse bu yasaya dayanıp saçma sapan gerekçelerle açılan davaların sanığı olmuyor, bu sanıklarına saldırılmıyor, hatta o yasa yüzünden insanların hayatı cehenneme çevrilip sonra da o insanlar öldürülmüyor.” demiş olmalı. Yoksa?
Beşiktaş mı? Keşke bu vahim olayları yaşamasaydık da Türkiye’nin son zamanlarda en renkli kulübü Beşiktaş’ı doyasıya değerlendirebilseydik. Ancak bunun için gelecek haftayı bekleyeceksiniz...