İlk yarının son haftalarıyla tırmanışa geçen gol sıkıntısı bu hafta tavan yaptı: 9 maçta 12 gol. Konyaspor-Denizlispor maçını çıkarırsanız 8 maçta 6 (altı) gol. Ligin özetini veren tipik bir Pazar akşamı programının bize sunabileceği gol sayısı bu!
Yine ilginç bir nokta, naklen yayınlanan dört maçın üçünün 0-0 bitmesi. Bursaspor-Erciyesspor maçı da bu haftaki dördüncü 0-0. Daha önce, dört 0-0’ın gerçekleştiği bir hafta daha oldu mu bilmiyorum, herhalde Tanıl Bora yarınki yazısında bu konuya bir açıklık getirecektir.
Lider Fenerbahçe’ye gelmeden önce haftanın genel karakteristiğine bütünüyle aykırı kalan Konyaspor-Denizlispor maçıyla başlayalım. Birçok yerde olduğu gibi, Konya’da da sahadaki karın kale arkalarına yığıldığı, beyaz yamalı açık yeşil bir zemin vardı. Fakat burada bu zemin, diğerlerinde olduğu gibi gol atmayı zorlaştıracak yerde özendirmeyi tercih etti. Kale arkalarına yığılı kar, beyaz fileler ve açık sarı top kompozisyonu benim gözümü körleştirmeye yetiyor. Herhalde futbolcular için vaziyet bu kadar vahim değildi ama bazı goller onların da “görüş sıkıntısı” yaşadığı hissi verdi. Denizlispor açısından işin tatsız tarafı, maçın hemen başında kasıt olmadığı için hakemin Denizli lehine penaltı vermemekte haklı olduğu bir tartışmalı pozisyonun mukabilinde yine penaltı gibi olmayan bir pozisyonun kendi aleyhlerine çalınmasıydı. Bu şok golün bir dakika arkasından Tayfun’un muhtemelen kalecinin körleşeceğine güvenerek uydurduğu çok uzun menzilli şutun da kaleye girmesi, maçı başlar başlamaz bitirmiş oldu bir anlamda. Velhasıl, Konyaspor bu ağır zeminde, şansının yardımıyla erkenden bulduğu gollerle rakibi çökertip sezonun en iyi oyunlarından birini oynadı ve Denizlispor’u 5-1 gibi bir skorla geçmeyi başardı. Nurullah Hoca’ya tebrikler. Konyaspor ikinci yarıya dört puanla başlıyor. Hedefleri açısından gayet tatminkâr. Şu anda beşinci sıraya çıkmış vaziyetteler. Sıfır puanla başlayan Denizlispor ise yine ilk yarıda olduğu gibi sonradan açılma ümidinde herhalde.
Lidere dönelim. Naklen yayına çıkan maçlarda gol unsurunun bulunduğu tek maç; Fenerbahçe-Gençlerbirliği. İki takım hafta içi kupa için Kadıköy’de seyircisiz sahne almışlardı, dört gün sonra ise İzmir’de karşılaştılar. İki maç da, aynı gol sırası izlenerek 2-1 Fenerbahçe’nin üstünlüğüyle sona erdi.
Fenerbahçe’nin her maçı rahat kazanmak gibi bir görevi olduğu ve İzmir’de zorlandığı için Fenerbahçe’nin kötü, Gençlerbirliği’nin iyi olduğu inancı hâkim. Aslında sırf bu maça bakınca çok yanlış da değil, fakat medyanın hep ikinci plana ittiği takımlar açısından, bu yerleşik kanıyı biraz yerinden oynatmak gerekiyor sanki. Gençlerbirliği’nin iyi olduğu itiraf edilen her cümlede Fenerbahçe’nin kötülüğü de vurgulanırsa, Gençlerbirliği nezaketen övülmüş olmakla kalır, ortaya, Fenerbahçe kötü olmasa, Gençlerbirliği de iyi olamazdı gibi tek taraflı bir görüş çıkar. Oysa İzmir’de Gençlerbirliği işin savunma yönünü hakikaten çok iyi yaptı. İlk hafta Sivas karşısında dökülen Alkaralar kupa maçında iyice tarttıkları Fenerbahçe’yi, meselâ Tuncay’ın çok etkli oyununa rağmen etkisiz kılmayı becerdiler. Ama onlar da hücumda cılız kaldılar. Geriye düştükten sonra berberliği bulmaları önemli. Sonuçta rakibine oyunda üstünlük kuramayan Fenerbahçe’yi galibiyete Tuncay’ın yeteneği ve azmi taşıdı. İlk hafta kapanan fark böylece yeniden açıldı. Gençlerbirliği ise bir kötü, bir de iyi oyun sonunda ikinci yarıya 0 puanla başlamış oldu.
İkinci yarıya liderle puan farkını kapatarak başlayan Galatasaray ve Beşiktaş bu hafta iki zorlu Doğu deplasmanındaydı. Stat yetkililerinin aldığı önlemlerle zemini kardan büyük ölçüde korunan Kayseri’de Galatasaray’ı yine de buzlu ve ağır bir zemin bekliyordu: İnsanın görür görmez burada gol falan olmaz diyeceği türden... Ve yine o sarı top!
Maçın hemen başında Mondragon topun değiştirilmesini isteyince şu eski tip turuncumsu toplardan biri gelecek sandım ama Kolombiyalı’nın derdi topun basıncıylaymış meğer. Galatasaray Ankaraspor maçından farklı olarak, sakatlanan Hakan’ın yerine İnamoto’nun yanında Ayhan’la, deplasmanda olduğunun bilincinde çıktı maça. Fakat bir yandan da Gençlerbirliği’ni yenen Fenerbahçe’den geri düşmemek için bu buzlu zeminde acilen gol bulmak gibi bir endişe de taşıyarak, bir garip çelişki içinde... Bir nevi balerin futbolcu Arda’dan bu zeminde fayda gelmeyeceği açıktı, Galatasaray’dan kiralık Uğur Uçar da onu çok iyi marke edince, en silik maçını oynadı Arda. Kayserispor genel olarak zaten rakibe alan bırakmamayı iyi beceriyor. Bu sefer, Trabzonspor maçına göre hücumda da daha etkili oldular ama Gökhan şanslı gününde değildi. İki tarafın da maçı kazanmak için çok inandırıcı bir istek duyduğunu söyleyemeyiz herhalde. Belki maçın sonuna doğru Galatasaray’da artan panik hali böyle bir istek olduğundan kuşkulanmamıza sebep olabilir ama, bu da Galatasaray’ın maçı kazanmayı hak ettiğini söylememize kâfi gelmiyor.
İkinci yarıya “ikna edici” galibiyetlerle başlayan iki takım, Gaziantepspor ve Beşiktaş. Bu haftaki 0-0’ların içinde yine en seyredilebilir olanı da bu maçtı. Beşiktaş Vestel’e karşı oynarken kendi hücum alanında bulduğu rahatlığı Gaziantepspor karşısında bulamadı. Dolayısıyla “muheteşem Beşiktaş” tabirini kolay telaffuz edilir kılan görüntü yoktu Antep’te. Yine de bu 0-0, Beşiktaş’ta ikinci yarıyla birlikte başlayan yükselişin balon olduğuna dair bir gösterge değil. En azından şimdilik böyle bir saptamada bulunmaya gerek yok. İlk yarıda, teknik beceri yerine istihdam fazlasıyla savunma yapıp, yine de gol yiyince bu sefer aşırı istihdamı hücuma yönelterek kalesinde çuvalla gol pozisyonu veren Beşiktaş, şimdilerde daha teknik bir savunma anlayışıyla oyunu daha ofansif kurgulayabiliyor gibi geliyor bana. Antep karşısında da oyunun hem savunma hem hücum yönünde olumlu göründüler. Golsüzlüğü de ilk maçta üç çeken Nobre’nin yokluğuna bağlayabiliriz belki. İlk yarıyı tehlikeli bölgenin içinde bitiren Gaziantepspor da Erdoğan Arıca’yla ikinci yarıya dört puanla başladı. Muhetemelen oralarda fazla kalmayacaklar.
Kayserispor gibi, iki haftada iki 0-0 çeken diğer takım da Trabzonspor. Genel gidişata bakınca Vestel Manisaspor-Trabzonspor maçını kısırlıktan kurtaracak tarafın hem atacaklarıyla, hem de yiyecekleriyle Vestel Manisa olması beklenirdi. Fakat Ersun Yanal iki Beşiktaş maçında aldığı dersten sonra daha temkinli olmak zorunda kaldı herhalde. Ziya Hoca’nın evhamlı olduğunu biliriz zaten, Ersun Hoca da tedbiri öne çıkarınca iki tarafın da birbirine gücünün yetmediği, tam bir beraberlik maçı oldu. Ve bu harbiden azimle kazanılmış beraberlik, iki tarafın da işine yaramadı. Zira iki taraf da daha aşağı düşmemenin değil, daha yukarı çıkabilmenin hesapları içinde henüz! Bir puan Trabzonspor’u bir sıra yükseltti, ama dipten kopamadılar. Önümüzdeki hafta üç puan üstlerindeki Gaziantepspor’u ağırlayacaklar. Liderlikten dördüncülüğe inen Vestel’in şimdiki konumunu ise tam altı takım tehdit ediyor. Bu hafta Galatasaray’a konuk olacaklar.
İkinci yarının lideri ise Sivasspor! Ben de dahil, erken ötenleri madur eden takımların başında geliyorlar. Kendi sahasında bile maç kazanamayan sakar bir takım ve potansiyel ikinci lig yolcusu gibi görünürlerken, özellikle tecrübesiz Bülent Uygun’un gelişiyle yakaladıkları performans müthiş bir sürpriz aslında. Devreye iki galibiyetle başlayarak yedinci sıraya yükseldiler, Beşiktaş’ın beş puan gerisindeler. Bu hafta da, yağmura alışık Rizespor’u kara boğup, bembeyaz zeminde karambole getirdiler diyelim. Rizespor tarafı ise zeminden şikâyet ediyor. Haklılar, zeminden ve toptan ben de şikâyet edebilirim ama, yanlış hatırlamıyorsam ilk yarı boyunca Rize’ye giden her takım da Rize’nin sahasından şikâyetçi olmuştu; deplasmanda olmak biraz da böyle bir şey işte. Yeniden Trabzonspor’un arkasına düştüler. Haftaya lideri ağırlıyorlar.
Diğer gollü maçlara geçmeden Bursaspor’la Erciyesspor’un da 0-0’ına kısaca değinelim. Timsahlar Engin İpekoğlu döneminde önemli bir çıkış yaptılar. İkinci yarıya ise iki beraberlikle başlamış oldular. Kaybettikleri dört puanın onlara etkisi, dördüncü olabilecekken onuncu olmak! Bu hem Bursaspor’un durumuna hem de ligin durumuna güzel bir örnek. Bursaspor sezon başından beri zirveye tırmanma şansını hep böyle maçlarla tepti. Anlaşılan bu sezonu orta sırlarda iki aşağı, üç yukarı gide gele bitirecekler. Erciyesspor’un bugüne kadar aldığı iki galibiyeten biri Bursaspor’a karşıydı, deplasmanda da yenilmediler. Bülent Korkmaz geleli beri Erciyes’te bir toparlanma hali var gibi gözüküyor. En azından kolay yenilen bir takım olmaktan uzaklaşıyorlar. Fakat ciddi bir azim ve dirençle kazanılan bu beraberlikler de, o konumda karın doyurmuyor. Bir yenilgi halinde “olmuyor işte” diye çözülmelerini tecrübesiz Bülent Korkmaz engelleyebilir mi, mesele bu şimdilik.
Ankaraspor-Ankaragücü maçı haftanın ilginç karşılaşmalarından biriydi. Maç öncesi yaşanan stat polemiğiyle gerilen takımlar müthiş bir puan mücadelesi verdi ve maçın başlarında Hürriyet’in attığı golle kazanan Ankaraspor oldu. Ceyhun’u Trabzonspor’a verip yerini Yordanov’la doldurmayı hesap eden Ankaragücü ikinci yarıya galibiyetsiz başlayan takımlardan biri. Fakat Ankaraspor karşısında yenilgiyi hak ettikleri de söylenemez. Maçın 60 dakikalık bölümünü tek kale oynadıkları anlaşılıyor. Ve çok pozisyon buldukları görülüyor. Özellikle Bebbe’nin volesini çıkaran kaleci Hakan bence maçın tartışmasız yıldızı. Altın golün sahibi Hürriyet’in demeci “rakibe fazla pozisyon vermedik” şeklinde. Yine kendi kendime diyorum ki, “benim futbol cehaletim bu boyutlar da vardı belli ki sonunda”... Neyse, Ankaragüçlü futbolcuların tamamı sayısız gol kaçırmaktan şikâyet edince, yine futbolun büsbütün öznel bir mevzu olduğunu hatırlayıp rahatladım. Bence, çok kaçırdılar.
Sona kalan maç aslında haftanın en kritik maçı: Antalyaspor hemen altındaki Sakaryaspor’u ağırladı ve Ali Bilgin’in seksenden sonra gelen hayatî golüyle bu maçı 1-0 kazandı. Türkiye genelinin aksine yemyeşil bir zemin vardı Antalya’da. Fakat gol atma ve yeme konusunda iki takımın da çok kabarık istatistikleri olduğu söylenemez, bu maçtan da tek gol çıkabildi sonuçta. Geçen haftaki değerlendirmede “bu maçı kaybeden yanar” demiştim, Sakaryaspor yandı mı yani? Kümede kalmak için, en azından dört puan üstlerindeki Antalyaspor’u geçmeleri lazım ki, ikili averajda da geride kaldılar artık. Demek ki asgari beş puanlık fark kapatmaları lazım. Evet, yandılar demek için erken ama işleri çok zorlaştı şimdi. Antalyaspor ise Denizlispor’un yenilmesiyle düşme hattından çıktı şimdilik. İki takım da haftaya evlerinde olacaklar, fakat flaş ekiplerle karşılaşacaklar. Sakarya’nın konuğu Sivasspor. Antalya’nınki ise Konyaspor...
Toplam 12 gol, Maraton’un “Top 10”una ziyadesiyle sevimsizliğin girmesine sebep olmuştur. Ama Gençlerli Mehmet Nas’ın golü, 50 gol içinde bile birinci gelebilecek güzellikteydi. Bakalım haftaya kaç gol görebileceğiz!