Kayserispor gerçekten iyi bir takım. Ve bu iyilik halinin artık dönemsel bir durum olmadığı, Ertuğrul Sağlam’ın pek karmaşık olmayan ancak iyi niyetle mücadeleye, açıkçası inanca dayalı sisteminin artık isimlere bağımlılıktan kurtulduğunu görmek sevindirici. Takımlarımız iyi kadrolara bağlı başarılar yakaladıklarında genelde bu başarı uzun ömürlü olamıyor ancak sisteme bağlı olduğunda durum daha değişik. Burada sistemden ne kastettiğimizi de bir miktar açalım. Sahaya dizilişi sembolize eden rakamlardan bahsetmiyoruz. Topyekun bir futbol organizasyonundan bahsediyoruz. Transferleri, altyapısı, oyun anlayışı ile.
Kayserispor, örneğin transfer konusunda, yüksek isabetli bir başarı yakaladı bu sezon. Mendez ve Toledo transferleri tam isabet. Iglesias faydalı bir oyuncu. Eder’i de bekleyip göreceğiz. Hamid Kavianpour’da yaşadıkları doping hayal kırıklığı dışında, yerli ve yabancı transferlerde çok başarılı oldular. Gökhan ve Mehmet Topuz dışında, Aydın, Uğur, Tayfun, Ragip, İlhan, Fatih, Bülent ve son olarak Kemal’in performanslarındaki artış Türk futbolu için sevindirici. Geçmişte çeşitli kereler milli takım için önerdiğimiz Aydın Toscalı’nın Gürcistan maçı için aday kadroya çağırılmış oluşu da önemli bir gelişme.
Hal bu iken, Kayseri deplasmanından puan çıkaran her takım için bu, takımın hedeflerine göre göreceli olarak değişecek büyüklükte bir başarıyı ifade eder.
Peki Galatasaray bu maçı kazanamaz mıydı? Ya da soruyu değiştirelim, kazanmalı mıydı? Elbette kazanmalıydı, şampiyonluk yolundaki hedeflere ulaşmak için. İlk oynanan iki lig ve bir de kupa maçı gösteriyor ki, ilk yarı savunmada yaşanan sorunlar ve takımın kolay gol yeme hastalığı, takımın hazırlıklarında savunmaya ağırlık verilmesine sebebiyet vermiş. Evet, takım 3 maçta gol yemedi ve eskisi kadar bariz hatalarla pozisyon vermiyor. Kalanlara da Mondragon tecrübesi ve formu ile geçiş izni vermiyor.
Ancak bu maç kazanmak için yeterli değil. Şampiyon olmak için de tek başına yeterli değil. Hücum etmesi ve gol atması da şart. Geçen yıl Galatasaray’ı başarıya taşıyan çok varyasyonlu, hızlı yerden paslaşmalara ve önlü arkalı bindirmelere dayalı futbol anlayışı, bu sezon için istikrarlı şekilde uygulanamıyor.
Okan ve Hasan Kabze oyuna girdikten, Ilic üzerindeki ağırlığı attıktan sonra, yani maçın son yarım saatinde Galatasaray’ın biraz daha etkili olduğunu gördük ama yetmedi. İlk yarıdaki felaket futbol için ise söyleyebileceğimiz şey, tıpkı geçen hafta olduğu gibi, enerjisizliktir. Ve bu soruna da bir çözüm var mı, git gide ümidimi kaybediyorum açıkçası.
Ve hücum konusuna gelince, özel bir paragraf açmamız gereken bir isim daha var: Arda Turan. Beklenenin çok üzerinde bir performans ile Galatasaray’a ilk yarıda önemli katkılar sağlayan genç oyuncu, iklim koşullarıyla da alakalı olduğunu düşündüğüm, ciddi bir gerileme yaşıyor. Formsuz bir dönem geçiriyor olması, erken de form yakalamış genç bir oyuncu olması sebebiyle, kabul edilebilir birşey. Ve 1 birim olan formsuzluğu, çok iyi biliyorum ki medyanın da üzerine gitmesi ile 10 birim olarak algılanacak, hem kamuoyu, hem de kendisi tarafından. Burada vazife teknik kadro ve taraftara düşüyor. Teknik kadro bu medya baskısını hissettirmemeli, taraftar ise ilk maçla birlikte desteğini açıkça ortaya koymalıdır.
Sonuç olarak esasen başarı olarak nitelendirilebilecek bir beraberlik, Galatasaray için önemli kayıp olarak haneye yazıldı. Ve önemli bir gerçek, birkez daha ortaya çıktı; Kayserispor çok doğru bir yolda, güzel bir takımdır.