Galatasaray ve Ümit Karan adına alınan galibiyet ve atılan goller muhteşem. Her şeyden önce bunun altını çizelim ki yazının ilerleyen safhalarında Vestel Manisaspor ile ilgili eleştirileri okuduğunuz zaman, Galatasaray ve Ümit Karan’ın başarısını gölgelemek istediğimi düşünmeyesiniz. Maçı da değerlendireceğiz ama önce şu Manisaspor meselesini bir masaya yatıralım.
Manisaspor’u ilk devre Kayseri’de canlı izleme olanağı bulmuştum, imkanlar dahilinde TV’den izlemişliklerimin yanı sıra. Tıpkı Beşiktaş maçlarında olduğu gibi, Galatasaray önünde de gördüklerime inanamadım desem yeridir. Kısaca özetleyeyim nasıl oynadığını Manisaspor’un, izleyen ve izlemeyenler ondan sonda tekrar bir düşünsünler.
Savunmanın göbeğinde maça Burak ve Kalabane başladılar. Ümit Bozkurt, geçmişin modern liberoları gibi hücumda orta alan kalabalığına katılıyor, savunmada ise bahsettiğimiz ikilinin göbeğinde pozisyon alıyordu. Sağ bek pozisyonunda görev alan Okan Koç ve sol bek Şener Aşkaroğlu (ki ikisi de tartışmasız ofansif karakterli baskın olan isimlerdir) takımın kanatlardaki doğrudan ya da dolaylı görev alan tek adamlarıydı. Ne doğru dürüst savunma yapabildiler, ne de hakkıyla hücum edebildiler. Savunmanın önünde Selçuk ve Uğur İnceman, onların önünde Zelenka, ileride ise Holosko ve Reinaldo ile sahadaydı Yanal’ın takımı.
Planları neydi bilinmez, ama icraatları şöyle oldu; Savunmada 2 stoper tüm Galatasaray hücumcuları ile baş başa kaldı. Haliyle Ümit Karan da cezaları kesti. Galatasaray’ın Inamoto ile kapatmaya çalıştığı alandan faydalanmak istediler ama sağ ve sol kanatta tehlike yaratacak bir durum oluşturamadıkları için Galatasaray kanat oyuncularını da göbeğe çekti, bu planları da tutmadı. Rafael oynarken Holosko ve Reinaldo yalandan da olsa kanatlarda en azından bir manzara veriyorlardı, Zelenka oynayınca klasik forvet formatına geçtiler, kanatlar öksüz kaldı. Teknik kadrodan sahaya en ufak bir müdahale gelmedi, gelende ise Ümit yerine ofansif tarafı ağır basan genç Galatasaraylı Oğuz oyuna girdi, 3 kuruşluk dirençleri de tükendi. Falan, filan...
Özetle futbol gerçeklerinin çok dışında bir anlayışla takımını sahaya yollayan Ersun Yanal teknik anlamda Gerets karşısında, Gerets’in hamlelerinden ziyade kendi yanlışları ile ezilerek mağlup oldu. Önümüzdeki yıl Galatasaray için adı geçen Yanal için Galatasaraylılar nezdinde bu tecrübe umut kırıcı oldu. Hoş, dün Ali Sami Yen Stadı’nda bulunan bir kişi olarak bu Yanal-Galatasaray ihtimaline pozitif yaklaşan pek kimseye rastlamadığımı da açıkça ifade edeyim.
Erik Gerets ile ilgili fikirlerimi tekrarlamama gerek yok. Taktik bir deha olduğunu düşünüyor değilim ama lider özellikleri kuvvetli, Türk oyuncusu ile doğru iletişimi kurabildiğine inandığım, en önemlisi 1,5 yıllık geçmişi gayet başarılı bir teknik adam Erik Gerets. Asgari bu çizgiyi muhafaza edecek, takımı bunun ötesinde başarılara götürebilecek teknik adam bulunamaz mı? Elbette bulunabilir ancak “o” teknik adamı aramak, mevcudun ve takımın konsantrasyonu ile gelecek hakkında risk almak demektir. Bir iki gazete haberi dedikodusu ile geçiştirilecekten de büyük bir yönetim kararıdır bu ve umarız bunun altyapısını oluşturanlar ne denli büyük bir risk aldıklarının farkındadırlar.
Bu işle ilgili bir karar alma noktasında olabilseydim, tercihimi hemen bugün Belçikalı ile en az 3 yıllık bir sözleşme imzalamaktan yana kullanırdım. Ama muhtemeldir ki karar alıcılar tercihlerini farklı bir yönde kullanacaklar. Bize de sonuçlarını değerlendirmek düşecek.
Manisa önündeki Galatasaray’ı konuşmamız da gerekli elbette. Sabri de dahil olmak üzere (ki kendisi çok ciddi bir mücadele performansı koyuyor ortaya) Galatasaray savunması ikinci yarının başından beri neredeyse kusursuz bir performans ortaya koyuyor. Bu isimlere orta alanın defansif yüzü Inamoto’yu da ekleyebiliriz. Özellikle Manisa önünde neredeyse 4 kişiye karşı gayet iyi bir mücadele verdi. Hemen yeri gelmişken Okan Buruk’un vasatın çok üzerinde bir efor ile gerek kanat, gerekse göbekte başarılı bir oyun ortaya koyduğunu söyleyelim.
Rakibin inanılmaz açıklar verdiği savunmasında bu hataların cezasını kesmek konusunda Ilic ve Arda etkililerdi. Bu iki isim hakkındaki fikirlerimizi biraz daha açalım. Arda, Ali Sami Yen’in havasının da etkisiyle toparlanmış bir görüntü çizdi. Ama vucüt dili bize birşeyler anlatmaya çalışıyor. Arda yorgun. Fiziksel yorgunluğu yanı sıra bir anda girmiş olduğu inanılmaz temponun verdiği mental yorgunluk fazlası ile hissediliyor. Kart cezasının hayırlısı olur mu, oldu. Arda’nın Antep deplasmanında oynamayacak oluşu, önümüzdeki haftalar için bence olumlu bir gelişme.
Ilic konusundaki fikirlerim ise, Gerets hakkındaki fikirlerim ile tamamen aynı paralelde. Daha iyisi yok mudur, elbette vardır. Ama daha iyisini aramak risktir. Sasa Ilic takımın iki sezondur ne yapacağı kestirilemeyen, skor gücü olan, ayağa paslarda ve pozisyon takibinde ortalamanın çok üzerinde başarılı, kelimenin tam anlamı ile bir koz. Daha iyisini bulmak için çok çabalamak, biraz da cesur olmak lazım. Böyle gereksiz bir cesarete luzum var mı, ona bir karar verilmeli önce. Sasa Ilic Galatasaray’ın kaptan adayları arasında, önemli bir profesyoneldir ve bence derhal sözleşmesi iyileştirilerek uzatılmalıdır.
Ve son olarak Ümit Karan. Sanıyorum Karan bu performansı ile Fatih Terim’e de rahat bir nefes aldırmıştır. Fatih Tekke ve Halil’in Gürcistan önündeki etkisizlikleri, her daim ilk tercih Hakan Şükür’ün sakatlığında milli takımın Ümit Karan’a çok ihtiyacı olacağı kesin. Her zaman önünde bu kadar etkisiz savunmalar olmayacağı bir gerçek ama Ümit Karan’ın etkili savunmalara karşı da bitirici vuruşları olduğunu defalarca test etmiştik. Formunun sürmesi milli takımımız adına da önemli bir güzellik olacaktır.