Fenerbahçe’nin her daim kendine özgü bir gündemi ve bu gündem de muhakkak futbolun basitliğinden çok daha cazip olduğu için Rizespor yenilgisini kalkıp zor bir zeminde son derece dirençli bir rakibe karşı onlar kadar hevesli ve istekli olunmamasına bağlarsak konuyu geçiştirmiş gibi oluruz. Daha doyurucu olmak için Fenerbahçe yenildiği zaman Alex’in sözleşmesinden, Tümer’in krizlerinden, Appiah’ın transfer görüşmelerinden, Volkan’ın kaleci olmamasından falan bahsetmek, Zico’nun futboldan anlamadığına dair iki satır etmeden geçmemek gerek. Neyse, ben de böyle bir girişle en azından değinmiş olayım.
Rizespor-Fenerbahçe maçı bir bakıma Beşiktaş’ın ilk yarıda Trabzonspor ve Sivasspor’la oynadığı maçları andırıyordu. Maç çok erken vakitte 2-0’a geldikten sonra, özellikle ikinci yarının ilk bölümlerinde Rizespor farkı fena halde açacak fırsatlar buldu ve atamadı. Bu da, muhtemelen çok ciddi bir krizin meydana çıkmasını engelledi. Fakat bu krizin potansiyel olduğunu da görmüş olduk. Zico maçı kurtarmak için erkenden Semih hamlesini, daha sonra da Tümer hamlesini yaptı. Fakat sonuca tesir eden hamlesi sonuncusu, yani Yozgatlı’yı oyuna sokması oldu. Yozgatlı ve Semih ikilisinin ürettiği gol Fenerbahçe’yi oyunun son bölümünde maça ortak etti ve takıma bir hareket getirdi ama Rizespor’un özverili direnci ikinci bir gole izin vermedi. Rıza Çalımbay’ın Fenerbahçe’ye karşı bir üstünlüğü olduğundan söz edilebilir. Ama bir yandan da Fenerbahçe’nin düşme potasındaki takımlara karşı zorlandığı gerçeği söz konusu edilebilir. Bu sezon, şu anda son üç sırayı paylaşan üç takım da liderden puan almayı başardı. Düşme hattında ligin ikinci yarısıyla başlayan hareketlenme sırasında bu üç puan Rizespor için de son derece hayatî oldu. 12. sıraya kadar yükseldiler.
Doğrudur, ligin ikinci yarısı lider Fenerbahçe için çok keyifli başlamadı. Gerçi üç maçı da İstanbul dışında oynamak önemli bir dezavantaj ama, belli ki yedi puan fark açmış bir takımın ne böyle sıkıntılar yaşaması kabul edilebiliyor, ne de evvelden arayı açarken gösterdiği başarı takdir ediliyor. Muhtemelen herhangi bir taraftardan daha aklı başında olduğu varsayıldığı için televizyon ekranına yorumcu diye çıkartılan kişiler birkaç taraftarın İstanbul dönüşü yaptığı ufak yollu tacizleri “kimsenin sabrı kalmadı” mazeretini yeterli sayarak haklı gösterebiliyor meselâ. Yani, elan dört puan önde giden bir takıma sabır kalmadı diyen de, şiddet başgösterdiğinde sakin olmalıyız diyen de aynı kişi olunca, televizyondan “mesaj” diye verilen beyanatların da pek bir inandırıcılığı kalmıyor.
Galatasaray da seyircisiz iç saha ve Kayseri’nin buzlu zemini gibi, zor ve kısırlaştırıcı şartlarda kötü futbolla başladı ikinci yarıya. Manisaspor maçı her bakımdan ilaç oldu. Uzun süre sonra tribünleri dolduran taraftarlar ve yumuşak rakip Galatasaray’ı ve Ümit Karan’ı coşturdu.
Maçın hemen başında, iki kritik sakatlık oldu. Galatasaray Necati’yi, Manisaspor da Kalanbane’yi kaybetti. Kalabane’nin oyundan çıkması sanıyorum maçın şekline damgasını vuran olaydı. Yanal’ın savunmada adam bulundurmaya ne kadar gönülsüz olduğunu biliyoruz; defanstaki genel sakatlık döneminde o bölgeyi tek başına ayakta tutması için güvenilen oyuncu da sakatlanınca Manisa’nın savunması tamamen çöktü. Topu kalelerinden uzak tutma hedefini de gerçekleştiremediler ve onlar topla Galatasaray yarı alanında oyalanırken Galatasaray zıpkın çıkışlarla farkı açtı. 62. dakikada Yanal iyice kontrolden çıkıp Ümit Bozkurt’un yerine genç forvet Oğuz Sabankay’ı oyuna soktuğunda skor 2-0’dı. Ümit Karan Yanal’ın blöfünü görünce maç 4-0 sona erdi.
Galatasaray için bu galibiyetin daha ötesinde, yeniden skorer bir takıma dönüşmek önem taşıyor. Aslında Manisaspor her takımı bu bakımdan yanıltabilir ama Galatasaray’da da bir toparlanma olduğu görünüyor. Son yıllarda çok puan bırakılan Gaziantep deplasmanı şimdi bu görüntünün doğruluğunu saptamak için bir fırsat.
Fenerbahçe’nin yenilgisinden pay çıkaran takımlardan biri de Beşiktaş. İkinci yarıya en kötü başlayan takımlardan Denizlispor’u ağırladıkları maçı Ricardinho ve Bobo’nun golleriyle alıp onlar da liderle farkı beş puana indirdiler.
Beşiktaş ikinci yarıya belirgin bir istikrarla başladı. Savunmasız Manisaspor’u fena ettikten sonra Gaziantep deplasmanında iyi oyuna rağmen gole ulaşamadılar. Aynı seviyeyi Denizlispor karşısında da tutturunca rahat bir galibiyet aldılar. Beşiktaş’ın oynadığı futbol nihayet camianın istediği asgari düzeye geldi. Bunu sahadaki futbolun aynası olan tribünlerden anlayabiliyoruz. Oradaki neşe ve keyif işlerin yoluna girdiğinin en belirgin göstergesi. Önemli bir ayrıntı olarak belki şu söylenebilir: Beşiktaş üç sezondur ligin ikinci yarısında kendine geliyor fakat bu sefer puan bakımından şampiyonluktan kopuk değiller. Ve dolayısıyla ilk yarıdaki teknik direktörle ikinci yarıdaki ilk defa aynı kişi; Jean Tigana. Bir dönem tribünlerin bölünmesine de sebep olmuştu, şimdi arkasında duranların sebeplenme vaktidir. Tabii işler bunca yolundayken, küresel ısınmaya da karşı olan Çarşı, herkes “hepimiz kimiz” diye tartışadursun, “hepimiz ozon tabakasıyız” pankartıyla yine gündemle ve mizahla bağlantısını en sevimli biçimde gösterdi.
Denizlispor yeni döneme çok kötü başladı. Zaten kötü bir girişten sonra hayli toparlanmalarına rağmen teknik direktörlerini kovmalarına bir anlam verememiştim. Beşiktaş-Trabzon-Galatasaray üçgenine gelene kadar ne toplasalar kârdı, sıfır çekip girdiler üçgene. İlk ayak da sıfır. Şimdi yükselişteki Trabzonspor ve Galatasaray maçları var. Bu arada başını alan gidiyor, Erciyesspor bile aşağıdan harekete geçmiş vaziyette.
Kayserispor ikinci yarıya iyi giren takımlardan biri. Trabzonspor ve Galatasaray maçlarını golsüz geçirdikten sonra Ankaragücünü deplasmanda dörtleyerek dördüncü sıraya yükseldiler. İkisi deplasman, biri Galatasaray maçı diye bakarsak, gol yemeden ve yenilmeden geçirilmiş bu dönem takdir edilmeli. Galatasaray’dan kiraladıkları Özgürcan Ankaragücü’ne attığı iki golle adından bahsettirmeye başlıyor anlaşılan. Diğer tarafta Ceyhun’u verip üç maçı bir puanla geçiştiren Ankaragücü var. Onlar da Denizlispor gibi lige kötü başlayıp sonradan yükselişe geçmişlerdi. Hikmet Karaman’ın gelmesiyle ve özellikle Ceyhun’un katkısıyla epeyce de yukarı doğru olmuştu bu yükseliş. Şimdi ters yöne girdiler. Dördüncü maçları Manisa deplasmanında.
Üç maçta dokuz puan alan tek takım Sivasspor. İki hafta evvel onları Manisaspor’la kıyaslamıştım, artık Manisa’yı da geçtiler. Ligin 9. haftasında Manisaspor altı puan farkla liderken, Sivasspor 14 puan geride, 15. sıradaydı. O hafta Manisaspor’u 3-2 yendiler. Şimdi, 31 puanla beşinci sırada Sivasspor yazıyor. Manisaspor ise 29 puanla yedinci sırada. Bu sezonun en olağanüstü performansını şimdilik Sivasspor’un gösterdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu hafta seyircisiz Sakarya deplasmanındaydılar. Erken buldukları gollerle maçı erkenden kopartıp, kendi ifadelerine göre rahat bir maç çıkardılar. Buradan Sakaryaspor’a geçmek lazım. Küme düşme hattındaki takımlarla oynamak zordur, Sakaryaspor seyircisiz de olsa kendi evinde bu direnci gösteremiyorsa işi hakikaten çok zor. Antalyaspor’un yedi puan gerisinde kaldılar ve haftaya Fenerbahçe deplasmanına gidecekler. Takım bir kez daha Şaban Yıldırım’a emanet. Bu ilişki Süper Lig’de şimdiye kadar hiç yürümedi, bakalım bu sefer ne olacak.
Düşme hattından yeni sıyrılan Antalyaspor bu hafta da Nurullah Sağlam’ın şuurlu Konyaspor’unu 1-0 yenerek gerçekten derin bir nefes aldı. Çünkü daha iki hafta büyüklerle cebelleşecek Denizlispor’a dört puan fark attılar. Yılmaz Vural’ın hep dile getirdiği ve Sarıyerli İdris’le de çözüm bulamadığı gol sıkıntısı için Ahmet Dursun istihdam edildi. Yine de şimdilik gol sıkıntısını tam olarak aşmış görünmüyolar. İki haftadır 1-0 kazanıyorlar. Yani aslında yememeleri onları kurtarıyor. Konyaspor 65’te frikikten golü yiyene kadar zor durumdaki ev sahibini fazla ısırmadan oynadı. Golden sonra ise beraberlik için kaleci Özden’i bile ileri çıkartacak kadar gol derdine düştükleri anlaşılıyor. Özden frikik golündeki hatası için takım arkadaşlarından özür dileme nezaketini gösterdi. Oysa, o frikiğe sebep olan ve üstelik golden birkaç dakika sonra da kendini oyundan attıran Eren değil miydi özür dilemesi gereken?
Risp ve Ayman’ı Trabzonspor’a verip ikinci döneme puansız başlayan Gençlerbirliği bu hafta 6. dakikada penaltıdan bulduğu golle Bursaspor’u 1-0 yenerek en azından UEFA şansını sürdürdü. Kayserispor’la Sivasspor’un bir gerisinde duruyorlar. Şimdi iki hafta üst üste Ankara’da oynayacaklar ve ikinci maçı Kayserispor’la yapacaklar. Yeniden dördüncü sıraya sızmak için iyi bir fırsat. Bursaspor’un ise Engin İpekoğlu’yla yakaladığı sürpriz çıkış maalesef artık devam etmiyor. Şimdiki vaziyetleri “iki ileri bir geri” yerine “bir ileri iki geri”... Kötü bir zeminde, sıkıcı geçen maçın sonunda aklımda Cumhur’un ağzından çıkan “bu saha Türkiye Süper Ligi’nin başkentine yakışmıyor” lafı kaldı, nedense...
Trabzonspor’un ilacı Ankaralılarmış meğer. İkinci yarı performansları Kayserispor’u andırıyor. Üç maçta beş puan, yenilgi yok, yenen gol sıfır. Atılan iki gol var, bunlar da son maçta, Gaziantepspor’a karşı Ceyhun’dan geldi. Yani bu tabloda Ankaragücü ve Gençlerbirliği’nden alınan futbolcuların katkısı göze çarpıyor.
Gaziantepspor Trabzonspor’la başabaş bir oyun oynadı, fakat Ceyhun faktörünün önüne geçemedi. Özellikle Diawara ve Kirita’nın kaçırdığı çok net pozisyonlar var. Şunu söylemek lazım: Ceyhun Anadolu kulüpleri arasında dolaşıp duran düz futbolcu tipinin üstüne çıkabilen ender oyunculardan biri. Mevkii dolayısıyla Fenerbahçe’de kalıcı olamadı. Zaten iyi futbolcunun ille büyük takımda olmasından da yana değilim, ama bu tip futbolcuların sayısının artması ve her takımda en az bir tane olması ligde aranan kaliteyi artıracak net bir faktör olur diye düşünüyorum. Bunca yıl dolaştıktan sonra yeniden bir büyük takıma geldi Ceyhun ve farkı hemen ortaya çıktı.
Erciyesspor adına bir mucizeden bahsetmek mümkün mü? Ya da ileride mümkün olacak mı?Bu sezon iki tılsımlı hocamız oldu. Bunlardan Engin İpekoğlu çabuk sıradanlaştı, Bülent Uygun ise uygun adım gidiyor. Şimdi de Bülent Korkmaz’ı izlemeye başlıyoruz. Bir kere, belli ki kendi stilini vermeye çalışıyor takımına. Başta Ankaraspor’un teknik direktörü Aykut Kocaman, bütün Ankarasporlular sertlikten şikâyetçiydi. Burnu, gözü dağılan birkaç futbolcu da gördük hakikaten. Bu, en azından Erciyesspor’un ligde kalabilmek için tekniğin yetmediği yerde güç kullanarak da olsa, bir kavga vereceğini gösteriyor. Ankaraspor galibiyetiyle bir ümit yeşerttiler. Lig sonuncusunun maçında seyicinin çokluğu da dikkat çekiyor. Fakat henüz aydınlığa çok uzaktalar. On altıncı sırada bitirmelerini ben kendi adıma başarı sayarım, ilerisi hakikaten çok zor görünüyor.