
Fenerbahçe Rize yenilgisinden sonra hafta içi Alkmaar karşısında derin depresyona girmekten son bölümde kurtuldu. Ancak 3-1’den 3-3’e giden kısa süreçte taraftar son iki golü öngöremediği için takımla arasını bozdu. Dolayısıyla bu iki gol ancak Sakaryaspor maçı öncesi kutlandı ve taraftarla futbolcuların arası yeniden düzeldi. Alkmaar maçının golcüsü Tümer Sakaryaspor’u da avlayarak kötü giden sürece netice bakımından şimdilik son verdi. Fakat futbol yine kötüydü.
Sakaryaspor 21 maçta ancak 12 gol atabilmiş bir takım. Fenerbahçe karşısında, özellikle ikinci yarıda belki de hücum bakımından sezonun en rahat maçını çıkardılar. Bu süreçten gol çıkaramamak onların becerisi. Ama Fenerbahçe’deki durgunluğun da alenî göstergesi. Lider Olcay’ın oyuna girmesinden sonra etkili bir iki kontratak dışında rakibi hiç tehdit edemediği gibi yerleşik savunma halinde çok ciddi gedikler veriyor. Sakaryaspor’un bilinçli olanlarından şişirme olanlarına kadar ceza sahasına uçurduğu bütün toplar gol ihtimali doğurdu. Dolayısıyla Önder ve Lugano’nun savunmayı toparladığı tezi bana daha ziyade gol yenmediği için uygun görülen ama gerçekçi olmayan bir yaklaşım gibi geliyor. Sakaryaspor’da biraz etkili bir forvet oyuncusu olsa bu tespitin yanından bile geçilemeyebilirdi. Bunca forvet yokluğunda Şaban Yıldırım’ın hızıyla meşhur Cangele’yi skor dengedeyken değil de geriye düşüp Fenerbahçe’nin yerleşik savunma düzeni içinde kullanması ilginç. Herhalde formunu beğenmiyor olacak.
Şampiyonluk için umutlarını taze tutmaya çalışan Galatasaray ve Beşiktaş
liderin kaybettiği kadar puan kaybetmeye kararlı görünüyorlar. Aradaki fark aynı oranda kapanıp açılıyor, değişen bir şey olmuyor. Bu hafta iki namzet de ligimiz düzeyinde zor kabul edilen deplasmanlardan puansız döndüler. Oysa bir efor ve fark yaratmak gerekecekse tam da bu maçlarda gerekecek. Bunun yerine, ne kadar temkinli, ne kadar girişken olunacağı konusundaki kararsızlıktan hem seyir zevkini katleden hem de netice alamayan kısır bir futbol üretiyorlar. Galatasaray Gaziantep deplasmanında iki ön liberodan maçın sonuna kadar taviz vermediği için eliştiriliyor. Beşiktaş ise Konya deplasmanında kaybetmenin gerekçesini iki hücumcu orta saha oyuncusunu birlikte oynatmasına bağlıyor. Ligin kalitesizliği çok konuşuluyor ama bir yandan sonu hiçbir yere varmayan bu ikilemlere boğulan basın da ligi yorumlarken aynı kaliteden mustarip sanki.
Konyaspor-Beşiktaş maçı Galatasaray’ınkine göre daha iyi oldu diyebiliriz. Şu son haftalarda, Gaziantep-Beşiktaş, Kayseri-Galatasaray ya da Gaziantep-Galatasaray maçlarında ortaya çıkan futbol ezberinden sıyrılabildiğimizi söyleyebiliriz en azından: Nurullah Hocasıyla şuurlu Konyaspor’un neden bir adım yukarıda olduğunu da anlayabiliriz. Beşiktaş’ı üstüne çekmek için oyunu geride kabul ederken, gol atmak için de çeşitli tuzaklar kurmuş olmaları önemli. Attıktan sonra yemelerine rağmen oyunlarını bozmadan ikinciyi bulmaları ve maçı diş göstererek kazanmaları da öyle. El Saka ve Tayfun’u da Nurullah Hoca’yla birlikte tebrik etmek lazım. Haftaya yine önemli bir maçları var. Aynı puandaki Sivasspor’a konuk olacaklar.
Gaziantepspor-Galatasaray maçı ise Galatasaray’ın kuru baskısından öteye geçmedi. Erdoğan Arıca maçın büyük bölümünde Galatasaray’ı kendi yarı alanında sakin edip son dakikalarda Veysel silahını öne sürerek bir yerine üç puanı birden aldı. Son dakikalarda oyuna giren Veysel bu kısa sürede maçı getiren golü atarak kendi reklamını yaptı kuşkusuz. Ama maçın senaryosuna göre yıldızlaşan futbolcu Afanou’ydu. Galatasaray’ın baskın göründüğü süreçte bile pozisyon bulamamasının en önemli sebebi...
Galatasaray için oyunun iki yönlü olması ciddi bir sorun sanki: Kadro hücuma daha yatkın, ama hücuma konsantre olduklarında çok pozisyon veriyorlar. Savunmaya konsantre olunca da pozisyon üretemiyorlar. Gol yememeyi becerdiklerini de söyleyemeyiz üstelik. Tedbirli bir kadroyla ortaya çıkıp pozisyon üretememek, seyirciyi de sıkmak, üstüne bir de etkisiz rakipten gol yemek olabilecek en kötü karne herhalde.
Üstteki rekabetin ateşinden olsa gerek, Fenerbahçe’nin bu haftaki kârı
vurgulanıyor, oysa Kayserispor’u da unutmamalı. Bence haftanın en kârlı takımı onlar. Beşiktaş ve Galatasaray’ın yenilmesiyle artık ellerinde büyük bir şans var; arkalarındakilerle UEFA mücadelesi yerine üstlerindekilerle Şampiyonlar Ligi mücadelesi vermek... Erciyes galibiyetiyle Galatasaray’la puan farkını üçe indirdiler. Bu hafta hemen arkalarındaki Gençlerbirliği’ne konuk olacaklar. O maçı kazanırlarsa UEFA’yı kolaylayıp en azından eldeki bulgurdan olma riskini azaltıp üst sıralara konsantre olabilirler. Kaybederlerse Gençlerbirliği’ni de aynı hedefe ortak ederler. Erciyes ise, böylesi Şampiyonlar Ligi mücadelesi veren bir rakibinden sadece bir frikik golü kadar geride kalabildiği için başarılı. Üstelik 9 kişi kalmalarına rağmen... Fakat puan yok, ara biraz daha açıldı. Bu hafta Vestel’i ağırlıyor olmaları ilginç. İki kırmızı kartlı futbolcuyla oraya giden Ankaragücü kötü gidişini Manisa’da durdurdu. Erciyes de iki kırmızı kartla Vestel’den çare bekleyecek anlaşılan.
Ankaragücü ligin ikinci yarısına hem güç kaybederek hem de kötü başladı. Takımı sırtlayan Ceyhun’un yeri doldurulamadı. Geçen hafta kendi sahalarında Kayserispor’dan dört yerken iki de kırmızı kartla iyice zor durumda kaldılar. Bu koşullarda Manisa deplasmanı kâbus olabilirdi, fakat herkese olduğu gibi onlara da ilaç oldu. Manisaspor’un ligin ilk bölümünde farkı altı puan açarak lige liderlik ettiği bölümün sona ermesiyle birlikte ortaya koyduğu performans sonuncu Erciyesspor’dan bile kötü. Sekiz yenilgi, üç beraberlik ve bir galibiyetle on iki maçta sadece altı puan toplayabilmişler. Bu hafta Erciyes deplasmanında da bu istikrar korunursa ciddi ciddi küme düşme adayı haline gelebilirler. Bu da çok tuhaf olur kanımca...
Gençlerbirliği de bu hafta önemli bir galibiyet aldı. Nihayet ASAŞ’ta oynama iznini koparan Ankaraspor ilk defa nerenden çıktığını anlamadığım bir taraftar kalabalığı önünde, rakip takım için bir deplasman havası yaratabildiği bir ortamda ağırladı hemşehrisini. Stadın çok övülen zemininin payını bilemem ama, haftanın zevkli maçlarından biri orada cereyan etti. Maçın başlarında Wederson’un Roberto Carlos frikiğine Mehmet Çakır da Ronaldinho frikiğiyle mukabele etti, ikisinden de sonuç çıkmadı. Gol 44’te Okan’dan geldi. İkinci yarıda Isaac’la fark ikiye çıktı. Ankaraspor bundan sonra toparlanıp 75’te Bilal’le farkı bire düşürdü, hatta son dakikalarda bir iki ciddi beraberlik fırsatı da yakaladı ama kendi sahasındaki bu maçı kaybetmekten kurtulamadı. Gençlerbirliği için bu galibiyet çok önemli. Kayserispor’la kendi evlerinde çıkacakları maç öncesi aradaki farkın açılmasını engellediler, Beşiktaş’la Galatasaray’ın da daha yakına düşmesi işin kaymağı oldu. Bu arada, Mesut Bakkal dikkat çekici bir biçimde ligin en istikrarlı hocalarından biri haline geliyor. Geçtiğimiz sezon UEFA şansını son maçta kaçırmışlardı. Bu sezon da, İlhan Cavcav’ın kadroyu sürekli indirgemesine rağmen asgari aynı iddiayla devam ediyorlar.
Haftanın en gollü maçına gelmeden evvel bu haftanın skor vaziyetine de
değinelim: Dokuz maçın altısı 1-0 sona erdi ikisi 2-1 ve Denizlispor-Trabzonspor maçı da 4-3 bitti. Yani hiç beraberlik yok ama iki farklı galibiyet de yok. Trabzonspor deplasmanda kazanan dört takımdan biri. Denizlispor açısından, iki farklı geriye düşüp 2-2’yi yakalamak, üçüncüyü yedikten sonra beraberliği bir kez daha sağlamak önemli bir başarı. Fakat dördüncüyü de yemeleri iflah olamadıklarını gösteriyor. Bir bakıma, inatla kaybedilmiş bir maç. Oysa kaybetmeseler ligde kalma şanslarını bu denli azaltmayacaklardı. Trabzonspor açısından ise, deplasmanda bunca zaman sonra kazanmak önemli herhalde. Ayrıca Ziya Doğan yönetiminde gol atabilen bir takım haline gelmek de sevinebilecekleri bir unsur. Anlamadığım, gol atan bir takım haline gelmek ille bu kadar çok yemeyi de gerektirir mi... O halde Ziya Doğan’ın aşırı tedbirli mizacı da haklı görünüyor. Her rakibin bu golleri yiyeceğine güvenerek oyananamaz kuşkusuz. Ceyhun bu hafta iki gol yerine iki asistle yıldızlaştı. Yattara da aynısını yaptı. Üç gol atan Umut da haftanın tek hat-trickçisi oldu. Diğer gol ise Trabzonlu yazarların pek ısınamadığı müdafi Erdinç’ten...
Sivasspor-Antalya maçını aslında daha yukarıda ele almak gerekirdi ama Odyakmaz başkanın maç sonrası analizi yüzünden değerlendirmeyi Antalyaspor’un bölgesine taşıdım. “Bu maç rakibimiz için daha önemliydi” diyor başkan. Halbuki Sivasspor evindeki bu maçı alsa ikinci yarıda dörtte dört yaparak hem en başarılı takım olma özelliği sürdürecek, hem de Kayserispor’la birlikte resmen Şampiyonlar Ligi’ne aday olacaktı. Şimdiki halde hâlâ UEFA mücadelesinde şansları var ama anlaşılan Antalyaspor’un küme mücadelesi onlar için daha mukaddes. Antalyaspor deplasmandan çıkardığı bu galibiyetle ikinci yarıdaki puanını dokuza yükseltti ve dolayısıyla en başarılı takım unvanını şimdilik Sivasspor’la paylaşıyor. İlginç olan, son üç hafta gelen üç galibiyetin de 1-0 olması. İlk yarıda bu dönemi bolca 0-0’la geçirmişlerdi, şimdi bir tane atabiliyorlar ve bu da onları küme düşme hattından epeyce uzaklaştırıyor. Hemen altlarındaki Denizlispor’la ve yedi sıra üstlerindeki Sivasspor’la aralarındaki puan farkı eşit: 5. Yani kendilerine yukarı doğru bir hareket alanı oluşturdular. 1-0 olsun, bizim olsun diyerek daha da yükselebilirler.
İki penaltının kaçtığı Bursaspor-Rizespor maçına gelince... Özet görüntülerden çok anlaşılmasa da, bütün Çaykur ailesinin ortak söylemi Rizespor’un son yirmi dakikaya kadar çok kötü oynadığı yönünde. Bursaspor’da da maçı o noktaya kadar kopartamamış olmanın sıkıntısı var. Buradan, Bursaspor’un haklı bir galibiyet aldığı ortaya çıkıyor. Rizespor maçın son saniyesinde bir penaltı kazanıp Bursaspor’un elinden bu haklı galibiyeti kapma fırsatını yakaladı. Ama Ömer Çatkıç çizgiyi erken terkederek gayri nizami bir kurtarışla, adaleti yeniden sağladı. Zaten penaltı da penaltıya benzemiyordu, hatta iki penaltı da penaltıya benzemiyordu, ikisinin de kaçması isabet oldu kanımca.