İki haftadır ligin üstünden elini çeken beraberlikler bu hafta son derece kritik maçlarda yine ortaya çıktı. Hem Kayserispor hem de Gençlerbirliği kimsenin işine yaramayan beraberliklerle hayal kırıklığı yarattılar.
Kayserispor ve Gençlerbirliği 24. hafta maçları başlamadan evvel liderin yedi puan kadar gerisine sokuldukları için alçak sesle de olsa şampiyonluk ihtimalini ifade etmeye başlamışlardı. Bu vaziyeti bir hafta bile sürdürecek dirayeti gösteremediler. Çünkü Fenerbahçe kazandı. Fakat bu takımların şampiyonluk potasına yakın mesafede olmalarından kaynaklanan yüceltmeleri bir de geçen sezona bakarak değerlendirmeliyiz: Kayserispor geçtiğimiz sezonun 24. haftasında 12 galibiyetle 41 puan toplamıştı ve üçüncü sıradaydı, bu sezon ise 10 galibiyetle 39 puandalar, dördüncü sıradalar. Şunu da söylemeli; Kayserispor bu sezon Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş’la oynadığı toplam dört maçın üçünü kaybetti, birinde Galatasaray’la berabere kaldı. Yani büyüklerden puan kesen de bizzat kendileri değil. Dolayısıyla Kayserispor tarafında bir iyileşmeden bahsetmek zor, bilakis, biraz daha gerideler bu sezon. Gençlerbirliği ise geçen sezon 10 galibiyet ve 38 puanla dördüncü sıradaydı, bu sene 11 galibiyet ve aynı puanla beşinci sırada duruyorlar. Bu sene üç büyüklerle oynadıkları dört maçı da (ikisi Fenerbahçe’yle) kaybettiklerini ekliyorum. Onlarda da bir yükseliş yok. Mesele büyüklerin performansında gibi görünüyor.
Bu hafta ikisi de o meşhur “kimseye yaramayan beraberlikler” yüzünden ligdeki heyecanı yükseltmeyi beceremediler. Kayserispor haftalardır kazanamayan Sakaryaspor’un konuğuydu. Hele bu maçta beraberlik, iki takım için de yenilgiden farksız gibi bir şey! İki takımın sezon istatistiklerini de yalanlayan maç 3-3 sona erdi. Önce Sakaryaspor öne geçti, sonra Kayserispor, sonra yine Sakaryaspor. Son dakikalara 3-2 önde giren Sakaryaspor bu galibiyeti koruyabilse ligde kalmak için bir ümit yaratabilecekti, ama Gökhan Ünal’ın son golüyle karşılaşma 3-3 sona erdi ve ne Kayserispor’u, ne de Sakaryaspor’u mutlu etti. Kayserispor bu puan kaybını haftaya evinde Antalyaspor karşısında telafi etmeye çalışacak. Sakaryaspor ise son kozunu Manisaspor deplasmanında oynayacak. Bu maç son şansları. Orada da kazanamazlarsa, Sakaryaspor ligden kopar.
Gençlerbirliği’nin tatsız beraberliğinin ortağı ise Gaziantepspor’du. Bu maçtaki bir puan belki zor bir deplasmanı geride bıraktıkları için Gaziantepspor açısından kâr gibi görülebilir. Fakat Erciyesspor ve Rizespor’un galibiyetleri vaziyetin öyle olmadığını gösteriyor. Bu hafta düşme hattıyla aralarında üç puanlık bir fark kaldı. Haftaya Rizespor’la kendi sahalarında oynayacaklar, çok önemli maç. Kazananı ihya edip kaybedeni bunalıma sokacak maçlardan biri işte!
Kayserispor ve Gençlerbirliği gibi gizliden zirveye haveslenen Trabzonspor da, liderin ve Beşiktaş’ın “beklenmedik” galibiyetleriyle demoralize olup galibiyet ve yenilmezlik dizisine nokta koydu bu hafta. Rakibi Galatasaray ise fena gidişini Arda ve İliç’le durdurmayı başaran taraftı.
Büyükler faslına liderle başlayalım: Açıkçası, ben de Konyaspor’un Fenerbahçe’den puan alacağına inanıyordum. Nurullah Hoca’nın tedbirli ve şuurlu futboluyla, ne yaptığını çok bilmeden oynayan Fenerbahçe’den puan alması çok yüksek bir olasılık gibi geliyordu. Bu olasılığı pek de yalanlamayan bir maç seyrettik. Fenerbahçe tedirgin bir haleti ruhiye içinde yavaş yavaş kendisini paniğe sevk edecek bir zaman darlığına doğru giderken, Konyaspor yine son derece şuurlu bir yer tutma anlayışıyla istediğini yapıyor gibiydi. Fakat, bu şuurlu takım oyununa uymayan bir unsur dikkat çekiyor. Bu sezon en beğendiğim oyunculardan Özden! Fenerbahçe’de Volkan’ın kötülemesiyle kaleci krizi patlak vereli beri Özden’in şekli şemali değişti sanki. Bu maçta da yeni imajıyla filan, kendisine çok konsantre olmuş gibi bir hali vardı. Önce artistik bir top çıkarma hadisesiyle hocasından azar işitti, ardından ilk devrenin son dakikasında kornere yanlış çıkarak rakibe golü hediye eden oyuncu oldu.
Aslında oyun olarak bir ilerleme olmasa da, Fenerbahçe uzunca zamandır hasret kaldığı farklı bir neticeyle bu maçı kazandı. Kornerden gelen iki goldeki asistler ve son golün bizzat sahibi Alex üzerine yapışan “kötü futbolcu” imajından bu maçla sıyrılmış görünüyor. Bu da Fenerbahçe’nin kalbine kavuştuğu anlamına geliyor bir anlamda. Çünkü yine gördük ki, Fenerbahçe özgüvenini kaybettiğinde, oyun oynayamaz hale geldiğinde sadece Alex ortaya çıkıp takımı kurtabiliyor.
Fenerbahçe’nin bu galibiyeti şampiyonluk için heveslenen ve 22 Ekim’den beri deplasmanda kazanamayan Beşiktaş’ı da bu defa Ankara’da kazanmaya mecbur etti. Ve Fenerbahçe gibi Beşiktaş da Ankaragücü karşısında maçı kazanacak bir oyun oynayamadan galip geldi. 19 Mayıs Stadı’nın kötü zemini hakkında her hafta bir çift laf duymaya alıştık artık. Beşiktaş da, Ankaragücü de kötü futbolu zemine bağlıyorlar. Ama maç sonu demeçlerine göre kazanan taraf neticeden ve hakemden, kaybeden taraf ise oyundan memnun görünüyor. Hikmet Karaman’a göre neticeyi kalite farkı belirledi. Bunda haksız da sayılmaz. O daha ziyade golü atan Delgado’yla ondan hemen önce Runje’yle karşı karşıya golü kaçıran Bebbe arasındaki farkı vurguluyor ama, bana sorarsanız, Bebbe’nin topunu çıkaran Runje’yle Delgado’nun herhangi bir çalım hareketi olmaksızın düz koşusunda boşa atlayıp kaleyi boşaltan Serkan Kırıntılı arasındaki fark belirledi skoru. Kuşkusuz Delgado’ya o enfes pası atan Bobo’yu da anmak, vurgulamak lazım ama, galibiyetin mimarı Runje gibi göründü bana.
Aksamaya başlayan Ankaragücü, Beşiktaş-Trabzonspor-Galatasaray üçgeninin ilk ayağından puan çıkaramamış oldu. Manisa deplasmanındaki üç puanla oldukça rahatlayan Ankaragücü’nün bu üçgenden çıktığında nerede durduğuna bakmak lazım.
Haftanın büyük maçına gelince: İki hafta evveline kadar Adnan Polat’ın gür sesiyle puan farkına yönelik iddialı beyanatlar veren Galatasaray tarafı artık yarışın içindeki rolüne dair belirsizlikten kaynaklanan; ikinci yarının lideri Trabzonspor ise Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın galibiyetleri nedeniyle belirgin bir hevessizlik içinde çıktılar maça. Burada da herhangi bir tarafın rakibine ağır bastığı bir mücadele çıkmadı ortaya. Galatasaray’ı Arda’nın yetenekleri, Emre’nin Thomas’la uyumlu oyunu ve özellikle de Ayhan’n üstün performansı galibiyete taşıdı diyebiliriz. Bir çeşit yenilenmeden geçen Galatasaray bu önemli galibiyetle birlikte bana göre sadece üzerindeki ezikliği attı. Bu yükten kurtulmak Sarı Kırmızılıların dertlerini gidermeye yeter mi bilemiyorum ama, önemli bir kazanım olduğunu düşünüyorum. Önümüzdeki hafta Konya deplasmanına daha özgüvenli gidecekler. Bu özgüven Konyaspor’u yenmelerine yeterse ve ligdeki puanların genel seyrinde bir değişiklik olmazsa yeniden yarışın içine sokulmaları mümkün. Ama Trabzonspor maçı özelinde şunu da değerlendirmeli: Şampiyonluk birincil hedef de olsa, Şampiyonlar Ligi, hattâ UEFA da reel getirileri olan önemli hedeflerdir. Galatasaray kaybolan şampiyonluk umutlarının hevessizliğiyle diğer hedeflerden de uzaklaşmak üzereydi. Trabzonspor’u yenerek çok ciddi bir potansiyel rakibi uzakta tutmuş oldular. Sezon sonunda bu galibiyet çok işlerine yarayacaktır.
Maçın favorisi görünen Trabzonspor’da yenilginin sebebi Ziya Doğan’ın cesaretsizliği olarak algılanıyor. Ersen Martin’i yedek tutması, Ceyhun’u oyundan erken alması, Yattara’yı hem yedek tutması hem oyuna alması eleştiriliyor. Aslında, çok iyi bir süreç geçiren ve hızla yükselen bir takımın bir anda, üstelik oldukça önemli bir maçta takılmasının getirdiği hayal kırıklığı, bu eleştirilerin sebebi. Zira İstanbul’da Galatasaray’ı yenmek ne olsa zor bir iş. Ve Galatasaray’ın özellikle iyi kapanan takımlara karşı çaresiz kaldığı da unutulmamalı. Trabzonspor son düdüğe kadar maça ortak oldu ama, sonuca ortak olamadı.
Sivasspor ligde deplasmanda evindekinden daha fazla puan toplayan tek takım. Bu hafta Bursaspor’u içeride yenerek iç saha istatistiklerini de iyileştirdiler. Yıldızları Mehmet oyuna ağırlık koydukça Sivasspor da kazanıyor anlaşılan. Bursaspor karşısında ilk yarıda attığı iki golle maçı kopartan oyuncu oldu. Fakat gördüğü sarı kartla cezalı duruma düştü ve Ankaraspor maçında oynayamayacak. Sivasspor bu galibiyetle haftanın en kârlı takımı da oldu aynı zamanda. Bursaspor, Trabzonspor ve Konyaspor’u tek galibiyetle geçiverdiler. Kayserispor ve Gençlerbirliği’ne de ikişer puan yaklaştılar. Daha ne olsun?
Ligin en çok berabere kalan iki takımı, Antalyaspor’la Ankaraspor’un maçından başka bir sonuç çıkamazdı herhalde. 1-1’lik skorla Antalyaspor 10. beraberliğini aldı Ankaraspor ise 13’üncüsünü. Özellikle Ankaraspor’un durumu oldukça ilginç. Beş yenilgiyle üstlerindeki beş takımdan çok daha iyi durumdalar. Onlardan daha az yenilen bir tek lider Fenerbahçe var. Fakat altı galibiyetle de altlarındaki beş takımdan kötü durumdalar. Ve onlardan daha az kazanan sadece Sakaryaspor’la Denizlispor var. Artı 1 averajla ligin onuncu sırasında öylece duruyorlar. İlerleyen haftalarda bu beraberlikler bir fazla golle galibiyete, ya da bir eksik golle yenilgiye dönüşürse yolları UEFA’ya kadar uzanabileceği gibi, düşme adayları arasına da girebilirler. Ya da beraberlik istatistiklerini koruyarak yerlerinde kalıp rakiplerini baltalamaya devam edebilirler. Meselâ Antalyaspor öne geçtiği bu maçı kazanabilse Trabzonspor’un yenilgisiyle yeniden ikinci yarı liderliğini ele geçirecekti ve bu da onları ligde 33 puanla Trabzonspor’un yanına yerleştirecekti. Yapamadılar. Yılmaz Vural aşağıyı asla düşünmediklerini, sürekli yukarıya baktıklarını söylüyor ama, sanıyorum o da Erciyesspor’daki yükselişten rahatsız.
Evet, Erciyesspor’un bu haftaki avı da Denizlispor oldu. Üstelik sonunda iki farklı bir galibiyetle maçın son dakikalarında biraz rahat etme fırsatı da buldular ilk defa. Sert, mücadeleli ve bol pozisyonlu bir maç olduğu anlaşılıyor. Bunun yanı sıra maçta berbat şut girişimleri ve çok kötü bir gün geçiren Souleymanou da dikkat çekiyor. Penaltıya sebep olduğu ilk golde iki ayrı hata yaparak ve uzaktan savrulan, yine kötü denebilecek bir şutu da içeri alarak yenilginin baş sorumlusu olmuş diyebiliriz. Denizlispor böylece Erciyesspor’un altında kaldı. Ve Rizespor’un kazanmasıyla düşme çizgisinin de beş puan altında. Yani matematiksel olarak dirayetli bir seriye muhtaçlar artık, öyle bir tek galibiyetle olacak iş değil. Erciyesspor bu dirayeti haftalardır gösteriyor. Ortada onları çok memnun edecek bir şey olmasa da, yılmadan, güven ve umut kaybetmeden kazanıyorlar. Bu ancak ilk yarıda yaratıkları vahameti ortadan kaldırmaya yetti şimdilik. Onların da çizginin bir üstündeki takımla aralarındaki üç puanlık açık mevcudiyetini koruyor. Tek avantajları o bölgede bir birikme yaşanmaya başlamış olması. Rizespor, Gaziantepspor, Manisaspor ve Ankaragücü 28-29 puan aralığında dizliyorlar ve Ericyesspor da 25 puanla bunlardan herhangi birinin takılmasını bekliyor. Önümüdeki hafta Beşiktaş’la İstanbul’da karşılaşacakları için işleri zor görünüyor, ama demek ki Beşiktaş’ın da işi zor olacak.
Haftanın en kritik maçı Rizespor-Manisaspor’du bana göre. Ve neticesi ligdeki heyecanı artırmaya yönelik en önemli maç da bu maç oldu bu hafta. Rizespor’un 3-1’lik galibiyeti Vestel Manisaspor’u artık resmen küme düşme adayları arasına soktu. Ligin 11. haftasında zirvede duran takımla son sırada duran takım arasında 24. hafta itibarıyla sadece dört puan fark kaldı. Maçı Vestel kazansa, Erciyesspor Rizespor’u yakalayacaktı, Rizespor için son derece hayati bir galibiyet oldu. Vestel içinse durum çok fena. Sanıyorum, zirvedeyken maçlara çok daha rahat konsantre oluyorlardı. Fenerbahçe yenilgisiyle ikinciliğe düşeli beri motivasyonlarını kaybetmeye başladılar. Gün geçtikçe hedeften uzaklaşıp iyiden iyiye bir hevessizliğe kapıldılar. Ama bu gidişle yakında nur topu gibi bir hedef sahibi olacaklar gibi görünüyor. Bu maçta sevinebilecekleri bir şey var hiç olmazsa, beş maç sonra gol attılar.