Batı dünyasının, Descartes’ın “Düşünüyorum öyleyse varım” cümlesiyle özetlenebilecek akılcılığa dayalı pozitivist yaklaşımının kökenlerinde Antik Yunan sofistlerinin yattığı söylenir. Oysa günümüzün Yunanlıları duygularını işlerine en az bizim kadar karıştırıyorlar. Bu duyguların mantığa üstün gelmesi hali, özellikle Türkiye ve Türk takımları karşısında daha fazla ortaya çıkıyor. Bunu gerek bizimle yaptıkları milli karşılaşmalarda, gerekse de Efes Pilsen ile oynadıkları basketbol karşılaşmalarında fark edebiliyoruz. Bizim takımlarımıza karşı teknik yönden ezici bir kadroları olmadığı sürece üstünlük kuramıyorlar. Kimi zaman hırstan kimi zaman da yaşadıkları stresten dolayı çözülüyorlar. Bu nedenle, ben şahsen Yunanistan’ın futbolda bizim milli takımımızı daha uzun süre kolay yenemeyeceğini düşünüyorum.
Bu arada dikkat çeken bir noktada 2 ülke halkları arasındaki fark. Yunanlılar Türkiye karşılaşmasının biletlerini 2 hafta öncesinden tüketti ve hangi kulübün taraftarı olurlarsa olsunlar Yunan Milli Takımı’nı ateşli (kimileri aşırı) bir şekilde desteklediler. Bizim tarafta ise, karşılaşma karşı kıyıdaki kadar “yılın maçı” havasına sokulmadı. Türkiye’de oynansaydı da durum çok farklı olmayacaktı.
Sebep ne olursa olsun üstündük..
Buna karşılık bizim milli takımımız karşılaşmaya Yunanlılardan çok daha iyi hazırlanmıştı. Nitekim sahada daha üstün olan taraf bizdik ve özellikle ikinci yarıda bu durum iyice belirginleşti. Sıralarsak;
- Şaşırtmak her türlü karşılaşmada büyük bir avantaj sağlar. Sahaya çıkan takımın çift forvetle oynaması ve hücum ağırlıklı olması Yunanlıları hazırlıksız yakaladı.
- Bizim milli takımımızdaki oyuncuların mücadele gücü çok yukarıda. Üstelik milli takımdayken, kazandıkları motivasyonla bu gücü daha da yukarılara çıkartabiliyorlar. Sabri inanılmaz bir fizik gücüyle oynuyor. Takımın en güçsüz adamı Tümer sahada tam 80 dakika kaldı ve 70. dakikada pres yaparak kaptığı topu 30 metre sürüp şuta çevirerek takımımızın 3. golünü attı. İnanabiliyor musunuz? Zaman zaman olumsuz sonuçlar yaratsa da Tuncay’ın girişkenliğini ve inadını unutmayalım.
- Bu müthiş mücadele gücünü aşmanın tek yolu, çok teknik ve kontra paslar atabilecek teknik becerisi yüksek oyunculara sahip olmak, ki Yunanlıların elinde böyle oyuncular yok.
- Yunanlılar 3 sene önce Avrupa şampiyonu olurken, kademeli bir savunmayla kapanıp yakaladıkları tek tük pozisyonları gole çevirerek ilerlemişti. Ancak Türkiye karşısında hırsları, kamuoyu baskısı ve kendi sahalarında oynamaları nedeniyle kazanmak zorunda olmaları onları o kadar zorladı ki, eldeki kadroyla beceremeyecekleri bir tarzda oynaya mecbur kaldılar.
Terim’in seçimleri…
Hatırlarsanız, elemelerin ilk milli takım kadrosu açıklandığında Fatih Terim’in seçimlerini eleştirmiş ve özellikle Gökhan Ünal’ın ve Ümit Karan’ın takımda olması gerektiğini savunmuştum. Buna karşılık, daha kötü olmamasına rağmen –muhtemelen 2008’de olmayacağı için- Hakan Şükür’süz oynamaya alışması gerektiğinden bahsetmiştim.
Terim, Gökhan ve Hakan’ı beraber oynattı. Ancak özellikle ilk yarıda rakip kaleye koşan o kadar çok oyuncumuz vardı ki, ceza sahası çevresinde oluşan karambollerde Hakan ve Gökhan top göremedi. Bu nedenle de Hakan’a çok ihtiyaç olmadı bu ortamda. Hatta bu 2 oyuncunun yerinde Gökhan Zan ve Servet de oynasa fark etmezdi. Bunun yerine Ümit Karan veya Halil gibi daha fırsatçı ve tek vuruş özellikli bir forvet daha etkili olabilirdi.
İkinci yarıda ise Hakan ve Gökhan ileride daha organize başladılar. Ne çarpışacak kadar yakın, ne de birbirlerini göremeyecek kadar uzak kaldılar. Üstelik Yunanlılar saldırgan başlayınca ileride rahat alan buldular. Nitekim ayaklarında topu tutamadıkları bir pozisyon sonucu olsa da, Gökhan akıllı bir vuruşla takımımızı öne geçirdi.
Öte yandan Aurelio, milli takımızdaki en önemli oyuncu olduğunu yine kanıtladı. En korktuğumuz bölge olan savunmamızın önünde doğru zamanlama ve yer tutuşuyla kalemizi muhtemel tehlikelerden koruyor. Hatlarımız bitin halinde oynamasına rağmen Aurelio’nun varlığı bir yandan savunmanın göbeğinin çok ilerde kalmasını engellerken bir yandan da hatların kopmamasını sağlıyor.
Norveç.. Daha zor..
Çarşamba günü oynayacağımız Norveç karşılaşmasında favori biziz ve kazanmamız sürpriz olmayacaktır. Ancak o karşılaşmanın bizim için Yunanistan karşılaşmasından daha zor olacağını tahmin ediyorum. Nedenlerine gelirsek;
- Bizim galibiyetimiz ve oynadığımız futbol Norveç’i şaşırtma ihtimalimizi azalttı. Norveç her senaryo için gerekli önlemleri almaya çalışacaktır,
- Norveç’in de şansını azaltacak bir yenilgi almış olması, bizim karşımızda daha fazla konsantre olmasını sağlayacak,
- Norveç’in savunması Yunanlılar kadar sağlam değil, ancak sağlam gördüğümüz Yunan savunmasının ve kalecisinin ne hale geldiğini düşünürsek, Norveç savunması daha kötü olabilir mi tartışılır. Buna karşılık Norveç’te daha teknik oyuncular var. Bunların en tehlikelisi de hızlı ve güçlü Carew,
- Muhteşem zaferimiz ve futbolumuza rağmen, unutmayalım ki gollerin dördünde birden Yunan kalecisinin hatası vardı. İlk golde gayet ortalama bir kalecinin tutabileceği bir topu, hiç baskı olmadığı halde yumruklamayı tercih etti. 2. ve 3. gollerde kalenin doğru yerinde durmadığı ve anında tepki vermediği için topu ağlardan çıkardı. Son golde Gökdeniz’in hakkını yememek gerekir, ama kalecinin yer tutuşu yine hatalıydı ve rakibin geldiği köşeyi boş bırakıp golü yedi,
- Bizim futbolcularımız, 4 günde 2 maç oynadığı haftalarda ve ilk maçı kazandığında, genellikle ikici karşılaşmayı daha düşük bir konsantrasyonla ve daha fazla rehavetle oynuyor,
- Yine bununla ilgili olarak, Yunanistan karşısında oyuncularımız çok yoruldu ve bazı oyuncuların Norveç karşısında kaslarının daha erken iflas edeceğini düşünüyorum,
- Fatih Terim’in sözlerinden anladığımız kadarıyla Norveç henüz Yunanistan kadar analiz edilmemiş ve sadece 3 günü var önünde,
- Norveç savunmasının nefret ettiği tipte oyuncular olan Ümit Karan ya da Halil’e ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum, ama her ikisi de kadroda yoklar. Hakan ile oynamak zorunda olmamız bu nedenle bir sıkıntı yaratacak. Ancak ben Terim’in hem yorgun olmayan hem de topu yerden isabetli oynayabilecek Tugay, Emre ve Arda’ya ve hatta Gökdeniz’e şans vererek bu dezavantajı bir nebze azaltacağını düşünüyorum.
Bir de tabii bazı eksiklerimiz var ki;
- İnanılmaz mücadele gücümüzü maalesef doğru alan paylaşımı ve dağılımı ile destekleyemememiz,
- Bazen kendimizi prese kaptırıp kontra toplarda tehlike yaşıyor olmamız. Örneğin Tuncay’ın bazen Volkan’ı sol kanatta yalnız bırakması. Skor 2-1 iken Yunan takımının kaçırdığı mutlak fırsat öncesinde, gelen ortayı karşılaması elzem olan Servet’in köşe bayrağına gidip pres yapayım derken yerini kaybetmesi, (kısacası bu kadar üstün oynadığımız bir karşılaşmada bile bu kadar net pozisyonlar verdiğimizi unutmayalım),
- Özellikle yandan gelen duran toplarda adam paylaşımı yapamıyor olmamız,
Ancak tüm bunlar düzeltilmeyecek şeyler değil ve avantajlarımız dezavantajlarımızdan daha fazla. Üstelik alternatif oyuncularımız da sahadakilerden aşağı isimler değil.
Ayrıca şunu unutmayalım ki, Norveç’i yenemesek bile bu gruptan çıkamamamız bir mucize olacaktır. Zira diğer 6 gruptan herhangi birinde, ya da Dünya Kupası elemelerindeki gibi bir grupta olsaydık her türlü olasılık mümkünken, bu grupta kaybedebilceğimiz rakip çok az.