Norveç’i, Carew, Myhre, Riise, Solskjaer kadar tanıyordum. Bir de yazar İngvar Ambjörnsen’in kaleminden dökülenler kadar; ve aslında Bosna Hersek maçında yaşananları ‘Devlerin Düşüşü’nü okuyan hiç kimsenin yadırgadığını sanmıyorum. Norveçliler için canları sıkılınca kavga eden insanlar denildiğini duymuştum. Yaşam standardı olarak hiç de fena durumda olmamalarına (kişi başı yıllık gelir 40 bin dolar civarı) rağmen sorunları ne ola ki diye düşünmüştüm. Ambjörnsen’in ‘Kan kardeşler’ adlı kitabından uyarlanan ‘Elling’ adlı filmde sorular yanıt bulmaya başlamıştı. Filmden bir replik, daha fazla uzatmamın önüne de geçecektir, “sanırım bir dost edindim, hem de hükümetin hiçbir yardımı olmadan…”
Sanıyorum biz de bir dost edindik, hem de hiçbir yardıma ihtiyaç duymaksızın. Alınan sonuçların ardından Yunanistan ile birlikte Euro 2008’e katılmamız çok yakın gibi…
UNVANLAR GİDER, AVANTAJ KALIR
Yaşam standartları bizim ülkemizin kat be kat üzerinde olan Norveç’in maça 2-0 önde başlamasında şaşılacak bir şey yok. Önemli olan öndeyken geriye düşmek değil bu noktada, gerideyken öne geçmek için çabalamak! Türkiye, Yunanistan maçında da geriye düşmüştü ancak maçı çevirmesini bilmişti, İskandinav ülkesi karşısında da; hem de iki farklı olmasına karşın, skoru eşitlemeyi başardı. Hatta ilk gol erken gelse, maçı da alacak gibiydi, ne yapalım zaman yetmedi…
Avrupa Şampiyonası(AŞ) Grup Elemeleri’nde Norveç maçına dek geçen sürede; en az gol yiyen, en çok gol atan, en çok kazanan, hiç kaybetmeyen Türkiye, Frankfurt’ta oynadığı Norveç maçında bütün unvanlarını yitirdi. Norveç’in savunma hattını aşmakta zorlanan ay- yıldızlı temsilcimiz, ilk yarıda rakibin etkili çıkışlarına, ileride hızla çoğalmalarına engel olamayarak soyunma odasına 2-0 geride gitti. İkinci yarında adeta tek kale oynanan maçta Türkiye aradığı gollere Hamit Altıntop’un serbest vuruşlarıyla ulaştı. Bu sonuçla gruptaki liderliği devam eden milli takımımız puanını 13’e çıkartırken, Malta’yı yenen Yunanistan 12 puanla ikinci, Norveç ise 7 puanla üçüncü sırada yer aldı.
TERİM’İN PLANI TUTMADI
Milli Takım Teknik Direktörü Fatih Terim’in Norveç karşısında sahaya sürdüğü 11’in, ilk yarıda bekleneni verememesi çok da şaşırtıcı değildi aslında. İbrahim Üzülmez’in yokluğunda Sabri’yi sol beke çeken Terim, eksikler arasına Sabri’yi de eklemiş oldu. Önünde Tuncay ile birlikte oynayan Sabri ileri çıkma şansını yakalayamadığı gibi, geride de zor anlar yaşadı, tabi bir de ters ayaklı olmanın verdiği dezavantajla etkili ortalarını da yapamadı. Hamit de önünde oynayan Gökdeniz ile Sabri ile yakaladığı frekansı yakalayamayınca, sağ kanatta da cızırtılar baş gösterdi. Tümer ve Emre’nin benzer özellikleri, orta alanda da sorun yaratınca, bir de buna rakibin etkili savunması eklenince, baya bir bilinmeyenli denklem oldu ki, ilk yarıda soyunma odasının yolunu tuttuğunda milli takımımız skor 0-2’ydi.
İkinci yarıda Fatih Terim de aşının tutmadığını anlamış olacak ki, Sabri’yi yerine, Tümer’i kulübeye, Gökdeniz’i Hakan’ın yanına aldı.Bu şekilde rakip kalede daha fazla atak geliştiren, golle burun buruna gelmeye başlayan taraf biz olduk. Tabi topun ayaklara dolaşması devam edince, Gökdeniz’in şutu direğe takılınca umutlar da azalmıştı. Neyse ki imdadımıza, Commerzbank Arena’da pek de yabancı olmayan Schalkeli Hamit yetişti. Önce cepheden, sonra sol çizgiden, (ikisinde de kaleci hatası vardı ama tarih bunları yazmayacak) topu ağlarla buluşturarak beraberliği kurtardı. Ayağı dert görmesin!
GOL OLUR…
Ayrıca bir pozisyonda topun başına Emre geçip, şutu çekince Terim epey bir söylendi durdu, hatta biz de duyduk, “atamıyorsun işte” gibisinden bir şeyler söylendi. Neden Hamit’e bırakmadığının hesabını soruyordu. O pozisyondan kısa bir süre sonra, ama sol çizgide (daha zor bir yer) olmasına rağmen bir serbest vuruş daha kazanılıp topun başına Hamit geçince Terim’in bir bildiği vardır diyerekten gole hazırladık kendimizi; Rıdvan Dilmen gibi, “gol olur” dediğimi hatırlıyorum ev ahalisine…