Erciyesspor önünde almış olduğu mağlubiyetle Galatasaray şampiyonluk yarışında pamuk ipliği ile bağlı olduğu hedeflerinden tamamen uzaklaşmış, işi matematik mucizelere bıraktığını resmen ilan etmiş oldu. Ve 17.şampiyonluk için hiç kendini üzmeden, yormadan ve zorlanmadan ulaşabileceği bir sonucu da, sezon başından bu yana süregelen dahili denge arayışlarına, çatışmalara kurban verdi. Geçmiş olsun.
Bu maça özel değerlendirmek istediğim üç isim var; Hakan Şükür, Erik Gerets ve Adnan Polat. Eli kalem tutan, profesyonel ya da amatör futbol görüşü bildiren isimler arasında Hakan Şükür ismine, kariyerine, bu yaşta hala bu seviyede varlığını sürdürebiliyor olmasına, özetle futbolculuğuna en fazla saygı gösteren, çoğu yorumunu gündelik kolaya kaçışlardan ziyade bu filtrelerden geçirerek yapanlardan biriyim. Hala da futbolculuğuna ve profesyonelliğine olan saygım zerre azalmış değil.
Ancak, onu artık Galatasaray forması ile sahada tuttuğumuz her dakika, Ümit Karan, Necati, Hasan Kabze şöyle dursun, Kayseri’de kiralık Özgürcan, İstanbulspor’da kiralık Uğur Erdoğan ve hatta PAF takımı santraforlarından Çağrı Yarkın’a bile haksızlık seviyesine geldi. Bu sezon Hakan için olumlu sözler sarf edebildiğimiz maç adedi üçü geçmiyor. Bunlardan biri de geçtiğimiz haftalarda oynanan Trabzonspor maçı idi, bekliyoruz ki arkası gelsin, yok. Hakkını vererek yaptığı hücum presleri biteli zaten uzun zaman oldu. Civa gibi genç rakip stoperlerden kafa topu alamıyor ki indirsin sağa sola. Üç kişi arasından çıkarak yaptığı bitiren kafa ile gol vuruşları şöyle dursun, altıpas köşesinden boş poziyonlarda kaçıyor kafa golleri. Top kontrol hiç yoktu, hala yok. Toplu koşular hiç yoktu, yine yok.
Tekrar söylüyorum. Haksızlık, saygısızlık yapmak istemem. Futbol yazarken Hakan Şükür’ü eleştirirseniz prim yapar bu ülkede, öyle bir prim peşinde olsam bugünü de beklemezdim. Ama bunlar birer gerçek. Bu takımın santraforu, kaptanı ve yıldızı sıfatı ile koskoca 90 dakika (+Ankara’da ilk 45 dakika) hiçbir şeyi başaramadan durursanız sahada, bunun kabullenilebilir tarafı kalmaz. Kalmadı da zaten. Hakan Şükür isminin Galatasaraylı gönlündeki yeri bellidir, kimse onu kıracak bir fiiliyatın içine girmez. Ama böyle bir risk, bu tehlike belirmeye başlamışken, her iki tarafın da, önümüzdeki günler için bir yol çizmesi gerekir. Galatasaray, gelecek sezona da Hakan Şükür ile başlayacak ise, Hakan Şükür’ü oynatmak zorunda kalacaktır ya da oynatmadığı zaman çevresine ve takıma yayacağı negatif enerjinin varlığından haberdar olmalıdır. Karar ilgili mercilerindir.
Bir diğer aktör, Erik Gerets. Bazen öyle şeyler yapıyor ki anlamak için saatlerce düşünmek lazım. Önceleri birkaç sefer teknik adam dumuru deyip üzerinde durmadan geçtik ama, bu sefer öyle bir yol izlemeyeceğiz.
Sahaya yolladığı 11’den başlayalım. 4-3-3 iyi sistemdir, eyvallah. Buna bir itirazımız yok. Ancak, 3’lü hücum hattında kanatlarda görev verdiğiniz oyuncuların asgari ölçülerde de olsa kanat oyuncusu hüviyeti taşımaları gerekir, başarı için. 3 forvetle sahaya çıkıyorsunuz, gol bölgesinde tek adamınız var. Hasan Kabze, zaten ne olduğunu anlayamadı gitti, bir anda sol açık oluvermiş. Bu oyuncularla doğru diziliş, bizce, 4-3-1-2’dir. Kabze’yi Hakan’ın yanına yollarsınız, Necati’yi de seken toplar ve hücum organizasyonlarından sorumlu yaparsınız, forvet arkasında. Ama Necati’yi sağ açık, Kabze’yi sol açık yaparsanız verim alamazsınız.
Orta alan üçlüsünde göbekte Okan Buruk’un oynatılamayacağını defalarca yazdık, tekrar ediyoruz. Okan bir sağ kanat oyuncusudur. Pasör tarafı sınırlıdır, oyun kuramazsınız. Defansif orta alan göbeği stoper yarısıdır, Okan’ın savunma oyunculuğundan bahsedemezsiniz. Sadece mücadele yönüne güvenerek sahadaki kalbinizi yanlış seçince, kimyası bozuk takımınızla iş görmeye çalışırsınız. Ve bu hatayı bir kere yaparsınız (İçeride Antep maçı), iki kere yaparsınız (Beşiktaş deplasmanı) ama üç kere yaparsanız olmaz.
Ilic’in kırmızısı sonrası, gelen değişikliklere bakalım. Devre arasında çıkan Kabze, giren Ümit Karan. Zaten pas ayaklarından en önemlisini kaybetmiş takıma 3 değil 8 forvet koysanız ne fayda eder, topu o bölgeye sağlıklı biçimde ulaştıramadıktan sonra. Kabze, en azından Ümit Karan’a göre daha iyi toplu koşu yapabilen bir oyuncu. Ümit Karan oyuna girdikten sonra rakip 18 içinde top bekleyen ama alamayan Galatasaraylı oyuncu sayısı arttı, o kadar. Ümit Karan’ı tam etkisiz Hakan Şükür yerine sokmak gerekirdi, kanaatindeyim.
Mehmet Topal’ı Ayhan yerine oyuna sokmak da, yine orta alan verimi adına intihar değişikliklerden biriydi. Zaten rakip üzerinize gelmiyorken savunmadan bir oyuncuyu dışarı almak ya da etkisiz forvetlerden biri yerine genel verime katkı sağlaması için orta alan oyuncusu tercih etmek gerekirdi. Sonuç, hiçbiri olmadı ve şampiyonluk yarışına havlu attıran mağlubiyet geldi.
Galatasaray adına son olarak da Adnan Polat. Kendisini bir kez daha takdir ettim. Sezon başından bu yana takımın ilk kırmızı kartını gören, ilk gereksiz cezasını alan isim olan Sasa Ilic’i, kamuoyu önünde “ihanet” ile suçlamak, Galatasaray yönetiminin ağırlığına yakışan bir hareketti. “Hain” Ilic, sezonu kırmızısız bitirme ihtirası ve mücadelesindeki Galatasaray takımına zarar vermekteydi. Yönetimden etkili bir ses ona haddini bildirmeliydi, Sn. Polat büyük bir fedakarlıkla bunu yaptı. Teşekkürler Adnan Polat! Burada Ilic’in hareketini savunacak değilim. Cezayı da hak etmiştir. Ama “ihanet” ile suçlanacak birileri varsa Galatasaray’da, sıra Ilic’e gelene kadar daha çok yolumuz olur.
Erciyesspor’u canlı gözle Lorant zamanında da izlemiş biri olarak, Bülent Korkmaz’ın gelişini müteakip kat edilen mesafeyi takdirle takip ediyorum. Önemli bir mücadele veriyorlar. Yitirilmek üzere olan Orkun Uşak, Ergün Teber ve Ali Turan gibi değerleri futbolumuza en üst seviyeden kazandırmak için şans veriyorlar. İlk teknik sorumluluk deneyimi için Bülent Korkmaz’ın performansı da kabul edilebilir seviyenin çok üzerinde. Tebrik etmek lazım.