Yine az gollü bir hafta geçirdik. Dikkat çekici olan, deplasmancıların suskunluğu. Deplasmanda üç gol atan Gençlerbirliği bunun karşılığını puan olarak alamazken, Erciyesspor tek golle haftanın tek muzaffer deplasmancısı oldu. Fenerbahçe de deplasmanda attığı iki golün karşılığında bir puanla yetindi. Bu üç takım dışında deplasmanda gol atabilen çıkmadı bu hafta.
Cuma günü Galatasaray’ın Erciyes şokuyla başladı hafta. Seyircisiz oynamakla ilgili bir derdi olmayan Sarı Kırmızılılar Cuma maçlarından mustaripti, belli ki Cuma ağır bastı.
Galatasaray son derece ofansif bir kadroyla çıktı maça: Hakan Şükür, Necati, Ümit ve Hasan Kabze ilk defa bir arada ilk onbirdeyken İliç de sahadaydı. Bir kez daha, bunca forvet oyuncusunu bir arada sahaya sürmenin bir hücum zenginliği kazandırmadığını gördük. Son derece az hücum adamıyla oynayan Erciyes 15. dakikada bir serbest vuruş vasıtasıyla golü atan taraf oldu. Herhalde İliç de bu fazlalığın farkına varmış olacak, kendi tasarrufuyla daha 42. dakikada kırmızı kart görüp sahayı terk etti. Oysa, iki kopuk öbekten oluşan Galatasaray’da sahada kalması en gerekli futbolcu, o iki grup arasındaki incecik bağ olan İliç’ti. O çıkınca, sahada üç ayrı ekip var gibi bir görüntü çıktı ortaya: Erciyesspor, Galatasaray 1 ve Galatasaray 2...
Galatasaray’ın bu sezon şampiyonluk yarışını sürdürecek gücü olmadığı anlaşılıyor. Bu yenilgiden sonra şampiyonluk yarışını, dolayısıyla ikincilik ihtimalini unutacak gibi görünüyor. Erciyesspor ise ligde kalma yürüyüşünde hayatî ve muhtemelen onlardan başka kimsenin beklemediği bir galibiyet alarak ligin dipteki seyrine çok ciddi bir darbe vurdu. Hâlâ hattan çıkabilmiş değiller ama, artık bir galibiyetle üste çıkabilecek duruma geldiler. Önümüzdeki hafta kendilerinden üç puan ve dört sıra üstte duran Ankaragücü’yle oynayacaklarını hatırlatmak isterim. Yenerlerse, dört sıra üstlerinde duran takımı puan olarak yakalayacak hale gelmeleri ligin ikinci yarısında yaptıkları çıkışın ödülü işte. Yine de, ben bu galibiyete bir istisna gözüyle bakıyorum. Erciyesspor’u ligde tutacak olan bu galibiyet değil. Eldeki bütün hücumcuları gelişigüzel sahaya süren Galatasaray’dan çok daha sıkı maçlar oynayacaklar bundan sonra. Bülent Korkmaz ve öğrencileri yedi maçlık son dönemde esas sınavlarını verecekler.
Fenerbahçe haftaiçi mesaisi nedeniyle yorgun geldiği Kayseri’de, son dakikada
bulduğu beraberlik golüyle avantajlı konumunu yitirmekten kurtuldu. Fakat 2-2’den sonra Edu’nun atılması ve Appiah gerginliği ileriki haftalara taşınabilecek problemler...
UEFA yarışında geride kalmak istemeyen Kayserispor son derece istekli ve baskılı bir futbolla lidere kafa tuttu. Maçın başlarında bir Alex/Tuncay klasiğiyle geriye düşmelerine rağmen üstelik... 1-1’den sonra kazanmak için risk alan tuhaf bir şekilde Zico’ydu: Appiah’ı çıkarıp Deivid’i oyuna sokması bu zor deplasmanda beraberliğe razı olmadığını gösteriyor. Bu değişiklikten sonra Kayserispor’un sahadaki üstünlüğü daha belirgin bir hal aldı. Çok geçmeden de haftanın en şık gollerinden biriyle 2-1’i yakaladı Sarı Kırmızılılar. Zico’nun bu golden sonra yaptığı değişiklikler daha da ilgi çekici: Deniz’in yerine Tümer, Uğur’un yerine Semih! Kim tutacak artık Kayserispor’u? Fenerbahçe bunca hücum adamıyla ve tabii Kayserispor’un da gönüllü katılımıyla Kayseri yarı sahasına yerleşti, beklendiği gibi o alandaki kalabalığa sıkışan top her Kayserispor’a geçişinde hızla Fenerbahçe kalesine inip tehlike yarattı fakat üçüncü golü bulamadı ev sahibi. Buna karşılık 90 + üçüncü dakikaya gelinirken, herhalde Kayserispor defansının bir anlık konsantrasyon hatasından, Deivid’le golü bulan Fenerbahçe oldu. Sonuçta, aldığı riskler Zico’ya bir anlamda kaybettirdiği eşeği buldurmuş oldu, 1-1 yerine 2-2’ye bağlandı maç.
Fenerbahçe açısından alınan puan kötü değil. Sıkıntı olacaksa bu Edu’nun kırmızı kartı ve Appiah’ın Zico’yla didişmesinden olacak. Kayserispor ise, en azından, golü son saniyelerde yediği için sevinemiyor bu bir puana. Dolayısıyla ensesine yapışan Trabzonspor yüzünden... Son haftalarda maçlarının çok gollü geçtiğinden bahsetmiştik: 3-3, 4-4 ve 3-2’den sonra bu 2-2 serinin devamı oldu. Bol golün yanı sıra, hiç galibiyet olmaması dikkat çekiyor. Ve hâlâ dördüncüler!
Lider üç puan kaybecekken birini kurtardığı için Beşiktaş camiası da Rize maçına coşkusuz bir sevinçle başladı. Galatasaray-Erciyesspor maçını bu yazıda öne almamın sebebi, Beşiktaş maçına o karşılaşmanın da fazlasıyla etki etmesi. Beşiktaş hem Galatasaray’ın hem de Fenerbahçe’nin puan kayıplarıyla daha ciddi bir baskı altında, Rizespor da Erciyesspor’un beklenmedik galibiyetiyle iyice gerilmiş çıktı maça. Ve dolayısıyla son derece gergin, fazlasıyla zor bir karşılaşma oldu.
Belli ki Rıza Hoca gol yemeden süreyi tüketip Beşiktaş’ın galibiyet iştahından faydalanmak niyetindeydi. Beşiktaş süre ilerledikçe baskı altında kalacak ve Rıza Hoca da tuzaklarını devreye sokacaktı. Fakat maçın hemen başında gelen penaltı golü planlarını alt üst etti. İpleri ele geçiren Beşiktaş oldu.

Buna karşılık, gol Beşiktaş’ın üzerindeki baskıyı da almaya yetmedi. Galibiyeti koruma derdine düşen Siyah Beyazlılar İnönü’de olmaması gerektiği kadar baskı imkânı verdiler Rizespor’a. Rizespor da, gücü yettiğince bir puanı getirecek golü aradı 90 dakika boyunca, fakat başarılı olamadı. Maça, iki takımın özgül güçlerinden ziyade puan cetvelinin özgünlüğü damga vurdu diyebilirim. Beşiktaş bu stres ortamından zor da olsa üç puanı çıkarıp Fenerbahçe’ye iki puan daha sokuldu. Haftaya, çetin fikstürlerinin en kolay görünen deplasman maçını oynayacaklar, sonra yine bir İnönü macerası. Haftanın en “zarar”lı takımı Rizespor ise Bashir’in kırmızı kartıyla iyice yıprandığı bu maçtan sonra Trabzonspor’u ağırlayıp yeniden deplasman yollarına düşecek. Trabzonspor karşılaşması da başka bir gergin maç olacak gibi görünüyor şimdiden.
Trabzonspor Gençlerbirliği karşısında, Denizli deplasmanından sonra bir kez daha, iki farklı üstünlükten 3-3’e geldikleri bir maçta dördüncüyü de atmayı başardı; bu kez son saniyede verdikleri penaltının da gol olmaması sayesinde düellodan mutlu çıkıyorlar. Tolga’nın Kayserispor maçından sonra ikinci defa penaltı kurtarması galibiyette bir etken kuşkusuz, fakat o dakikaya gelene dek yediği gollerle de bir çelişki yaratmadı değil.
Gençlerbirliği de galiba “Tarzanzede”lerden. En son Manisaspor’u deplasmanda 3-0 yendiler ve zirve mücadelesine bir anlık ortak oldular. Müteakkip Gaziantep maçından 0-0’la sıyrıldıktan itibaren sadece yeniliyorlar. Denizlispor, Beşiktaş ve Trabzonspor maçlarında toplam 9 gol yiyerek ciddi defansif sıkıntılar sergilediler ve yedinci sıraya gerilediler. İstanbul’un büyükleriyle şimdiye kadar beşini idrak ettikleri toplam altı maçın sonuncusunu bu hafta Galatasaray’a karşı Ankara’da oynayacaklar. Beş maçtan sıfır puan çıkarmışlardı. Bu son şansları.
Diğer tarafta 4-3’lük Gençlerbirliği galibiyeti Trabzonspor’u aldı Kayserispor’un ensesine koydu. İkisi arasında kala kala iki puan fark kaldı. Bu da, Rizespor maçını daha önemli kılıyor. Rize tarafı için önemi zaten malûm. Dikkat edilesi bir maç olacak.
Konyaspor dört haftalık suskunluğun ardından nihayet üç puanla tanıştı. Bunu yaparken de rakibi Ankaragücü’nü ateşe attı. 35. dakikada Aytekin’in kırmızı kart gördüğü pozisyonda kazanılan penaltıyı Neca gole çevirince Konyaspor bu zor maçı epeyce kolayladı. 45’te Eren Şen’in attığı golle de 90 dakika tamamlandı.
Bu maçın da içeriğinden ziyade neticesi önem taşıyor. Konyaspor bir ara çok
avantajlı konuma geldiği UEFA yarışından kopamadan –çünkü meselâ Kayserispor’la Gençlerbirliği de dört haftadır kazanamıyor- küme düşme hattıyla da ilintili bir hale gelmek üzereydi. Ankaragücü zaten o hengâmenin içinde ve maç başlarken iki takım arasındaki puan farkı da sadece üçtü. Yani Ankaragücü yense Konyaspor da bu sezonki kalitesine yakışmayan bir yerde bulacaktı kendini. İşte bu kritik maçta Nurullah Hoca sezonun önemli galibiyetlerinden birini aldı ve düşme söylentileri çıkamadan Kayserispor’a iki puan yaklaştı. Haftaya Ankaraspor maçına daha rahat çıkacaklar ve nedense o maç berabere bitecek gibi geliyor bana. Ankaragücü’nün ise deplasman çilesi bitmiyor, haftaya, yukarıda dediğim gibi Erciyesspor’la çok önemli bir maçları olacak. Bakalım Hikmet Karaman’ın tecrübesi mi, Bülent Korkmaz’ın hırsı mı ağır basacak.
Bir değişiklik: Vestel Manisaspor 10 maç sonra kazandı! Giray Bulak’la, Fenerbahçe’den sonra ligin en iyi deplasman takımı Sivasspor’u son dakikada gelen muhteşem bir Zelenka golüyle 1-0 yenmeyi başardılar ve onlar da kendilerine geldiler. Zelenka taç çizgisi üzerinden kullandığı frikiği oldukça yüksek kullanıp uzak doksandan fileleri gördü. Orta mı yaptı, şut mu attı, anlamak çok zor. Bilerek yaptıysa eğer, hakikaten dünyada örneği az görülür cinsten bir gol seyrettik.
İşin ilginç tarafı, Vestel’in düşüş sürecinin ta ilk yarıdaki Sivasspor maçıyla başlamış olması. Sivas’a 3-2 yenildikten sonra Fenerbahçe’ye de mağlup olarak liderliği kaybetmiş ve bir daha da toparlanamamışlardı. Bunun tersi olur mu bilemem ama, böylesi bir kıvılcıma çok ihtiyaçları vardı.
Sivasspor son dönem deplasman performansıyla bu alandaki hükümranlığını bırakacak gibi görünüyor, şimdilik iç saha/dış saha puanları eşit, 19’ar. Ama içerideki 19 Sakaryaspor’dan sonra en kötü performans, dışarıdaki 19 ise Fenerbahçe’den sonra en iyi performans. Bu karışım ortaya halen UEFA mücadelesi veren bir takım çıkartıyor. Bu maçla ilgili değinmek istediğim Balili: Bu ilgi düşkünü futbolcu geçtiğimiz hafta ikinci golünden sonra ayakkabısını çıkarıp telefon niyetine kulağına götürmüştü, bu hafta da korner bayrağı yöresinde buluştuğu topun üstünde ilginç bir dans gösterisi düzenledi, rakip basana kadar. Neden yaptı, neyi hedefledi hiç anlaşılmadı ve yine sarı kart görmeden kurtuldu. Yasal boşlukları anlaşılan çok iyi kullanıyor, fakat bu puan almalarına yetmedi.
Geçen haftaki yazımda, “sonucunu en çok merak ettiğim maçlardan biri” diye Gaziantepsor-Antalyaspor maçını kastetmiştim: Bunun sebebi, şimdilik ligin seyriyle uzun boylu dertleri olmayan iki takımın alacakları puanlar değil, Antalyaspor’un skorlarındaki tekdüzelikti. Tekdüzeliği bozmadılar yine. 26
maçta 10 tane 1-0, altı tane de 0-0 üreten Antalyaspor bu hafta bunlara yedinci 0-0’ını ekledi. Başlıca, üst üste dokuz maçtır yenilmiyor olduklarını belirtmek lazım. Ve bu dokuz maçlık süreçte, 4-4’lük Kayserispor maçını saymazsak, yedikleri tek gol var. Hakikaten olağanüstü bir performans. Fakat bu olağanüstü performans daha ne kadar sürer? Sorun şu ki, bu sürecin sonunda UEFA’cıların arasına giremediler, düşme hattından tümüyle kopup gidemediler. Ligimizde çok olası, işler bir terse dönerse, tek gollü galibiyetler beraberliklere, beraberlikler yenilgilere dönerse, kısa zamanda onlar da yeniden düşme hattına giriverirler. Bu haftaki Denizlispor maçı kopup gitmeleri ya da tam tersi için bir vesile olabilir meselâ. Antalya’dan 1 puan geride duran Gaziantepspor iki puanı evinde kaybettiği için daha dezavantajlı ve haftaya Sivas deplasmanında olacak.
Ankaraspor-Bursaspor! Haftanın ikinci 0-0’ı, Ankaraspor’un 14. beraberliği. Bunca beraberlik sonunda Ankaraspor’un UEFA’cı Kayserispor’la düşme potasındaki Rizespor’a eşit mesafede (6’şar puan) durması da gayet normal herhalde. Bu beraberlikler yüzünden nereye gideceklerine bir türlü karar veremiyorlar, ligi de bu kararsızlıkla, tam ortada bitirecekler gibi görünüyor. Bursaspor iki puan daha yukarıda olduğu ve bu bir puanı deplasmanda aldığı için UEFA’ya daha yakın ve şansları hâlâ sürüyor. Bu maçın tek ilginç enstantanesi Bursasporlu İsmail Güldüren’in takım arkadaşı Frasineanu’yu tartaklamasıydı. Bir savunma müdahalesinden sonra arkadaşını yakasından yakalayıp şiddetle sarsınca Frasineanu formasını çıkarıp sahayı terk etmeye kalktı. Teknik kadronun telkin çabalarıyla zar zor ikna edilip oyuna geri döndü. Böylesi ancak halı sahada görülür sanıyordum.
Rizespor’un haftanın en zararlı takımı olduğunu yazmıştım: Denizlispor artık düştüğü kesin görünen Sakaryaspor’u Suat Usta’nın 70’te kendi kalesine attığı golle 1-0 yenince Rizespor haftalar sonra kendini düşme hattının içinde buldu, Denizlispor da şimdilik sıyrıldı.
Sakaryaspor’un iyi oyununa rağmen gol sıkıntısı devam ediyor, ama bu sıkıntı kendi kalelerinde yok, anlaşılan. Oraya atabiliyorlar. Sonuçta hem rakibine gol atamayan, hem de ille gol yiyen bir takım olarak, artık şanslarını tükettiler. Buna rağmen Denizli’de, puana şiddetle ihtiyaç duyan ve bunun için direnci de olan Denizlispor’u hayli zorladılar. Belli ki, düşeceklerse de sermeden, ellerinden geleni yaparak düşecekler.
Denizlispor’un bu maçı kazanması tabii ki çok önemli fakat maçın bu kadar zor kazanılması onlar adına tehlikenin boyutuna işaret ediyor. Şimdilik potadan çıktılar. Haftaya Antalyaspor’a konuk olup bir ihtimal onları da yakında tutmaya çalışacaklar. Antalyaspor için ise, o maç kazanılması gerekenden ziyade kaybedilmemesi gereken bir maç olacak. Ve belki bir noktadan sonra Denizlispor da bu beraberliğe rıza gösterecek. Bir 0-0 da oradan çıkar mı dersiniz?