Algı
Bugüne kadar buraya yazdığım 139 yazıda yeterince belli ettiğimi, en azından saklayıp gizlemediğimi düşünsem de, bu 140’ıncıda açık açık söyleyeyim; ben Fenerbahçeliyim.
Doğal olarak, her Fenerbahçeli gibi, Temmuz’un 3’ünden bu yana da “gerginim”. 34 maçının tamamını heyecan içinde izlediğim takımımla ilgili kafamda soru işaretleri yaratıldı çünkü. Sahaya bakarken hep “Bize karşı kendilerini yırtıyorlar, rakiplerime karşı ise, maşallah, muhallebi kıvamındalar” diye değerlendirdiğim maçlarda, tuttuğum takımın yöneticilerinin, rakiplere bize karşı muhallebi gibi, rakiplere karşı ise kendilerini yırtarcasına oynamaları için skor manipülasyonu yaptığı söyleniyor bana.
Temmuz’un 3’ünden bu yana gizlilik kararı denmeden, o denmeden, bu denmeden hemen her şeyi de tüm açıklığıyla göz önüne serdiler, sağ olsunlar. Kıymeti kendinden menkul kimi gazeteciler (ki mesleğin adını fena halde lekelemeyi her gün sürdürüyorlar), savunma avukatlarının bilmediği şeyleri kanal kanal gezip gözlerimize soktu. Seçilmiş olanlar, seçilmiş delilleri, canlarının istediği gibi algılattılar. Her kriz döneminde olduğu gibi, bu kriz dönemi de kendi ünlülerini yarattı. Ve algı sabitlendi; Fenerbahçe kendi maçlarında şike, rakiplerinin maçlarında teşvik primi yoluyla yolsuzluk yapmış, maç sonuçlarını manipüle etmiştir. Algı yanılıyor olabilir miydi?
6222 no’lu, Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun, içerdiği standart üstü yüksek ceza teklifleriyle yürürlükteyken içeride tutulan onlarca tutuklu, çok daha ciddi ve gündelik hayata dair davaların şüphelileri elini kolunu sallaya sallaya çıkarken "Neden biz bu kadar uzun süre tutuklu kalıyoruz?” diye sordular kendilerine. Tıpkı terör örgütü suçlamalarıyla abuk sabuk nedenlerle içeride tutulan onlarca öğrenci ve gazeteci gibi. Ama onlar yine de daha şanslıydı, onların davası daha “moda”ydı da kamuoyu unutmadı, unutturmadı onları. Nitekim bu yasanın standart üstü cezaları meclis gündemine taşındı, adı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun olan yasa “Şike Yasası” adıyla manşetlerden düşmedi ve meclisten geçti. Cumhurbaşkanı “Kişiye özel yasa” diyerek veto etti, kimi kastettiği belliydi; Aziz Yıldırım. Sebep, kamuoyunda oluşturulan “Aziz Yıldırım’ı kurtarmak için yasa çıkartılıyor” algısıydı. Algı yanılıyor olabilir miydi?
Veto sonrası perde arkasında, tartışma yerinin bu sütun olmadığı, gelişmeler oldu, bunlara RAĞMEN yasa aynı haliyle yeniden meclise geldi, geçti ve cumhurbaşkanına gönderildi. Gül onayladı, onaylayacağını ifade ederkenki ses tonu ve vücut dilinden anlaşıldığı kadarıyla KERHEN. Yasa Resmi Gazete’de onaylandıktan sonra bir de baktık ki Aziz Yıldırım ve diğer Fenerbahçeli yöneticiler içeride kalırken geri kalanların büyük kısmı tutuksuz yargılanmak üzere salıverildi. Bu yasa Aziz Yıldırım’ı kurtarmak için çıkartılmamış mıydı? Algı yanılıyor olabilir miydi?
İddianame mahkemeye teslim edildi, mahkeme alışılagelmişin dışında hızlı bir şekilde davayı kabul etti ve iddianame, sanki çok gizlisi saklısı kalmış gibi kamuoyuna açık hale geldi. 400 sayfalık doküman bugün çoğu Fenerbahçelinin bilgisayarında kayıtlı. Kimi muteber spor yorumcusunun “400 sayfayı oturup okuyacak halimiz yok ya” demesi bir kenarda dursun, satır satır okuyanlar, çok şükür, var. Her ellerini attıkları kısımda tutarsızlık buluyorlar. Örneğin aynı telefon konuşmasının kopyala – yapıştır marifetiyle birden çok maçın manipüle edildiği iddiası yarattığını yakalayabiliyor dikkatli gözler. Veya yapılmayan telefon konuşmasının kaydını görüp “Ortam dinlemesi mi yapıldı, izinli miydi?” diye sorabiliyorlar. Onların algısı, bu iddianamenin bir fikir oluşturmak üzere alakasız parçaların, canların istediği gibi kesilip biçilerek bir araya getirilerek yaratıldığı şeklinde. Algı yanılıyor olabilir mi?
Bugün, o kıymeti kendinden menkul isimler kanal kanal gezip, raporlu muhbirlerle yakantop oynuyorlar. Herkesin çok şikayetçi olduğu ama haftanın her günü ekranda yakaladığında başından kalkamadığı malum isimler, hakem eskileri de bunların reytinginden sekenleri kendine topluyor. Bunlarla ilgili algı sapasağlam! Hepsi dürüst, hepsi adam gibi adam. Bir takımın, bir camianın bu denli üstüne gelinirken, bütün televizyon kanallarında, bütün gazete köşelerinde Fenerbahçe’nin haklarını savunan ise bir avuç mezcup (?), bir de NTVSpor ekranlarında Rıdvan Dilmen. Zamanında Antu’ya verdiği röportajda “Aziz Yıldırım ‘Fenerbahçe’nin menfaatine Fizan’da bir iş var’ dese ben yürümeye başlarım” demiş, yakın zamanda “Onun için hapse de girerim” demiş Rıdvan Dilmen, kazara Fenerbahçe’nin üstüne haddinden fazla gidildiğini, bu süreç yasal bir süreç ise, bilinçli bir yıpratma, itibarsızlaştırma operasyonu değil ise, “Bu kadar sündürülmesin, bir camia her gün öldürülmesin, ne olacaksa olsun” dediği için “Taraflı” ilan ediliyor. Futbolu seven ve takım tutan herkesin vardır, benim çocukluğumun kahramanına yapılan da bu. Bunu böyle dile getirdiği için yapacağı futbol yorumları da şüphe altında bırakılıyor. Başka kusurları vardır bana göre Rıdvan Dilmen’in ama Fenerbahçeli olmak bunlardan biri değil. Algı yanılıyor olabilir mi?
Zaten topyekün saflara ayrılmış durumdayız, tuttuğumuz takımlar, ne acayiptir ki hiç bir sosyal altyapısı olmamasına rağmen bunun en başlıcalarından. Siyasi görüşü ne olursa olsun, şike soruşturmasıyla aynı şekilde yürütülen diğer davalara olan bakış açılarıyla bu davaya bakış açıları, sırf tuttukları takımlar yüzünden taban tabana zıt olanlar var. İçeride tutulan çocuklara, gazetecilere ciddi ciddi üzülürken, aynı muameleye maruz bırakılanın adı Aziz Yıldırım olduğu için “Oh olsun” diyen var mesela. Neden? Çünkü burada taraf siyasi değil, sportif. Yersen.
Yazının başında da dediğim gibi, Fenerbahçe’nin 2010 – 2011 sezonunda Saracoğlu’nda oynadığı maçların tamamını stadda, deplasman maçlarını ise televizyon başında izlemiş biri olarak benim gözümle gördüğüm şey bana “Fenerbahçe kendi maçlarını bağlamıştır, rakiplerinin rakiplerine de teşvik primi vermiştir” dedirtmiyor. Benim algım bu. Algım yanılıyor olabilir mi? Olabilir.
En azından ben, maçların sahada manipüle edildiğine kesinlikle inanmayan biri olarak “Yanılıyor olabilirim” diyecek kadar açık yürekliyim. Peki ya siz? Değilsiniz. Çok eminsiniz.
Çünkü sizin için önemli olan kimin haklı, kimin suçlu, kimin suçsuz olduğu değil. Çünkü sizin için önemli olan tek şey sizin dışınızdakilerin sizden daha çok şey kaybetmesi. Veya bugüne kadar herkesin yaptığını yaparken, kitabını yazmışken bu furyada yakalanmamış olmanın verdiği kurnaz haz. Hepsi bu...
Yorum yazabilmek için giriş yapmalı ya da kayıt olmalısınız.