Barış Gerçeker

Geri vites


Bu sitede köşe yazmaya başlayıp 'Spor Yazarı' unvanını almadan önce taraftardım, hâlâ da taraftarım. Bu nedenle bu köşe taraftar inceliklerine en çok eğilen köşelerden biri etraftaki, bu konuda sahip olduğum hassasiyetleri buradan dile getirebilme imkanına sahip olmamsa büyük bir lüks.

Bunu yaparken elimden geldiğince renk farkı gözetmeksizin bunu yapmaya çalışıyorum. Nitekim son Sporda Şiddet Yasası ve TT Arena'da olanlardan sonra ortalıkta dönenler gösterdi ki, temelinde ne yatarsa yatsın, seçim sürecinde sosyal farklılık içermeyen taraftarlığın son noktasında sorunlar hep aynı.
Galatasaray taraftarının yeni stadın açılışında sergilediği tavra iki türlü bakış oldu. Taraftarlığını anti-Galatasaraylılık üzerinden ifade etmekten sakınca görmeyenler "Helal TOKİ başkanına, helal başbakana" diyebildiler, bu iki isim siyasi görüşlerine taban tabana ters iki isim olsa bile. Onlar için beleş bir stada konarken sesi çıkmayıp bu yüzlerine vurulduğunda tepki gösterenlere yapılan muamele onlara müstehaktı.

Bir kısım ise siyasi bakışını ön plana çıkarttı ve "Helal Galatasaray taraftarına" dedi, aslında Galatasaray'dan hiç hazzetmiyorken, sırf ıslıklanan kişilerin temsil ettiği siyasi partiden hazzetmediği için. Böylelikle insanlar yine karşısında toplanacak bir ‘öteki' bulup neyi niye savunduğunu bilmeden bindiler bir keramete, gittiler kıyamete.

Bu yolda Galatasaraylı dostlarına arka çıkanların içinde, işin ucunun koşa koşa gittiği adaletsiz Sporda Şiddet Yasası'na dair kaygılar yok değildi. Yarın statlarında başka bir şeyi ıslıkladıklarında 5149'dan içeri alınmak istemeyenlerin bunu sahiplenmesine bir noktaya kadar hak verebilir-dim! Ta ki Adnan Polat'ın Sivasspor maçından kısa süre önce çıkıp yaptığı açıklamalardan sonra, TT Arena'da oynanan ilk resmi maçta ortalık süt liman oluncaya kadar. Galatasaray taraftarı, sanki 15 Ocak hiç yaşanmamış gibi sessizleşene kadar. O noktada, kendilerine destek olanları da yolda bırakmış oldular.

Sezon başında Fenerbahçe tribünlerinin koreografi ve organize olmak yönünden en renkli tribünü olan Telekom tribününün lokomotifi üç grup, Grup CK, Vamos Bien ve 1907 UniFeb bir önceki sezon yaşanan kimi tribün içi olaylardan dolayı tribün faaliyetlerini durdurma kararı almışlardı. Bunun nedeni stadda tamamen sudan sebepten çıkan, Fenerbahçelinin Fenerbahçeliyle kavga ettiği bir maçtan dolayı insanların polis tarafından toplanması, toplanamayanların ise kulüp eliyle teslim edilmesiydi. Bunu protesto ederek çekildiler.

Dün gelen haberlere göre, üç grup da tribünlere dönme kararı aldılar. Trabzonspor maçı öncesi o tribünde güzel bir koreografi olacağının haberleri şimdiden dolaşıyor. Peki doğru mu yaptılar? Bence hayır. O gün o tribünden armut toplanır gibi toplananlar, tam da 5149 tantanası bu seviyedeyken, TT Arena'da başka bir takıma onların Fenerbahçe'ye verdiği gibi gönül verenler başbakan ıslıklama suçundan dolayı Terörle Mücadele Yasası kapsamında araştırılırken tribüne dönmeleri yanlıştı. "Ne değişti?" diye sormak lazım. Kulübe destek olmak için bunu zorunlu hissedip, kan kusup kızılcık şerbeti dercesine geri dönmeyi lüzumlu görüyor olabilirler. Objektif bakıldığında çekilme kararı almalarına neden olan şeyler, bırakın iyileşmeyi, kötüye giderken geri dönüyor olmaları koskoca bir tavizdir.

Hemen herşeye ‘Karşı' olan ve nükleer enerjiden, siyasi olaylara kadar bu tavırlarıyla ön plana çıkan Beşiktaş taraftarı çArşı bile, Quaresma'lar, Guti'ler, Simao'lar, Almeida'lar yağmaya başlamadan önce "Yeter Yıldırım Demirören" diye bağırırken aniden onu "Yetmez"e çevirdiyse, benim bu satırlardan tribün ve taraftarlık üzerine yazdığım şeyler ütopik olmaktan öteye geçemez hale geliyor.

Aslında o kulüplerindeki yönetimlere, hükümete, emniyete kızıp tribünden çekilenler, çekilirken veya çekilme tehdidinde bulunurken aslında neyi yalnız bırakmak üzere olduklarını ya anlamıyorlar, ya anlamazdan geliyorlar. Anlamıyorlarsa yine bir nebze hak verilebilir; sonradan sonraya, bu müptelalıklarını bırakamayacaklarını anlayıp kuzu kuzu geri dönümüş olurlar, bir anlık öfkeyle alınmış karar der geçeriz. Ama anlamazdan geliyorlarsa o zaman sıkıntı var, çünkü asıl dertleri destek olmak değil, güç sahibi olmak demektir.

Bu noktada, bu grupların bundan sonra yapacakları benzer faaliyetlerde oturup iyice düşünmeleri lazım. Aksi takdirde, böyle git-gel, git-gel, şampiyonluk kaçırdıktan sonra istifa edip bir ay ortada görünmeyen, sonra rica minnet yeniden görevinin başına geçen başkanlarından pek de farkları kalmıyor.