Barış Gerçeker

PSV'nin gör dediği


Boluspor ve Lankaran maçları sonrası radyo canlı  yayınında bu iki maçın ölçü olamayacağını, lig ve Avrupa kupaları  için seviyenin PSV Eindhoven maçıyla biraz daha net görüleceğini konuşmuştuk Uğur'la. Gördük, gör dediklerini.
 
Fenerbahçe taraftarı Aykut Kocaman'la ilgili “…ama…” cümlelerini takımın “fazla” ağır ve “fazla” sakin oynamasıyla devam ettirirdi. Fenerbahçe gerçekten yavaş oynuyordu, yavaş paslaşıyordu. Topun hakimiyetini kaybetmemek için bu aşırı sakin ve aşırı ağır oyunu üstüne üstlük yana ve geriye oynamaktan da çekinmiyordu. Sağ açıkta sıkışan bir topun, takımda kalması adına Volkan'a kadar yolculuk ettiğine rastlamak işten değildi. Ersun Yanal gibi bir teknik direktöre aynı takımı emanet ettiğinizde değişmesini beklediğiniz ilk şey bu olacaktır. Hele ki hazırlık maçlarında taraftar hem top yekün takımın, hem de tek tek yeni transferlerin dışkısında boncuk ararken, daha 6. dakikadaki ilk PSV tehlikesinde “Kocaman'ın takımı olsa yemiştik” alaycılığı kulak tırmaladı.
 
Evet, Yanal'ın takımı topa karşı daha iştahlı. Top kendisindeyken de, rakipteyken de bir hırs seviyesi artışı görebiliyoruz. Emre, Meireles, Cristian üçlüsü geçen senenin üçlüsü  denebilir. Sağlam olduğu zaman dün Emre'nin oynadığı çapa pozisyonunda Topal'ı gördük, Emre de, yine sağlamsa önde oynardı.  Şimdi Beşiktaş futbol sportif yöneticisi olan Önder Özen'in zamanında NTVSpor'da söylediği gibi, Emre FM'cilerin “anticipation”  diye bildiği, rakip hamlesini tahmin edip doğru zamanda doğru yere hareketlenme konusunda ülkenin en iyisi. Ancak hem yaşı, hem fizik durumu, hem de nükseden sakatlıkları çok hamleli oynaması  gereken bu geri pozisyonda onu zor durumda bırakıyor. Saliselik gecikmelerin artık karta dönüştüğü bir futbol oynanıyor. O yüzden bu düzende Emre, Topal'ın daha ideal olduğu bu pozisyonda ilk yarı aksadı.
 
Emre'nin aksamasının bir diğer nedeni Fenerbahçe savunmasının maçın tamamında zaman zaman 2'li 3'lü gözükecek kadar az adamla kalması. Diyebiliriz ki, dün Kadlec'in ofsaytta kalma olasılığı Caner ve Stoch'tan daha fazlaydı. Sağda Bekir (ve sonrasında Topuz) daha kısa bir iple kalelerine bağlı oynadılar ancak sol hep daha ileri sarkıktı. Gökhan Gönül de sağlam bir şekilde döndüğünde Kadlec'den daha az bindirmeyecektir. Özellikle Kadlec bekte oynadığı süre boyunca savunma işini tamamen stoperlere bıraktı denebilir. Bütün bu ofansif katkısının olumluya döndüğü ortası ise sadece bir tane oldu, onda da Webo'nun kafası auta gitti.
 
Özellikle beklerin ileride bu kadar çok kalmasının sonucu, Alves ve Yobo savunmada ikili kaldılar. Onlar da bu işi özellikle yüksek hatta yaptıkları için arkada kalan boşluk epeyi büyüdü. Yukarıda da dediğim gibi, Topal'ın çapa yeterlilikleri daha yüksek olduğu için, stoperlerin arasına girme konusunda daha iyi gözüktüğünü söyleyebiliriz. Yanal'ın henüz deneme aşamasında olduğu orta üçlüde üçgenin kendi kalesine bakan köşesi için banko isim Topal olmalı.
 
Yine bir önceki yazıda dediğim gibi, esas zenginlik, diziliş  bu şekilde kalacaksa o orta üçlünün öndeki ikilisinde. Cristian alışkın olduğumuzun üzerinde iştahlıydı. Meireles ise alışkın olduğumuzdan çok farklı değildi, sadece merkezdeki küçük  üçgenlerin sonunda, normalde Cristian'ın daha çok yakaladığı  son şansların ona düştüğünü söylemek mümkün. Ancak onlarda da pas ve vuruş tercihleri tecrübesine yakışmayacak sakarlıkta kalınca gol ve gol pası şansları kaçtı. Buradaki rotasyon için U20 ve U19 yorgunu olarak takıma katılacak olan Salih'in de adı aklımda ancak hemen hemen hiç dinlenemediği bir yaz geçirecek genç oyuncunun bu kalabalıkta üst düzey forma şansı bulması kolay gözükmüyor. Transfer sezonunun sonunda Fenerbahçe'nin özellikle yabancılarıyla ilgili sergileyeceği politika orada yer açılıp açılmayacağını gösterecek. Açılmaması durumunda devre arasında Salih'in kiralanması gündeme gelmeli.
 
Kenarlarda Caner ve Kuyt merkezi çoğaltamadıkları gibi, kenardan da anlamlı bir destek sağlayamadılar. Kuyt'un yine maç  boyunca çok sayıda düzgün orta yaptığını söyleyeyim. Ancak merkezdeki Webo geçen sezon sergilediği kafa hakimiyetini bu maçta gösteremeyince o ortalardan da hayır gelmedi. Caner'se verimli değildi. Ama Caner böyle, dün verimli değilken deplasmandaki Salzburg maçında coşabilir, sonra yeniden sakinleyebilir ve sonunda atılabilir. Tahmin edilebilirliği sıfır.
 
İkinci yarıya Bekir'in yerine Topuz, Emre'nin yerine Topal, Cristian'ın yerine Alper, Caner'in yerine Stoch'u oyuna alarak başladı Fenerbahçe. “Daha çok ileri oynayın”ı yanlış anlamış olması olası, anlamsız çıkışlar yapan Volkan'ın yerine de Mert oyundaydı. Bu yeni dizilişin merkezi devreye ilk yarıdaki merkeze göre daha iyi başlarken, belki Fenerbahçe adına maçın en iyisi Stoch'un sol taraftaki hareketliliğiyle de gole daha yakın gözüktü. Geçen sezonu pas geçen, bu sezona da sanal aleme önce acayip bir mangal fotosu, sonrasında da aslında çok anormal olmayan ama bizde hoş karşılanmayan video görüntüleriyle giren Slovak için özellikle dün iyi oynamak önemliydi. Çünkü taraftar bunlara kızar ama yarım adım sonrasında da “Böyle iyi oynayacaksa ne halt yerse yesin”e yatay geçiş yapar. Stoch kafa olarak olgunluktan uzak, bunu saha içi için de dışı için de söyleyebiliyoruz. Dün sahaya koyduğu futbol, olgunlaşmış olmasa da, özellikle Yanal'ın takımın tamamından beklediği hücum zenginliği açısından önemliydi. Taraftarın büyük bir kısmında vebalinin çoğu Kocaman'ın oyuncu seçimlerine bırakılan yokluğu bu şekilde sonlanacaksa Fenerbahçe'nin 11 yabancıyı 10'a indirmeye çalışırken düşüneceği ilk iki isimden biri olmaktan kurtulabilir. O iki ismin diğeri olan Krasic'in bu hazırlık maçında forma giymemiş olması ise iyice tatsız bir durum. Lankaran maçında birkaç hareketiyle kendisinden hâlâ beklentisi olanlara “acaba?” dedirten Sırp oyuncu Salzburg maçı öncesi hazırlık maçında oynatılmadığında doğal olarak “acaba transfer yapabilmesi için Avrupa listesinde bildirilmemesi mi gündemde” sorusunu akla getiriyor.
 
Alper Fenerbahçe orta sahasının en çok merak edilen ismiydi. Devrede oyuna girdikten sonra kendisinin Eskişehirspor'daki imajının benzerini sergiledi. Eveleyip gevelemeden, oyalanmadan rakip kaleyle mesafesini azaltmaya çalışan bir futbol. Ancak sonrasında kayboldu ortadan. İlerleyen dakikalarda Meireles'in yerine Holmen'in girmesi, son dakikalarda Kuyt'ün yerine Selçuk'un girip Alper'in sağa geçmesi gibi sahadaki onbirin fazlaca değişip dikiş tutturamaması  bunda etken olmuş olabilir. Yine bir diğer değişiklik de Hasan Ali'nin Yobo'nun yerine oyuna girmesiyle Kadlec'in sol stopere kayması oldu. Önceki iki hazırlık maçında gördüğümüz Hasan Ali – Stoch işbirliğini kısıtlı zamanda göremedik. Aynı şekilde Webo'nun yerine oyuna giren, Fenerbahçe hücumunun esas oğlanı Sow da ortalıkta gözükmedi. Kendisinin Ramazan aylarında ortadan kaybolma huyu malum zaten, kendisiyle ilgili beklenti olasıdır ki ligin ilk haftalarına ertelenecek bu nedenle.
 
Toplam fotoğrafa bakacak olursak, Kocaman'ın Fenerbahçe'sini yeni oyuncular ve küçük taktik rötuşlarla sahada izleme imkanımız oldu. Diziliş aynı. Hücumda kenar kullanımı aynı. Henüz deneme aşamasında olan bir şey varsa o da isimler. Bunun biraz ilerisine geçtiğinizde ise sahip olduğu temelin üzerine ofansif açıdan sürat ve isteklilik katları çıkmaya çalışılan bir proje görüyorsunuz. Soru şu; eldeki malzeme buna uygun mu? Özellikle orta saha merkezindeki zenginlik oranın hem savunmada ısırgan hem de hücumda süratli ve yaratıcı olmasına izin verecek gibi. Ancak savunma dörtlüsünde alınan riskler eldeki stoper ve bek havuzuyla yararlanılması olası bir zaafa dönüşebilir. Alves ve Yobo'nun bu kadar yüksekte hat kuracağı, beklerin açık oyuncularının önünü ve içini kovaladığı bir anlayış yeni yeni Balili'ler, Shevchenko'lar yaratmaya davetiye çıkartır gözüküyor. Bu risk belki ligde iç sahada “yediğinden fazlasını at” prensibiyle tutabilir ama daha ne yaptığı bilinen futbol oynanan Avrupa'da cezalandırılması kolay bir zaaf durumunda. Webo'nun geçen seneki gol katkısı her ne kadar tatminkar olduysa da özellikle hücumu geniş alanda oynamaya meyilli takımda fizik olarak düşüş gösterebildiği için bu bölgeye transfer arayışına itti Fenerbahçe'yi. Yılan hikayesine dönen Cardozo transferi bu arayışın eseri. Dünkü Stoch, Webo'nun yerine Sow'un merkezde oynayacağı bir diğer hücum üçlüsü alternatifi sunsa da biraz daha farklılık ve zenginlik katacak bir santrafor arayışı çok da boş gözükmüyor. Fenerbahçe dün bek savunmalarında yaşadığı sıkıntının bir türevini tehlike yaratmakta da yaşadı çünkü. Buna ek olarak, Fenerbahçe'nin hâlâ yerli bir santrafora imza attırma zorunluluğu var.
 
PSV maçı, Salzburg maçları için iyi bir mesaj. Doğru okunup değerlendirilmesi halinde, geçen sene UEFA Avrupa Ligi'nde yarı  finale giden oyunu zaten bilinçaltına kodlamış oyuncu topluluğu lig – Avrupa geçişlerinde aç-kapa yapabilecek esnekliğe sahip olmalı. Avrupa'da tutan anlayışın 34 maçlık maratonda lig için yeterli olmadığını artık biliyoruz. İki farklı kimliğe sahip olabilecek bir kadro esnekliğine çeyrek varken bu değerlendirilmeli. Bir Dr. Jeykll – Mr. Hyde'a dönüşebilmeli Fenerbahçe. Avrupa'da aklı başında bir akademisyen, ligde evinde ve görece kolay deplasmanlarda rakibini dağıtmaktan başka pek bir şey düşünmeyen bir oyun. Bu mümkün.
 
Saha içi böyleydi, saha dışı nasıldı derseniz; maç  önündeki forma lansmanı belki kulübün bugüne kadar gördüğü  en iyi planlanmış ve hazırlanmış lansmandı. Bu sunumun en büyük  şanssızlığı Fenerbahçe tarihinin gördüğü belki de en başarısız üç formasını tanıtmak için kullanılmış olması. Taraftarların bazı sabitleri var, bunlardan biri takımın sembolleşen formaları. Fenerbahçe'nin çubuklusu, Galatasaray'ın parçalısı, Beşiktaş'ın düz beyazı bunların arasında sayılabilir. Bu formaların tasarımında radikal ve marjinal değişiklikler olduğunda doğal olarak tepki oluşuyor. Fenerbahçe çubuklusunun son hali şimdiden “astigmat forma” esprilerine maruz kaldı.  “Fenerium forma düzgün gözüksün diye ayrıca 3D gözlük satacakmış”  geyikleri de atbaşı gidiyor. İkinci forma olan lacivert forma göğsünde düşünülen taraftar deseniyle nihayet selam çakmayı akıl etmiş, ancak üstteki desenler sizi 90'ların bugün gülünen zamanlarına götürüyor sizi. Lansmandan önce ilk sızan ve çok beğenilmeyen beyaz forma ise üçlünün içinde en güzeli gibi kalıyor ki, o bile özensiz ve zevkli olmaktan çok ama çok uzak. Fenerbahçe yönetiminde Fenerium'dan sorumlu yönetici olarak bilinen Kiğılı'nın bu seçimlerden dolayı göreceği tepki devam edecek. Genel olarak mağazaların koleksiyonları zaten düşüşteyken, Kiğılı'nın  “500,000 forma satmayı hedefliyoruz” dedikten sonra bu tasarımların lansmanına izin vermiş olmasına skandal desem yeridir.
 
Sahanın biraz daha dışındaysa tribün olaylarından bahsetmek gerek. İlk yarının ortalarında Gezi Parkı'na destek anlamında gönderme yapılması herkesin tahmin ettiği grubu rahatsız etti. “Her yer Taksim, her yer direniş” sloganları bastırılmak istendi, çok da uzamadı. Bu grup “normal şartlarda” haklı sayabileceğimiz “Tribünde siyaset istemiyoruz” sloganıyla karşılık verdi. Oysa kendilerinin pankart geçmişi bunu yalanlar nitelikte. Maçın sonlarına doğru ise tribünde kutuplaştıkları diğer grupların bedava kombine aldığına dair göndermelerini bu kez kendileri siyasi söylemlere, hatta spor bakanına tezahürat yapmaya kadar götürdüler. Sezonun ilk seyircili maçında tribünler arasında böyle bir kutuplaşma olması daha gerilimli maçlar için parlak bir manzara sunmuyor. Tribünün kendi meselesini takımın önüne koyduğu sezonlarda takımlardan hayır geldiği görülmüş şey değil.