Sevgili günlük...
Aşağıda anlatılanlar ve yazı sahipleri tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla hiçbir ilgisi yoktur;
TOLUNAY KAFKAS'IN FERYADIDIR...
- Sevgili günlük; çok zor bir gündü. Futbolculuk ve antrenörlük hayatımda belki de kendimi hiç bu kadar çaresiz ve kızgın hissetmemiştim. Bağırmak, haykırmak istiyorum, ama kimseyle de konuşmak istemiyorum. Oysa ki tesislerden ne kadar da moralli ve umutlu çıkmıştık. Maçta da herşey istediğimiz gibi gidiyordu. Ama hem Yalçın'ın hem de hakemin hatasıyla gol yiyince ortalık karıştı, gerisi malum... Aslında Deniz Çoban gereksiz yere şişeleri gidip alıp, dördüncü hakeme verdiğinde, kötü elektriği almıştım, birşeyler olacağını hissetmiştim. Gol sonrasında da yardımcı hakem sahaya koşmaya başladığında 'eyvah' dedim. Ne kadar da basit ve acımasız gelişti herşey. Hayat gibi futbol da eşitsiz. Kanunlar hep güçsüzler için uygulanıyor. Kızgınlığım adaletsizliğe, başka statlarda aynısı olduğunda kuralları unutanlara aslında. İstanbul'da soyunma odasına doktor getirtip hakemi tedavi ettiren ve maça devam eden zihniyet, bize karşı tüm acımasızlığıyla kuralcı oluyor. Bana yakışmayacak kelimeler kullandım maç sonu biliyorum. O an yardımcı hakemin yaşadığı acıyı ve korkuyu aklıma getirmedim. Düşünsene 'Bu ülkeden gitmek istiyorum' bile dedim. Ne kadar acı! Ne o taşı atanlar, ne de bu ikiyüzlü zihniyet olsun, sadece futbol oyununa dair üzüntüler, sevinçler, eleştiriler, endişeler olsun istiyorum bu memlekette. Çok mu şey istiyorum?
DENİZ ÇOBAN'IN ÇARESİZLİĞİDİR...
-Sevgili günlük; yine bir şeyler ters gitti. Çocukluğumdan beri hep bu mesleği yapmak istiyordum. Bunun için çok çalıştım, çok istedim. Ama bugün bütün hevesim kaçtı sanki. Yine insan olduğumuz unutuldu. Hatalarımıza, yine 'kötü niyet' yaftası yapıştırıldı. Bununla da kalmadı şiddete dönüştü. Ben az mı istedim sanıyorlar maçı devam ettirmeyi. Ama hakem arkadaşımın kafası kanarken, ve buna kayıtsız kalmamam bana talim edilmişken, nasıl o sahada kalabilirdim. Yanlış kararlar verebilirim, hatta kötü hakem de olabilirim, ama başkalarının yapmadığını, ben kitaba uygun olarak yapınca niye ben suçlu oluyorum? Hep bizim adaletimiz tartışılıyor. 'işini kötü yapıyorsun, bu mesleği bırak' diyenlere değil kızgınlığım. İşimizden ziyade bizim kötü olduğumuzu söyleyenlere ve de bizi arenaya atıp yukarıdan seyredenlere lafım.
FUTBOLSEVERİN DÜŞLEDİĞİDİR...
-Sevgili günlük; güzel bir derbinin ardından futbolumuza yine kara bulutlar çöktü. 3. dünya ülkesi manzaraları yaşandı yine. Galiba bize olaysız, kötü hatırasız bir sezon nasip olmayacak. Yine futbolun canını yakanlar sahne aldı. İzlemek için parasını verdiğim 90 dakikanın 30 dakikasını çaldılar benden. Ama futbolumuzdan çalınanların yanında benimki ne kadar lafı-güzaf kalıyor değil mi? Zeminlerimiz kötü, üstünde oynanan futbol kötü, o zeminlerin üstünde, yanında, dışında kötü niyetli insanların bulunması daha da kötü. O taşın niye atıldığından, daha kötü durumlardaki maçların neden devam ettiğinden, hakemlere kuralların yanında neden toplum psikolojisinin öğretilemediğine dair o kadar çok soru var ki kafamda. Ama ben bu olayları ve soruları istemiyorum artık hayatımda. Günlük hayatın cenderesinden kaçıp futbola sığınıyoruz, gel gör ki orası daha karmaşık. Ben artık, 'güzel futbol' istiyorum sevgili günlük. Guti'nin futbolumuza neler katabileceğini, Gökhan Gönül'ün gelişim hikayesini, Emenike'nin Kara Kıta'dan Karabük'e uzanan serüvenini düşünmek istiyorum. Bana paramla eziyet çektiren herkesten de alacaklıyım!
YUKARIDA ANLATILANLAR 'TAMAMEN HAYAL ÜRÜNÜ' OLUP, TÜRK TOPLUM VE FUTBOL KÜLTÜRÜYLE UZAKTAN YAKINDAN ALAKASI YOKTUR!
Yorum yazabilmek için giriş yapmalı ya da kayıt olmalısınız.