İnsanın "ev"i gibisi yok
Jose Mourinho çalıştırdığı takımlarla tam 8 yıldır, 136 maçtır ligde "ev"inde kaybetmiyor. Porto, Chelsea, Inter ve şimdi de Real Madrid… Bayern Munih 31 maç boyunca "ev"inde kaybetmeyerek bu alanda bir rekora sahip…Ipswich Town Avrupa kupalarında "ev"inde oynadığı hiçbir maçı kaybetmeyen tek takım, 31 maçın 25’ini kazanırken 6’sında berabere kalmışlar. Oynadıkları ve kendi "ev"lerinde yendikleri takımlar arasında Real Madrid’ten Barcelona’ya, Inter’den Milan’a Avrupa’nın devleri de var. 1981 yılında UEFA Kupası’nı aldıklarını da hemen hatırlatalım…Yunanistan’ın Aris takımı da Avrupa’da kendi "ev"inde son 22 maçtır kaybetmiyor.en son galibiyetlerini de son şampiyon Atletico Madrid karşısında aldılar… Manchester United’ın 40 yıllık "ev"indeki yenilmezlik rekorunu 1996 yılında Boliç tarihe karıştırmıştı ama daha dün gibi hatırlıyoruz…
Tüm futbol terimlerinde olduğu gibi, "home" "ev" sahibi" kısmını da İngilizce’den çevirmişiz futbol literatürümüze. Bu takım "ev"inde iyi oynuyor, şu takımı "ev"inde yenmek çok zor, "ev"inde 3 puan alman şart… gibi cümleleri de çok sık kullanır ya da duyarız futbol sohbetlerinde. Ancak "ev" kavramının futboldaki önemi gerçek hayattakine oldukça benzemesine rağmen, bunun zaman zaman ortadan kalktığını ya da önemsenmediğini görüyoruz. Özellikle son yıllarda sezonun en az 4-5 karşılaşmasında, İstanbul Büyükşehir Belediye maçlarında ve bu sezon da Bucaspor’un Beşiktaş ve Galatasaray maçlarında gördük bu manzarayı. Bucaspor son Galatasaray maçında, kendi "ev"inde oynadığı maçta misafir takımdan beterdi, evet daha kötüydü; bir düşünün akşam işten sonra yorgun argın "ev"inize gidiyorsunuz, ayaklarınızı uzatacak, dinlenecek, ailenizle vakit geçireceksiniz, ama bir bakıyorsunuz "ev"inizde onlarca insan, tüm odalar, mutfak, banyo heryer tanımadığınız insanlarla dolu, televizyon izleyenler, bağırıp çağıranlar… kulağa pek hoş gelmiyor değil mi?
Bir takımın "ev"inin sebebi ne olursa olsun deplasmana dönüştürülmesi futbolun ruhuyla ters düşer. Futbolcular sahaya çıktığında kendilerini "ev"inde hissetmiyorsa, rakip takım sahaya çıktığında karşı takımın "ev"inin kendi seyircileri tarafından ele geçirildiğini görüyorsa bu işte bir yanlışlık vardır. Takımın taraftarı ne kadar az olursa olsun, rakibin taraftarı ne kadar çok olursa olsun, sonuçta orası "ev"dir ve bazı kuralları vardır. Bu durumun çeşitli bahaneleri olabilir, bilet satışından elde edilecek gelir kuşkusuz en somut bahanedir, ancak başınızı sokacak bir "ev"iniz yokken elinizdekini kiraya vermek ne kadar mantıklıysa bu bahane de o kadar kabul edilebilir. Biz halk olarak misafirperverizdir, ama 90 dakikalığına "ev"imize sahip çıkmak bu güzel özelliğimizden bir şey kaybettirmez.
Yorum yazabilmek için giriş yapmalı ya da kayıt olmalısınız.