İstediğin kadar parlat markayı…
Açık konuşalım, "Bu ligi daha da izlemem arkadaş" diye iddialı konuşan nicelerimiz oldu. Dekoderini iptal etmek için yayıncı kuruluşun müşteri hizmetlerini işgal edeceğini söyleyen de, bundan sonra sadece La Liga’yı, Serie A’yı, Bundesliga’yı izleyeceğini açıklayan da…
Sadece şike iddiaları değildi bizleri terk etmeye yönlendiren; daha çok "örtbas" derdinde olanlardı bizi uzaklaştıran, başka görevi yokmuş gibi dekoder satmak için taraft… pardon müşterisine seslenenlerdi sebep olan. „Şike gerçekten yapıldıysa bile cezasız kalsın“ zihniyetinde olanlar bıktırdı.
Ama ne oldu? El mahkum, seviyoruz ve oturup izliyoruz yine maçları, ancak oynanan üç hafta gösterdi ki, geçen sezondan bu yana değişen birşey yok; yine zevk almıyoruz genel olarak. Federasyon ve yayıncı kuruluş istediği kadar markayı parlatmak için uğraş versin, oynanan futbol ortada. Kalite(sizlik) ortada.
Şampiyonluk adayları geçen yıllarda olduğu gibi yine puan kaybetmek için yarışıyor adeta, ancak puanları kapanlar çok üst düzey oynadıkları için değil, oynatmama konusunda gerekli donanıma sahip oldukları için „başarılı“ oluyorlar. 90 dakika futbol oynanamak için sahaya çıkan o kadar çok takım var ki, marka değerine düz taban giriyorlar. Bunlara prim tanıyan hakemleri de unutmamak lazım.
Sadece futbol konuşacak, öyle dendi bize. Bir alternatif de bırakılmadı, ki futbolun kirlendiğini konuşmak da mahkeme kararıyla yasaklandı. Kabul ve hatta keşke sadece futbol konuşabilsek, yıllardır istediğimiz zaten bu. Keşke herşey bizler körmüşüz, sadece onlar görüyormuşcasına anlatıldığı gibi olsa futbolumuzun hali. Keşke bize futbolun güzelliğini anlatmakla görevli olanlar ama bunun yerine sözüm ona Osmanlı tokatı atanların dediği gibi herşey güllük gülistanlık olsa…
Ama değil işte; futbolumuz parlak değil, markamız da. Şükrü Saracoğlu Stadını 41.000 kadın ve çocuk ile doldurmak olağanüstüydü. Bir Süper Lig maçı öncesi ilk kez İstiklal Marşı bu kadar güzel okundu, belki de ilk kez sahada olan bitenlere bu kadar saf ve güzel anlık tepkiler verildi, büyük ihtimalle ilk kez bir Beşiktaşlı taraftar Fenerbahçelilerin içinde amigoluk yapabildi. Çok keyif ve hatta gurur vericiydi…
Ancak daha önce haklı olarak verilen bir cezanın bir anda ödüle dönüşmesi, yürürlüğe giren şiddet yasasının bir getirisi olmasa gerek. Seyircisiz maç oynanmasın, bu konuda mutabıkım herkesle, ancak uygulanan alternatif formül diğer takım taraftarlarına olay çıkarmak için zemin hazırlamıyor mu? X bir takımın taraftar grubu, "sahaya girsek, gazeteci, görevli dövsek, birdaha ki maçta kadınlarımız doldurur tribünleri olur biter" diye düşünerek hareket etse, bunun sorumlusu Federasyon mu olacak? Öyle gözükmüyor, keza sorumluluğu üstlenmekten çekinen bir profil çiziyorlar şimdiye kadar (bkz. Sezon sonuna ertelenen kararlar).
Türk Futbol Federasyonunun pekala görevi ülke futbolunu geliştirmek, pazarlanabilir hale getirmek ve sonuç itibariyle takımların ve daha çok taraftarın lehine çalışmaktır. Ancak hem Federasyon hemde kurtarıcı rolüne bürünen yayıncı kuruluş bunları yaparken, futbolumuza sırt dönmeye yeltenen, ancak futbol sevgisinden dolayı bazı olumsuzluklara katlanıp, seyretmeye devam eden insanların zekasıyla alay etmemeli; istediğiniz kadar parlatmaya çalışsanız da markayı, herşey ortada…
Yorum yazabilmek için giriş yapmalı ya da kayıt olmalısınız.