Sıkıntı ruhumuzda
Almanya’ya yenilmek ayıp değil, peşinen söyliyelim. Hatta günümüz şartlarda Almanya’ya yenilmek "doğal sonuç" diye tanımlayabiliriz, belki de sadece 3-1 yenildiğimiz için şükranlarımızı sunmalıyız.
Öyle ki, Toni Kroos ve Mesut Özil gibi en kilit oyuncuların eksikliği bile bizi umutlandırmaya yetmiyor. Almanya’nın yedek, hatta bir B takımının olmadığını gördük tekrar. Mario Götze, Türk Telekom Arena’da 10. kez A Milli Takım forması giyidi ve bu oyuncunun yaşı henüz 19.
Götze ne kadar tekniği ıle taraftarı büyülese ve bazı oyuncularımızla istediğini yapabilse de, en iyi Milli maçını oynamadı ama bu da yeterli oldu. Milli Takım Teknik Direktörü Guus Hiddink’in maç öncesi üstüne basa basa gözümüze ve zihinlerimize soktuğu "klas farkı" çok açık seçikti ve bu maç, mevcut futbol dünyasında nerede olduğumuzu gösterdi. Almanya’ya kendi evimizde 3-1 yenildiğimiz için ağıtlar yakmaya gerek olmayan bir seviyedeyiz en azından.
Ancak bütün bunlar, Almanya karşısında bu kadar yenilgiyi baştan kabullenmiş bir hale bürünmemizin özürü olamaz. Almanya’ya normal şartlarda her türlü yenilecektik ama en azından biraz daha cesaretlenip, biraz daha Euro 2008 Türkiyesi gibi daha "yürekli" oynamamız gerekiyordu ama 5. dakikada Hamit Altıntop o golü kaçırınca bizde kepenkleri kapatıp kaderimize teslim olduk.
Şu bir gerçek: Almanya, Belçikayı bir mucize olmazsa yenecektir, bize de bu durumda bir beraberlik bile yettiği için Playoff’lara kalacağız ama bu yine kısa vadeli bir sevinç olacaktır. Playoff’larda hangı rakip çıkarsa çıksın, en zoru da olsa, en kolayı da olsa, peşinen favoriyiz diyemiyoruz ve umutlu bakamıyoruz, çünkü bu Milli Takımın ruhunda bır sıkıntı var.
O ruhu canlandırmak artık gerekiyor – bun görev yüzümüze tüm gerçekleri söyleyerek bize en büyük iyiliği yapan Guus Hiddink’in değil – en azından sadece onun görevi değil. Bu görev, Türk Futbolunun gelişiminde pay sahibi olabilecek herkesin...
Yorum yazabilmek için giriş yapmalı ya da kayıt olmalısınız.