Tek derdimiz Hiddink değil
Maçtan sonra NTV Spor'dan arkadaşım Yakir Mizrahi bir izlenimini paylaştı. Hırvatistan Teknik Direktörü Slaven Bilic, 90 dakika boyunca bir kez bile yerinde oturmayı bırakın, 90 dakika boyunca "Coaching Zone" ile taç çizgisi arasındakı alanda durmuş. Yani sahada olan Hırvatlara takviye olarak bir adam daha vardı sahada.
Bilic gerçekten de o kadar hareketliydi ki, bir ara yukardan maçı bırakıp, 4. hakem Florian Meyer'in Bilic ile adam adama markaj oyununu izledik. Guus Hiddink'in ise 90 dakika oturmasını eleştirecek değilim. "Yaşım gereği hayatımın büyük bir kısmını geride bıraktım" diyen birinden Bilicvari 12. adamlık beklemiyorum tabii ki. Ancak bu "Hiç beklentimiz yok" anlamına da gelmiyor. Ancak beklediklerimiz ile bulduklarımızın arasındaki o dev uçurum düşündürücü. Tabii ki öncelikle Euro 2012'ye gitmeyi bekledik - olmadi. Bize bir felsefe biçsin ve kimlik kazandırsın dedik - o da olmadi. Bize umut verecek bir takım kursun dedik - ee, o da olmadı.
Bir takımın büyük ölçüde yeniden yapılanıp, kısmen gençleşip, bu denli kötüye gittiğine açıkcası hiç şahıt olmamıştım daha önce. Biz bunu başardık. Hemde takıma görüntüde daha iyi oyuncuları monte ederek bunu başardık. Hiddink'in de ifade ettigi gibi Almanya kadar kaliteli bir milli takımımız olmayabilir, Hırvatistan Milli Takımı kadar uluslararasi tecrübeye sahip olmayabiliriz, Belçika'da olduğu kadar yetenekli genç oyuncularımız olmayabilir ama şunu çok iyi biliyorum ki, Hırvatistan maçında oynamayı bırakın, karşılık veremeyecek kadar aciz duruma düşecek bir milli takımımız yok en azindan!
Guus Hiddink her fırsatta rakiplerin üstünlüğünü dile getiriyor ama aynı zamanda bizim de bazı artılarımizın olduğunu unutuyor. Veya o artıları bilmiyor ve bu yüzden sonuç da alamıyor. Bizim hiçbir şey olmasa bile bir "ruhumuz" vardı eskiden. Cuma akşamından daha kötü oynadığımız Euro 2008'deki Hırvatistan maçında o ruhla geri döndük, o ruhla kazandık. Ama Hiddink o ruhu küçümsedi ve sıkıntı burada başladı.
Biz, maç 3-0 olduktan sonra "Hangi oyuncu bilerek sarı kart görüp, Zagreb'e gitmek istemeyecek" muhabbetine başlıyorsak, milli takım oyuncularını kötü niyetli bildiğimiz için değil, bu bunalım ortamından kurtulmak için verdiği uğraşı tahmin edebiliyoruz aslında, ki bu bile başlı başına son noktaya vardığımızın resmidir. Bazı futbolcular bir de üstüne üstlük cidden bu kartları görünce, milli takımdaki kaybolan o ruh ve inanç kabak gibi ortaya çıkıyor.
Gittiği her yerde tuttuğunu altın eden Hiddink, Türkiye'de kısa bir süre sonra ikinci kez işini kabedecek. Belki de bu yüzden tüm sorunların çözüldüğü zannedilecek ama şu da bilinmeli ki, bizim tek derdimiz teknik direktörün kan uyuşmazlığı değil. Bizim tek derdimiz Guus Hiddink degil.
Biz bu kafayı değiştirmediğimiz sürece, bu kötü gidişat böyle devam edecektir, arada tesadüfen anlık başarılarla kendimizi avutmaya devam edeceğiz. "Turnuvaya gitmiyoruz, değişim için büyük bir fırsat" düşüncesine katılmıyorum. Tarihinde sadece 2 Dünya, 3 Avrupa Şampiyonası'na katılabilmiş bir milli takım "katılamaktan" faydanabilseydi, bunu daha önce defalarca basarmış olurdu ama görünen o ki, bizde plan ve proje sadece kelimelerin kendileriyle değil, anlamlarıyla da bize yabancı.
Yabancı demişken; kendi milli takım kalecisine küfür etmek icin fırsat kollayan ile kendi taraftarına ana avrat küfür etmek icin ve bunu sadece birkaç gün önce sahte "barış" mesajlari verdikten sonra yapabilen bir milli takım oyuncusu bana yabancı geliyor. Sizden ve sizin zihniyetinizdeki herkesten kurtulduktan sonra bu milli takım sevilir hale gelecek, siz oldukca işimiz zor...
Yorum yazabilmek için giriş yapmalı ya da kayıt olmalısınız.