Futbolda Kuvvetler Ayrılığı
Kuvvetler ayrılığı ilkesi yasama, yürütme ve yargının birbirinden bağımsız ve aynı zamanda denk olmasını öngörür. Demokratik bir ülkenin olmazsa olmazlarındandır. Aslında kuvvetler ayrılığı ilkesi, farklı kuvvetlerin yer aldığı her ortamda gereklidir. Türk futbolunda son yaşananlardan sonra artık futbolda da kuvvetler ayrılığı ilkesi elzem hale geldi.
Futbolda yer alan kuvvetleri ve görevlerini sayarsak karşımıza 3 temel eleman çıkar. İlki ülkede futbol faaliyetlerini yürütmekle görevli, milli takımı da yöneten federasyon, ülkede futbolun gerçek sahibi denilebilecek ve kuvvetli bir hayatta kalma içgüdüsüne sahip kulüpler ve futbolun esas oğlanları futbolcular. Hali hazırda bu 3 elemandan 2’si belli oranda kendini temsil yeteneğine sahip. TFF şu anda mutlak hakim konumunda, hem ülkede futbolun gelişiminden sorumlu, hem ligleri düzenliyor, pazarlıyor ve disipline etmeye çalışıyor, bir yandan milli takımı yönetiyor. Diğer yanda kulüpler birliği ise sadece süper ligde yer alan kulüplerden oluşmuş bir organ ve lobi faaliyetleriyle kendi haklarını korumaya çalışıyor. Futbolcular ise kelimenin gerçek anlamıyla sahipsiz ve bölünmüş durumda.
Şu anda var olan durum bir çok çelişkiyi beraberinde getiriyor. TFF hem futbolun çıkarlarını korumakla yükümlü hem de kulüplerin çıkarlarını korumakla yükümlü. Bu ikisi birbirine benzer görünse de çoğu zaman çıkar çatışmaları yaşanıyor. Mesela yabancı oyuncu kısıtlaması; federasyon milli takımı düşünerek takımlarda yerli oyuncuların yer almasını garanti altına almak, alt yapıya yapılacak yatırımı özendirmek istiyor. Diğer yandan kulüplerin yaptığı yanlış oyuncu tercihleri, ekonomik olarak sorunlu kontratlar, avrupa kupalarında mücadele gücü gibi faktörler nedeniyle de her yıl yabancı sayısını arttırıyor. Yani federasyon sürekli bir denge sağlamak istiyor ama veren ve isteyen kendisi olduğu için bir anlamda her Pazartesi diyete başlayan bir obeze dönüyor. Her milli hezimet sonrası yabancı oyuncu kısıtlamasının önemine inanıyor, her transfer döneminde kısıtlamayı biraz daha genişletiyor.
Şike soruşturması konusunda da aynı ikilem devam ediyor. Futbolun disiplininden sorumlu TFF aynı zamanda süper ligin “marka değeri”nden de sorumlu. Bir yandan UEFA baskısıyla en ağır cezaları vereceğini söylüyor, bir yandan “kişilerle kurumları ayırmaktan” bahsediyor.
Örnekleri çoğaltmak mümkün. Toplumları inşa eden çatışmalar ve çelişkilerdir. Herkes kendi sınıfının gözlükleriyle olaylara bakar. Futbolda da tersi bir durum söz konusu değil ama kuvvetler ayrılığı sağlıklı olmadığı için verilen kararlar da sağlıklı olamıyor. Yapılması gereken, federasyon, kulüpler ve futbolcuların tam ve etkin temsiliyetini sağlamaktır.
Federasyon ülkedeki futbolun gelişiminden sorumlu olmakla yetinmek durumunda. Uygulayıcı değil düzenleyici olmalı ve elindeki araçları ve maddi imkanları ülkede futbolun daha çok sevilmesi ve yayılması için kullanmalı. Liglerin marka değeri için değil, güvenilirliğini ön plana almalı. UEFA lisansı diye bilinen kriterleri daha da genişleterek, içine ligler için stadyum kriterlerini de koyarak kulüplere dayatmalı. Kısacası federasyon her zaman futbolun tarafında olmalı.
Kulüpler ama sadece en üst ligin kulüpleri değil, en az 3 üst ligin kulüpleri belirli bir ağırlıklı dağılımla liglerin “marka değeri”, liglerin pazarlanması, lig statüsü gibi konularda yetki ve sorumluluk sahibi olmalı.
Ve tabi ki futbolcular, sadece kalburüstü futbolcular değil, bu ülkede kulüplerde forma giyen bütün futbolcuların hakkını arayacak ve koruyacak bir sendika mutlaka kurulmalı. Futbolcu sigortası, amatör futbolcular için sosyal güvenlik hakkı, sözleşmeler, cezalar hususunda söz sahibi olan bir sendikaya futbolun ihtiyacı var. 18 yaşında ayağı kırılıp futbol hayatı biten bir genç ortada kalmamalı, sözleşme şartlarını yerine getirmeyen bir kulüp karşısında futbolcular sahipsiz kalmamalı. Futbolcular kulüp, ülke, arkadaşlık bağıyla değil kendi çıkarlarıyla birleşmeli ve haklarını korumalılar.
Yazının başında dediğim gibi kuvvetler ayrılığı demokratik ülkeler için olmazsa olmazlardan biridir ama kuvvetler ayrılığı için en önemli sorun kuvvet sahiplerinin ellerindeki güçten vazgeçmeye yanaşmamalarıdır. Bu ülkede yıllar önce yürütmenin, yasamanın gücünü eline aldığı KHK’lardan (kanun hükmünde kararname) vazgeçen bir hükümet çıkmadı. Umarım bir gün en azından futbolda kuvvetler ayrılığından söz edebiliriz.
Yorum yazabilmek için giriş yapmalı ya da kayıt olmalısınız.