Hasan Gören

Süper Lig'de maç analizine bakış


Ligimizde oynayan takımlar bu analizleri ne derinlikte yapıyor?

Süper Lig'de bugün maç önü röportaj veren hemen her teknik adam ya da oyuncu, rakibi iyi analiz ettiklerini vurguluyor; maç sonrasında da kazanan takımın teknik adamları bu analizin doğru çıktığını ve yaptıkları çalışmaların sonuçlarını aldıklarını belirtiyor. Peki ligimizde oynayan takımlar bu analizleri ne derinlikte yapıyor? Yaptıkları çalışmalar gelişmiş futbol ülkelerindeki örnekleriyle karşılaştırıldığında hangi düzeyde?

Ayrıntılara girmeden yalnızca analiz sözcüğünün futbol dilindeki kullanım sıklığına bakılırsa, bu alanda ulaşılması gereken düzeyde olduğumuzu iddia edenler çıkacaktır. Gerçekten de 2000'lerin ilk yıllarıyla karşılaştırıldığında, analizin gerekliliğini kabul konusunda önemli mesafe alınmış durumdadır. Ancak SüperLig takımlarındaki analiz çalışmaları, ister maç kazanmak isterse de doğru transfer yapmak için olsun, hem kulüplere hem ülke futboluna fayda getirecek düzeyin çok uzağındadır.

Futbolda maç, takım ya da oyuncu performanslarını değerlendirmek için yapılan analizin, birisi görüntülere, diğeri ise istatistiklere dayalı iki ana dalı vardır. Etkili uygulamalarda bu iki dalın birlikte kullanılması sonucu, ortaya "Görüntü Destekli İstatistiksel Analiz" yöntemi çıkar. Ancak bugün Türkiye'deki yaygın uygulamalara bakarsak, kulüpler ağırlıklı olarak görüntü izlemeye yoğunlaşmakta, istatistiksel analiz çalışmaları ise derinlikli veri desteğinden yoksun olarak, fayda sağlayacak düzeyin çok altında kalmaktadır. Bu aksak işleyişin altında da, kulüplerdeki analiz birimlerinin yanlış yapılanması ve parçalar arasındaki bilgi akışının sağlıklı olmaması yatar.

Bir futbol kulübündeki ideal analiz uygulamalarının temelini oluşturan bilgi akışı, her birine sırasıyla veri işlemci, antrenör ve teknik direktörün yerleştiği üç kademe arasında gerçekleşir. Bu üç kademenin kullandığı bilgi düzeyleri ile çalışma amaçları farklıdır. Analiz sürecinin işleyişi boyunca, maç sırasında ortaya çıkan gerçekler, veri işlemci tarafından istatistiksel veriye, antrenör tarafından bilgiye, teknik direktör tarafından ise faydaya dönüştürülür. Bir örnekle açıklamak gerekirse; diyelim ki bir sonraki maçta karşılaşacakları rakibi inceleyen veri işlemci, kalecinin ilk yarıda skor berabereyken 18 kısa pas ve 4 uzun top, ikinci yarıda takım galipken ise yalnızca 3 kısa pas ve 24 uzun top kullandığını belirler. Bu hareketlerin içinden seçilmiş olanlarıyla da bir görüntü paketi oluşturur. Antrenör, veri işlemciden kendisine gelen bu veriler ile görüntüleri değerlendirerek, rakip takımın kaleciden oyun kuruluş biçiminin, takım skoru değiştirmeye çalışırken savunmadan pasla çıkışa, skoru korumaya çalışırken ise uzun top kullanımına dayalı olduğu sonucunu çıkarır; bu sonucunu da örnek görüntülerle destekler. Teknik direktör, antrenörün kendisine aktardığı bu bilgileri maçın kadrosunu kurarken, oyun kurgusunu belirlerken ve maç sırasındaki gelişim senaryolarına göre taktik hamleler geliştirirken göz önünde bulundurur.

Yukarıdaki akışın temelinde yatan olgu, her kademenin kendi gereksinim duyduğu bilgilerle çalışması ve ekip içindeki rol ve sorumluluğuna uygun bilgiler üretmesidir. Veri işlemci, kullandığı kodlama yazılımlarıyla bütün maç görüntüsü üzerinde; antrenör, kendisine gelen istatistiksel tablolar, çizimler ve seçilmiş görüntüler üzerinde; teknik direktör ise antrenörün ürettiği ve içinde sayısal verilerin değil, neden sonuç ilişkileri ile oyunu belirleyen olguların bulunduğu analiz raporları ve örnek görüntüler üzerinde çalışır. Görüleceği üzere, bu sistemin en önemli kademesi, sayısal verileri bilgiye dönüştürerek teknik direktöre sunan antrenördür.

Buna karşın ülkemizdeki durum, bu akış şemasına neredeyse hiç uyum göstermemektedir. Öncelikle belirtmek gerekir ki, ülkemiz futbolunda analiz uygulamalarından yeterince fayda sağlanamamasının temelinde, bu konudaki sağlıklı iş akış sürecini tam olarak uygulamamak yatar. Dikkat edileceği üzere, yukarıda tarif ettiğim ideal akış şemasında analizci diye bir kademe yoktur. Çünkü analiz, veri işlemeden taktik geliştirmeye kadar her aşamada ve farklı düzeylerde, yani herkesçe yapılmak zorundadır. Oysa bugün kulüplerde, Federasyonun da yönlendirmesiyle analizci diye ayrı bir görevlendirme bulunması, özellikle antrenörleri sanki bu süreçteki önemli rol ve sorumluluklarından muaf hale getirir. Türkiye'de genel bir tabirle analizci denilen ve kendilerine tanınan yetkinin üzerinde bir sorumlulukla karşı karşıya olan veri işlemciden istenen, sayılara pek bulaşmadan, teknik direktörün istediği görüntüleri keserek video klipler hazırlaması olurken, analizi daha alt düzeyde bir iş olarak gören antrenörlerin asli görevi ise takımı antrenmanlara çıkarmalarıdır. Sağlıklı bir analiz sürecinin beyni olması gereken antrenörler, belki de ülkemizde matematiksel mantığa ve analitik düşünme yöntemlerine olan geleneksel soğukluk nedeniyle istatistiksel analize, çoğu kez açıkça ifade edemedikleri bir lüks olarak bakarlar.

Teknik direktörlere gelince, çoğunluğu her maç için standart hazırlanan görüntü paketini izleyip bazılarını oyunculara izletmekte, istatistiksel analize değer verenler ise genellikle kendileri için hazırlanmış öz bilgilerle değil, doğrudan sayısal verilerle muhatap olmaktadır. Veri işlemci ile antrenör arasındaki güçlü işbirliği ve uyumun eksikliği, teknik direktörün ya anlaşılmaz sayılar arasında zaman yitirmesine, ya da istatistiksel analiz gereğini bir kenara itip yalnızca video kliplere ilgi göstermesine neden olur. Gerçi bazı teknik adamlar bu verileri, konuya ne kadar hakim olduklarını göstermek için özellikle medyada kullanmayı sever. Hatta maç öncesi ve sonrasında sayıları özellikle belirtirler. Ancak yukarıdaki akış şemasının gösterdiği üzere sayılar veri işlemcinin; yüzdeler ile az, çok gibi değerlendirmeler antrenörün; iyi, kötü, doğru, yanlış gibi yargılar ise teknik direktörün sözleridir. Ülkemizde yaşanan durum ise bu doğrularla pek örtüşmemektedir.

İstatistiksel analiz konusunda, hep imrenerek baktığımız bir futbol ülkesi olan Almanya'daki duruma gelince; özellilkle fiilen içinde bulunduğumuz 2008 Avrupa Şampiyonası ve 2010 Dünya Kupası hazırlıklarından örnek vermek isterim. O dönemde kendi ürünümüz MathBall ile Türkiye'den Köln Spor Akademisi'ne veri giriş hizmeti vermekteydik. Her iki turnuvanın da hem öncesinde hem de maçlar sırasında özellikle rakiplerin analizleri konusunda çok ayrıntılı maç istatistikleri ürettik ve verileri Köln Spor Akademisi'nde, Alman Futbol Federasyonu ile sözleşmesi olan Olimpik Çalışmalar Enstitüsü'ne gönderdik. Bu enstitüde her biri bir futbol antrenörünün analiz yeterliliğinde olan akademisyenler, her rakip için ortalama 80 sayfalık analiz raporları ürettiler ve bu raporlar Alman Milli Takımı teknik ekibine ulaştırıldı. Kendi anlaşmamız kapsamında bir örneği bize de gönderilen bu raporların içinde, rakibin skor değişimlerinden farklı dizilişlere, eksik ya da fazla oyuncu sayılarından oyun içinde değişen kadro yapısına kadar onlarca farklı senaryoda rakip takımın nasıl davrandığı belirtilmekteydi. Joachim Löw özellikle 2010 Dünya Kupası sırasında kendilerine Köln Spor Akademisi'nden gelen raporların ne kadar değerli olduğunu basın toplantılarında bile vurguladı.

Yukarıdaki örnekte bizi ilgilendiren kısmına gelince; EURO2012 elemelerinde karşılaşacağımız Almanya ile İstanbul'da oynayacağımız maç öncesinde, o günlerde TFF'nin ProLisans kurslarında verdiğim Maç Analizi derslerinde rakip Almanya'nın nasıl çalıştığını, bu örnek raporlardan birisini gösterek anlattım. O kursta her biri TFF'de görevli teknik direktör ya da antrenör olan katılımcıların birkaçının bana itiraz ederken "fazla bilgi kafa karıştırır" dediğini bugün bile üzülerek hatırlıyorum. O günden bugüne analize bakış açısında köklü bir değişiklik olmadığını düşünmekteyim. Ülkemizde hala analiz deyince akla önce istenen pozisyonlardan oluşmuş video klipler geliyor, hala antrenörler analizi kendi altlarındaki birilerinin görüntü kesip biçmesi olarak görüyor, teknik adamların büyük bir bölümü analiz diye yalnızca bu görüntüleri izlerken, küçük bir bölümü de ellerinde sayılarla aslında antrenörlerinin yapması gereken işi yapmaya çalışıyor.