Cinsiyetlerin Savaşı
Yıl 1973, yanlış anlaşılma olmasın ortada herhangi bir savaş falan olduğu yok... Sadece teniste erkekler eski dünya bir numarası 55 yaşındaki Bobby Riggs, sakin sakin emekliliğinin keyfini çıkartmak yerine kadınlar tenisindeki kaliteye kafası bozuluyor ve ortaya şöyle bir iddiaa atıyor: "Şu anda kadınlar tenisi erkeklerin oynadığı seviyeden o kadar geride ki, bu yaşım ve kondisyonumla bile kadınlar tenisinde herhangi birisini rahatlıkla yenebilirim". Burada dolaylı olarak esas düello'ya davet edilen tabiki o zamanların kadınlar dünya bir numarası Billie Jean King.
Billie Jean King önce bu teklif görmezden geliyor veya reddediyor, fakat onun yerine bunu önemli bir pazarlama ve reklam fırsatı olarak gören medya ve sponsorlar, Bobby Riggs'in karşısına zamanın yine önemli kadın oyuncularından Margaret Court'u çıkartıyorlar. Maçı 6/2 ve 6/1'lik iki rahat setle Bobby Riggs kazanıyor. Maçtan sonra hızını alamayan Riggs bir kez daha kadınlar tenisinin kalitesi hakkındaki sivri açıklamalarını yineleyerek, medya aracılığı ile Billie Jean'e bir kere daha meydan okuyor. Bu baskıya daha fazla dayanamayan Billie Jean (29), teklifi kabul ediyor ve iki tenisçi 1973'ün Eylül ayında Houston'da karşı karşıya geliyorlar. Sonuç bu sefer beklenilenin aksine Bobby Riggs'in 4/6, 3/6 ve 3/6'lık setlerde mağlubiyeti ile neticeleniyor.
Yıl 1992, Cinsiyetler Savaşında üçüncü karşılaşma bu arada çok fazla yaş farkı olmaksızın Jimmy Connors (40) ve Martina Navratilova (36) arasında oynanıyor. Bu sefer Connors maçı çok rahat olmasada 7/5 ve 6/2'lik iki setle alıyor.
Yıl 1998, günümüze ve modern tenis çağına biraz daha yaklaştığımızda, iddiaa sahibi bu sefer Venus-Serena Williams kardeşler (18-17) ve iddiaaları: "ATP sıralamasında 200 ve üstü sırada herhangi bir erkek tenisçiyi yenebiliriz!". İddiaalarına olarak rakip zamanın erkekler 203 numarası Karsten Braasch (31) ve her ikisiyle de tek set oynuyor. Venus'ü 6/2, Serena'yı ise 6/1 ile yeniyor. Maçlardan sonra Karsten Braasch'ın düşüncesine göre: "Williams kardeşlerin ATP ilk 500'e karşı pek bir şansı olacağını düşünmüyorum, çünkü bugün ben zaten 600 gibi oynadım".
Anlattığım bu karşılaşmalar bize net birşeyler ifade ediyor mu tartışmaya açık ama buradaki espri Bobby Riggs'in 1973'te yaptığı gibi biraz taşlama, biraz mübalağ ve medya poh-pohlaması veya Williams'ların yaptığı gibi sadece eğlence amaçlı.
Fakat her şeyin ötesinde günümüzde kabul etmeliyiz ki erkekler tenisi sportif rekabet, oyunun kalitesi, pazarlanma kabiliyeti ve yarattığı ikon karakterler açısından tarihinin ne kadar zirvesindeyse, kadınlar tenisi için (kendi içinde) bu durumun tamamen tersi söz konusu. Erkeklerde Roland Garros'la birlikte açıkçası tenise doyduk, Djokovic'in 43 maçlık yenilmezlik serisine tanıklık ettik ve sonunda bu seri Federer karşısında, üstelik Federer'in favori olmadığı bir maçla, çok üst düzey bir tenisle sona erdi. Yine bu turnuvada Nadal-Federer rekabetinde (tam bitti derken) yeni bir grand slam finali izledik. Kadınlarda ise yaşananlar özetle: Yarı finaller 2-0 skorlu iki maçla hızlıca geçildi ve tenis kariyerlerinin olgunlaşma dönemini geçen iki tenisçi; Li Na ve F. Schiavone, heyecan düzeyi çok aşağılarda olan bir final oynadılar. Düşündüğüm zaman nerdeyse Steffi Graf ve Monica Seles maçlarından beri kadınlar tenisinde heyecan veren bir rekabet yok.
Çim kort sezonunun başladığı bu günlerde ise yine kadınlarda çok daha enteresan bir durum söz konusu. Serena Williams geçen sene sakatlanıp, sadece bir hazırlık turnuvası oynarak geldiği Wimbledon'da otoriteler ve bahis şirketleri tarafından ilk 2-3 favoriden biri olarak gösteriliyor. Hak verirsiniz ki bir yıl gibi uzun bir ara ve sakatlıktan sonra profesyonel spora dönen hiç bir atlet için yarıştığı ilk karşılaşmada iyi bir derece alması bile başarı sayılırken, Serena Williams'a favori gözüyle bakılması, Serena'nın yeteneklerinden çok, kadınlar tenisinin bugünkü durduğu yerle ilgili... Bugün kadınlar tenisi dünya bir numarası henüz Grand Slam kazanamayan Caroline Wozniacki. Bu durumun ilk defa yaşanmaması da (Yıl 2009: Dinara Safina, kadınlar tenisi dünya bir numarası, fakat grand slam'i yok. Kim Clijsters: doğum yaptıktan sonra 2009'da tenise geri dönmesinden bu yana 3 defa grand slam kazandı) sanırım bu tezi kuvvetlendiriyor.
Bütün bunları düşündüğümüz zaman belki de WTA'in kadınlar tenisini daha çekici hale getirmesi konusunda yapması gereken ciddi kural değişiklikleri ve yenilikçi adımlar günümüzde yeni bir 'Bobby Riggs' vakası ortaya çıkmadan mecburi gibi gözüküyor.
Billie Jean King önce bu teklif görmezden geliyor veya reddediyor, fakat onun yerine bunu önemli bir pazarlama ve reklam fırsatı olarak gören medya ve sponsorlar, Bobby Riggs'in karşısına zamanın yine önemli kadın oyuncularından Margaret Court'u çıkartıyorlar. Maçı 6/2 ve 6/1'lik iki rahat setle Bobby Riggs kazanıyor. Maçtan sonra hızını alamayan Riggs bir kez daha kadınlar tenisinin kalitesi hakkındaki sivri açıklamalarını yineleyerek, medya aracılığı ile Billie Jean'e bir kere daha meydan okuyor. Bu baskıya daha fazla dayanamayan Billie Jean (29), teklifi kabul ediyor ve iki tenisçi 1973'ün Eylül ayında Houston'da karşı karşıya geliyorlar. Sonuç bu sefer beklenilenin aksine Bobby Riggs'in 4/6, 3/6 ve 3/6'lık setlerde mağlubiyeti ile neticeleniyor.
Yıl 1992, Cinsiyetler Savaşında üçüncü karşılaşma bu arada çok fazla yaş farkı olmaksızın Jimmy Connors (40) ve Martina Navratilova (36) arasında oynanıyor. Bu sefer Connors maçı çok rahat olmasada 7/5 ve 6/2'lik iki setle alıyor.
Yıl 1998, günümüze ve modern tenis çağına biraz daha yaklaştığımızda, iddiaa sahibi bu sefer Venus-Serena Williams kardeşler (18-17) ve iddiaaları: "ATP sıralamasında 200 ve üstü sırada herhangi bir erkek tenisçiyi yenebiliriz!". İddiaalarına olarak rakip zamanın erkekler 203 numarası Karsten Braasch (31) ve her ikisiyle de tek set oynuyor. Venus'ü 6/2, Serena'yı ise 6/1 ile yeniyor. Maçlardan sonra Karsten Braasch'ın düşüncesine göre: "Williams kardeşlerin ATP ilk 500'e karşı pek bir şansı olacağını düşünmüyorum, çünkü bugün ben zaten 600 gibi oynadım".
Anlattığım bu karşılaşmalar bize net birşeyler ifade ediyor mu tartışmaya açık ama buradaki espri Bobby Riggs'in 1973'te yaptığı gibi biraz taşlama, biraz mübalağ ve medya poh-pohlaması veya Williams'ların yaptığı gibi sadece eğlence amaçlı.
Fakat her şeyin ötesinde günümüzde kabul etmeliyiz ki erkekler tenisi sportif rekabet, oyunun kalitesi, pazarlanma kabiliyeti ve yarattığı ikon karakterler açısından tarihinin ne kadar zirvesindeyse, kadınlar tenisi için (kendi içinde) bu durumun tamamen tersi söz konusu. Erkeklerde Roland Garros'la birlikte açıkçası tenise doyduk, Djokovic'in 43 maçlık yenilmezlik serisine tanıklık ettik ve sonunda bu seri Federer karşısında, üstelik Federer'in favori olmadığı bir maçla, çok üst düzey bir tenisle sona erdi. Yine bu turnuvada Nadal-Federer rekabetinde (tam bitti derken) yeni bir grand slam finali izledik. Kadınlarda ise yaşananlar özetle: Yarı finaller 2-0 skorlu iki maçla hızlıca geçildi ve tenis kariyerlerinin olgunlaşma dönemini geçen iki tenisçi; Li Na ve F. Schiavone, heyecan düzeyi çok aşağılarda olan bir final oynadılar. Düşündüğüm zaman nerdeyse Steffi Graf ve Monica Seles maçlarından beri kadınlar tenisinde heyecan veren bir rekabet yok.
Çim kort sezonunun başladığı bu günlerde ise yine kadınlarda çok daha enteresan bir durum söz konusu. Serena Williams geçen sene sakatlanıp, sadece bir hazırlık turnuvası oynarak geldiği Wimbledon'da otoriteler ve bahis şirketleri tarafından ilk 2-3 favoriden biri olarak gösteriliyor. Hak verirsiniz ki bir yıl gibi uzun bir ara ve sakatlıktan sonra profesyonel spora dönen hiç bir atlet için yarıştığı ilk karşılaşmada iyi bir derece alması bile başarı sayılırken, Serena Williams'a favori gözüyle bakılması, Serena'nın yeteneklerinden çok, kadınlar tenisinin bugünkü durduğu yerle ilgili... Bugün kadınlar tenisi dünya bir numarası henüz Grand Slam kazanamayan Caroline Wozniacki. Bu durumun ilk defa yaşanmaması da (Yıl 2009: Dinara Safina, kadınlar tenisi dünya bir numarası, fakat grand slam'i yok. Kim Clijsters: doğum yaptıktan sonra 2009'da tenise geri dönmesinden bu yana 3 defa grand slam kazandı) sanırım bu tezi kuvvetlendiriyor.
Bütün bunları düşündüğümüz zaman belki de WTA'in kadınlar tenisini daha çekici hale getirmesi konusunda yapması gereken ciddi kural değişiklikleri ve yenilikçi adımlar günümüzde yeni bir 'Bobby Riggs' vakası ortaya çıkmadan mecburi gibi gözüküyor.
Yorum yazabilmek için giriş yapmalı ya da kayıt olmalısınız.