Tenisin yaz uykusu
Wimbledon biteli yaklaşık 3 hafta oldu ve tenis sessiz bir döneme girdi. Teniste turnuvaların oynanmadığı ve oyuncuların rehabilite dönemi olan yılın Aralık ayı hariç belki de tenisin gözlerden en uzak kaldığı zamanlar hemen Wimbledon sonrası. Djokovic, Nadal, Federer ve Murray gibi grand slamleri domine eden isimler bu dönemi Davis Cup veya az çok puan veren turnuvalar oynamaktansa iyi bir yaz tatili yaparak geçirmeyi tercih ediyorlar. Kısaca tenis severler için oldukça sıkıcı bir dönemdeyiz. Ben de bunu fırsat bilerek teniste neler yapılsa daha çekici hale gelir, daha anlamlı olur, zaman içinde sağdan soldan kulağımda kalan önerileri paylaşmak istedim.
Tenis aslında diğer sporlar gibi çok fazla değişime ve yeniliğe açık bir spor değil, hatta birçok konuda oldukça tutucu ve değişime kapalı diyebiliriz. Örneğin futbol ve basketbol'da 80'lerden günümüze hem sportif hem de pazarlama anlamında pek çok yenilik ve kural değişikliği yapılırken, tenis bu dönemde sadece çizgiye yakın düşen kararları sorgulamaya yönelik şahin-gözü (Hawk-Eye) teknolojisini getirmekle yetindi. O bile standart-tekdüzen olarak her turnuva tarafından kabul edilip uygulanan bir kural olamadı. Neyse lafı fazla uzatmadan gelelim tenisi daha heyecanlı, seyirciler için seyretmesi daha zevkli hale getirebilmek için çeşitli önerilere:
1. Topların büyümesi: Teniste oyunun hızı etkileyen en önemli faktörler, zemin ve toplardır. Topların şu anki boyutunun 10-15% büyütülmesi oyunun hızını biraz daha yavaşlatacak ve oyun içindeki uzun ralli'lerin sayısını arttıracaktır. Hatırlarsanız bundan kısa bir süre önce Roland Garros'da kullanılan top markasının değişmesi uzun tartışmalara yol açmıştı.
2. Sıralama ve Grand Slam kazanamama: Bir tenisçi düşünün henüz grand slam kazanamamış ama nerdeyse her hafta puan almak ve para kazanmak için bir turnuvaya katılıyor. Dolayısıyla sıralamada bir numara. Fakat bu neyi onun dünyanın bir numarası ve en iyi tenisçisi olduğunu gösteriyor mu? Bence hayır, bundan ziyade ATP/WTA'in en çalışkan tenisçisi denilebilir kendisine. Bir kural olsa ve belli bir süre içinde grand slam kazanamayan tenisçi veya kuralı hadi biraz yumuşatalım; grand slam'lerde yarı-final/final oynamayan tenisçi puanı yetse de sıralamada bir numara olarak açıklanmasa...
3. Servis bekleme süresi: Mevcut kurallara göre bir tenisçinin servis atıp oyunu başlatması için en fazla 25 saniyesi bulunmakta. Fakat açıkçası bu kural hakemler tarafından 'ayak hatası' vb. gibi çok sıkı izlenen bir durum değil. Aslında düşündüğümüzde 25 saniye, basketbolda bir takımın hücum yapması kadar uzun bir süre ve teniste konsantrasyon adı altında bu kural birçok oyuncu tarafından suistimal ediliyor. Belki de aynı basketboldaki gibi birer kırmızı sayaç ve süre dolduğunda yürek hoplatan bir zil sesi bir çözüm olabilir. Servis süresinde atılmadı, 0-15 ve bir sonraki puan, kusura bakmayın.
4. Maç süresi: Tenis süre ile sınırlanmayan bir spor ve bu da kimi zaman oldukça can sıkıcı bir hal alabiliyor (bkz. Isner-Mahut maci; 3 günde tamamlanabilen maç yaklaşık 11 saat sürmüştü). Futbol'da yenişemeyen 2 takımın penaltılara gitmeden sabaha kadar oynadığını düşünsenize... Maç süresi 4 saati geçti mi; o zaman hızlandırılmış kısa game'ler veya setin durumuna bakılmaksızın hemen tie-break.
5. Absürd sesler: Eskiden olsa Maria Sharapova tenisi bırakınca böyle bir değişikliğe gerek kalmayacaktır derdim ama puan oynanırken kendini kaybederek anlamsız sesler çıkaran oyuncu sayısı hiç de az değil. İşin kötüsü yeni yetişen genç tenisçilerde bunları örnek alıp, taklit ediyorlar. Bu konuda napılabilir gerçekten emin değilim ama daha junior turnuvaları seviyesinde bir çözüm şart, malum ağaç yaşken eğilir.
6. Turnuva takvimi: Tenisin yıl içinde takvimsel yayılışı, özellikle grand slamlar açısından çok da anlamlı değil sanki. Yılın ilk grand slami Ocak ayında Avustralya'da, daha sonra Mayıs'ta Fransa'da, hemen akabinde Haziran'da İngiltere'de ve son olarak Ağustos sonu, eylül başında ise Amerika'da sona eriyor. Dolayısıyla tenis Eylül ayında grand slam olarak bitiyor. Arada ve daha sonra master turnuvaları, davis cup karşılaşmaları var ama grand slam'leri 3'er aylık çeyreklere oturtmak daha anlamlı olur mu tartışmak gerekir.
7. Diğer: Servis'te net tekrarı olsun mu? Mesela voleybol'da artık yok. Veya net'e çarpıp puan alınınca nezaketen de olsa özür dilemek? Wimbledon'da neden kıyafet kodu var ve sadece beyaz giyiliyor? Tamam Ekselansları Kont ve Düşes izliyor olabilir ama o zaman neden bir çok oyuncu 3-5 günlük pis sakal ve saç tıraşı ile korta çıkıyor?
Bu önerilerin kimi insanı güldürüyor, kimi ise düşündürüyor ama tenisin bu uykulu günlerinde tenisle yakından ilgilenenler için akılların bir köşesinde bulundurulması gereken konular arasında yer alacakları kesin.
Tenis aslında diğer sporlar gibi çok fazla değişime ve yeniliğe açık bir spor değil, hatta birçok konuda oldukça tutucu ve değişime kapalı diyebiliriz. Örneğin futbol ve basketbol'da 80'lerden günümüze hem sportif hem de pazarlama anlamında pek çok yenilik ve kural değişikliği yapılırken, tenis bu dönemde sadece çizgiye yakın düşen kararları sorgulamaya yönelik şahin-gözü (Hawk-Eye) teknolojisini getirmekle yetindi. O bile standart-tekdüzen olarak her turnuva tarafından kabul edilip uygulanan bir kural olamadı. Neyse lafı fazla uzatmadan gelelim tenisi daha heyecanlı, seyirciler için seyretmesi daha zevkli hale getirebilmek için çeşitli önerilere:
1. Topların büyümesi: Teniste oyunun hızı etkileyen en önemli faktörler, zemin ve toplardır. Topların şu anki boyutunun 10-15% büyütülmesi oyunun hızını biraz daha yavaşlatacak ve oyun içindeki uzun ralli'lerin sayısını arttıracaktır. Hatırlarsanız bundan kısa bir süre önce Roland Garros'da kullanılan top markasının değişmesi uzun tartışmalara yol açmıştı.
2. Sıralama ve Grand Slam kazanamama: Bir tenisçi düşünün henüz grand slam kazanamamış ama nerdeyse her hafta puan almak ve para kazanmak için bir turnuvaya katılıyor. Dolayısıyla sıralamada bir numara. Fakat bu neyi onun dünyanın bir numarası ve en iyi tenisçisi olduğunu gösteriyor mu? Bence hayır, bundan ziyade ATP/WTA'in en çalışkan tenisçisi denilebilir kendisine. Bir kural olsa ve belli bir süre içinde grand slam kazanamayan tenisçi veya kuralı hadi biraz yumuşatalım; grand slam'lerde yarı-final/final oynamayan tenisçi puanı yetse de sıralamada bir numara olarak açıklanmasa...
3. Servis bekleme süresi: Mevcut kurallara göre bir tenisçinin servis atıp oyunu başlatması için en fazla 25 saniyesi bulunmakta. Fakat açıkçası bu kural hakemler tarafından 'ayak hatası' vb. gibi çok sıkı izlenen bir durum değil. Aslında düşündüğümüzde 25 saniye, basketbolda bir takımın hücum yapması kadar uzun bir süre ve teniste konsantrasyon adı altında bu kural birçok oyuncu tarafından suistimal ediliyor. Belki de aynı basketboldaki gibi birer kırmızı sayaç ve süre dolduğunda yürek hoplatan bir zil sesi bir çözüm olabilir. Servis süresinde atılmadı, 0-15 ve bir sonraki puan, kusura bakmayın.
4. Maç süresi: Tenis süre ile sınırlanmayan bir spor ve bu da kimi zaman oldukça can sıkıcı bir hal alabiliyor (bkz. Isner-Mahut maci; 3 günde tamamlanabilen maç yaklaşık 11 saat sürmüştü). Futbol'da yenişemeyen 2 takımın penaltılara gitmeden sabaha kadar oynadığını düşünsenize... Maç süresi 4 saati geçti mi; o zaman hızlandırılmış kısa game'ler veya setin durumuna bakılmaksızın hemen tie-break.
5. Absürd sesler: Eskiden olsa Maria Sharapova tenisi bırakınca böyle bir değişikliğe gerek kalmayacaktır derdim ama puan oynanırken kendini kaybederek anlamsız sesler çıkaran oyuncu sayısı hiç de az değil. İşin kötüsü yeni yetişen genç tenisçilerde bunları örnek alıp, taklit ediyorlar. Bu konuda napılabilir gerçekten emin değilim ama daha junior turnuvaları seviyesinde bir çözüm şart, malum ağaç yaşken eğilir.
6. Turnuva takvimi: Tenisin yıl içinde takvimsel yayılışı, özellikle grand slamlar açısından çok da anlamlı değil sanki. Yılın ilk grand slami Ocak ayında Avustralya'da, daha sonra Mayıs'ta Fransa'da, hemen akabinde Haziran'da İngiltere'de ve son olarak Ağustos sonu, eylül başında ise Amerika'da sona eriyor. Dolayısıyla tenis Eylül ayında grand slam olarak bitiyor. Arada ve daha sonra master turnuvaları, davis cup karşılaşmaları var ama grand slam'leri 3'er aylık çeyreklere oturtmak daha anlamlı olur mu tartışmak gerekir.
7. Diğer: Servis'te net tekrarı olsun mu? Mesela voleybol'da artık yok. Veya net'e çarpıp puan alınınca nezaketen de olsa özür dilemek? Wimbledon'da neden kıyafet kodu var ve sadece beyaz giyiliyor? Tamam Ekselansları Kont ve Düşes izliyor olabilir ama o zaman neden bir çok oyuncu 3-5 günlük pis sakal ve saç tıraşı ile korta çıkıyor?
Bu önerilerin kimi insanı güldürüyor, kimi ise düşündürüyor ama tenisin bu uykulu günlerinde tenisle yakından ilgilenenler için akılların bir köşesinde bulundurulması gereken konular arasında yer alacakları kesin.
Yorum yazabilmek için giriş yapmalı ya da kayıt olmalısınız.