Farklı isimler, aynı duygular...
Aynı gün gazetelerde iki farklı, ama esas konusu aynı haberler yayımlandı.
Birincisi Alex ile ilgili...
Taraftarların heykelini yaptırmasına anlam veremediğini söyleyen Alex, “Kulübün tarihinde çok fazla sayıda büyük futbolcu var. Bunların biri Lefter, biri de şu an da hocam olan Aykut Kocaman. Onun dışında da onlarca isim var. Açıkçası, 'Ne yaptım, ne için bunu hak ettim?’ dediğimde, hala anlayamıyorum. Tek söyleyebileceğim, bunu bana layık görenlere teşekkür etmek” diye açıklama yaptı.
Akşam yayınlanan Not Defteri’nde de “Olağandışı bir şey yapmadım. Saha içinde mücadelemi verdim, takımla birlikte mücadele verdik. Kazandık ve takım olarak başarılara, şampiyonluklara ulaştık. Ben heykelimin dikilmesine sebep olacak bir şey yapmadım” diyerek gösterdiği mütevazılık ile taraflı tarafsız herkesin gönlünü bir kez daha kazandı Alex.
Diğer haber ise Tayfur Havutçu ile ilgili...
Yönetimin özgürlüğüne kavuşması halinde kayıtsız şartsız takımın başına getirmeyi planladığı Tayfur Hoca, sportif anlamda iyi bir gidişat olduğunu ve Carlos Carvalhal'in de iyi bir yönetim gösterdiğini düşünerek, “Şu an da Carlos Carvalhal çok iyi gidiyor. Düzeni bozmak istemem" düşüncesindeymiş...
Türkiye Kupası’nı kazandırıp Avrupa Kupası’na gitmesini sağladığı takımı, Avrupa’da mücadele eden 2 takımdan biriyken Tayfur Havutçu niye cezaevinde anlamış değilim. Eğer Havutçu’nun cezaevinde olmasını gerektirecek suç gerçekse Beşiktaş niye Avrupa’da onu da anlamış değilim... Bilen varsa anlatsın! Bu işte bir terslik yok mu?
Yıllarca kaptanlığını yaptığı takımda önce antrenörlük, sonra teknik direktörlük koltuğuna oturmuşken ve bu sezon için bir sürü planlar yaparken cezaevine giren Tayfur Hoca... ‘Birinci adam’ olmanın değil, Beşiktaş'ın başarısının derdinde... Ve önceden demiştim, yine diyorum: Hayat her ne kadar adaletsiz de olsa dengeye oturduğu bir an vardır. Ve o denge anında yüzü güleceklerden ilki o olacaktır.
Alex ve Tayfur Havutçu...
Her ikisinin de rakibinizse sizi üzüntüye boğacağı kesindir; ama bir oyuncu, teknik direktör ve insan olarak yaratacakları etki sizi hayal kırıklığına uğratmaz... Elbette, onların da hepimiz gibi zaafları, defoları olmuştur; ama hayat kantarına vurulduğunda 'iyi' tarafları kurşun gibi ağır, 'kötü' yanları ise pamuk kadar hafiftir...
Gary Speed için…
Bir zamanlar ‘intihar etmek’ benim için yüceltilmesi gereken asil bir duruştu. Bir insanın kendi isteğiyle yaşamaktan vazgeçmesi… Herkesin harcı değildir çünkü bu… Ama ‘esas aile’nizden birinin kaybını yaşayınca… Adına ölüm denilen kalleşlik, bir yılan gibi çöreklenince koynunuza... Ölümle karşı karşıya gelince anlıyorsunuz ne demek olduğunu... Ve... İntihar da dahil, ölümün tüm asaleti, kaybediyor canınızı kendi ellerinizle toprağa verdiğinizde... Galler Milli Takımı Teknik Direktörü Gary Speed 42 yaşında intihar etmiş... Geride de 2 çocuk ve bir eş bırakmış… Gary bu dünyadan kendi isteğiyle göçüp giderken, geride kalanlar… Yıllar boyu sürecek bir acı ve bir soruyla baş başa kalmış… NEDEN?
Gary Speed’in ailesine tüm saygımla...
Bir film: United 2011
The Damned United'ın ardından BBC'den güzel bir film daha: UNITED 2011. Busby Babes (Busby Bebeleri) olarak adlandırılan Matt Busby yönetimindeki genç Manchester United takımı ve o takımdan 8 futbolcunun ölümüyle sonuçlanan 1958’de Münih'te yaşanan uçak kazası görgü tanıklarıyla işleniyor. Manchester United ve efsane isim Bobby Charlton’ın gerçek ve dramatik öyküsünü izlemek isteyenlere tavsiyemdir.
Bir anı:
Acun Ilıcalı TRT’de katıldığı programda bir anısını anlattı:
”Alex de Souza ile beraber bir mekana gittik. Alex’i orada Galatasaraylı biriyle tanıştırdım.
Galatasaraylı: Merhaba Alex ben Galatasaraylıyım.
Alex: O senin sorunun…''
Başkalarının hayatından ders alın! İnsan bütün hataları kendi yapacak kadar uzun yaşamıyor. (Eleanor Roosevelt)
* Demirbaş!
Barcelona'da satılık olmayan birçok şey var. Messi de bunlardan biri. (Barcelona Başkanı Sandro Rosell)
* Doğru söze ne denir?
Ne yazık ki Türk futbolu dibe vurmuştur. Kendi kendimizi kandırıyoruz. Türkiye, Körfez'deki Arap ülkelerinden önceki son durak konumunda. Adeta emekli futbolcu cenneti olduk. (Galatasaray Başkan Yardımcısı Adnan Öztürk)
* Mütevazı Hoca!
Hiddink'in imza töreninin çok şatafatlı, benimkinin ise sönük olduğu şeklinde söylemler duyuyorum. Bütün dünya onu tanıyor. Abdullah Avcı'yı kim tanıyor? İmza törenimin Hiddink'in töreni gibi olmaması normal. (A Milli Takım Teknik Direktörü Abdullah Avcı)
* Zeki futbolcu!
Cristiano dünyanın en iyisi ama, Messi bu dünyadan değil. (Atletico Madrid’li futbolcu Arda Turan)
* Kendi düşen ağlamaz!
Lugano kendi tercih hakkını kullandı, sonra beğenmeyip gelmek istiyor. Burada gördüğü sevgiyi orada görmesi mümkün değildi zaten. Paris'te dolaştığı vakit kim gelir de imza ister, kolay değil. Fenerbahçe'de el üstündeydi. Bu ortamı bırakıp gitmesi yanlıştı. (Fenerbahçe Asbaşkanı Abdullah Kiğılı)
* Kol kırılır, yen içinde kalır!
Benim Engin ve Elmander’e sahip çıkmam, onların yaptığı yanlışı maruz göstermez. Benim onlarla konuşmam çok acımasız olur, teke tekte. Ben oyuncularımla konuşurum. (Galatasaray Teknik Direktörü Fatih Terim)
* Kaşınıyorsun ama!!!
İspanya'da gol kralı olmuş Daniel Güiza, dünyanın sayılı golcülerinden olan Nicolas Anelka gibi isimler burada sıkıntı yaşamış ve başarılı olamamış. Ben sihirbaz değilim. (Fenerbahçeli futbolcu Henri Bienvenu)
* Son gülen iyi güler!
Herkes ligi şimdiden Real Madrid'e verdi bile. Onlar da bunu kutluyorlar. Ama her şey daha bitmedi ve önümüzde uzun bir yol var. (Barcelona’lı futbolcu Dani Alves)
* Çok haklısın!
Arjantin Barcelona'nın oyun tarzıyla oynamıyor. Dünya'nın en iyi oyuncusuna sahibiz ama ondan faydalanmanın yollarını aramıyoruz. Onunla oynamayı öğrenmek zorundayız, yoksa hiçbir şey kazanamayacağız. (Boca Juniors'lu futbolcu Juan Roman Riquelme)
* Yarın ne olur belli olmaz!
Guus Hiddink dünyanın en iyi teknik adamlarından biri. Ancak şu an, Chelsea menajerliği görevi dolu durumda. O görevi ben yürütüyorum. (Chelsea Teknik Direktörü Andre Villas-Boas)
Yorum yazabilmek için giriş yapmalı ya da kayıt olmalısınız.