1. Facebook 752,513
  2. Twitter 1,224,708
Okan Can Yantır

FUTBOL NE KADAR MI ÖNEMLİ?

Okan Can Yantır · Tarih: 2 Kasım 2011

Aylardır futbolla yatıp futbolla kalkıyoruz değil mi? Meşin yuvarlak gündemimizden düşmüyor ama ne hikmetse hep kötü yönleriyle giriyor hayatımıza. Şike, hakem hatası, kısır futbol... Futbol adına alt alta yazdığımız kelimeler, son zamanlarda maalesef eskisi kadar zevk vermiyor bize. Oysa futbol bu değil. Şimdi diline futbolu dolayan her yorumcunun yaptığı gibi, arkama yaslanıp, hafif gevrek bir gülüşle, “Futbol asla sadece futbol değildir!” merkezli bir yazı yazıp, çıkamadığım oktavlardan şarkı söylemeye niyetim yok. Bugün amacım size bir hentbol hikâyesi anlatmak. “Peki, madem hentbol anlatacaksın, girişi neden futbolla yaptın?” diye soracak olanlara, biraz sabretmelerini tavsiye ederim. Müsaade ederseniz sizi öncelikle Jesper Laustrup Nielsen ile tanıştırayım...

Hentbol her zaman Danimarka’da bir numaralı spor dalı olmuştu. 1992’de futbolda Avrupa şampiyonu olmadan, NFL tarihinin en önemli oyuncularından biri olan Morten Andersen Amerika’da efsane sınıfına yükselmeden, hatta Caroline Wozniacki dünya tenisinin zirvesine çıkmadan önce bile, o topraklarda hentbolun sözü geçerdi. İşte Jesper Laustrup Nielsen, böyle bir ortamda 1966 yılında Kopenhag’da dünyaya geldi. Sporla iç içe bir ailede büyüdüğü için, çocukluk yılları da hentbol ve futbol maçları arasında mekik dokuyarak geçti.

Birçok futbolcuyu sevmesine rağmen, hayranı olduğu tek bir isim vardı; Preben Elkjaer. Elkjaer o zamanlar Belçika liginin orta sıra takımlarından biri olan Lokeren forması giyiyordu. Hayranı olduğu oyuncuyu yakından görmek ve onun oynadığı maçları izlemek isteyen küçük Jesper, okuldan arta kalan zamanlarında babasının yanında çalışıp para biriktirmeye başladı. Amacı, Belçika’ya gidecek kadar para biriktirip, Lokeren maçını tribünde izlemekti. O parayı hiçbir zaman biriktiremedi ama Elkjaer’i Kopenhag’da oynanan bir milli maçta canlı canlı izledi...

İlk gençlik yıllarında hentbola merak saldı Jesper. Kopenhag’a 10 km uzaklıkta yer alan Glostrup kentinin takımının alt yapısında oynamaya başladı. Hentbola meraklıydı ama yetenekleri de sınırlıydı. Her şeyden önce yavaştı; özel antrenmanlar yapmasına rağmen hiçbir zaman arkadaşlarının seviyesine gelemedi. Hentbol kariyerini kötü bir oyuncu olarak sürdürmek yerine, iyi bir iş adamı olmayı koydu kafasına. Çünkü aklında çok başka planlar vardı.

Danimarka markalarını dış dünyaya pazarlayan bir aracı şirket kurarak başladı işe. İlk başta Lego ile ortak projeler yürütmesine rağmen başarılı olamadı. Başarısızlık, bilmediği bir şey değildi ama kötü olan, tüm birikimini tüketmiş olmasıydı. Fikir danışmak için babasının yanına gitti. Baba oğul bir süre sohbet ettiler. Babası ona yeni bir hamle yapabilmesi için yetecek kadar kaynak sağladı. Oğlundan tek isteği vardı; eğer ileride çok para kazanırsa onu bir futbol maçına götürecekti. Jesper Laustrup Nielsen, o günlerde Per Enevoldsen’le tanıştı. Per, Kopenhag’daki küçük dükkânında karısıyla beraber tasarladığı mücevherleri satan küçük bir girişimciydi. İki sene önce, Tayland’da bir üretim atölyesi açmıştı ve markasını büyütmek istiyordu. İhtiyacı olan ticari zekâ, Jesper’de fazlasıyla vardı. Jesper, Pandora markasının uluslararası büyüme stratejisinin başına geçti. İlk önce Danimarka’daki mağaza sayısı arttırıldı. Dünyanın önemli takı tasarımcılarıyla çalışılmaya başlandı ve şirket kısa sürede başta Almanya olmak üzere; Avustralya, İsviçre, İtalya, Kanada ve Amerika Birleşik Devletleri’nde mağazalar açmaya başladı.

Sadece beş yıl öncesinde babasından aldığı borçla, son bir ticari hamle yapan Jesper Laustrup Nielsen, Pandora’nın önemli bir hissedarı olarak milyonlarca avroluk bir servete sahip olmuştu. Mütevazı bir hayatı vardı. Tek lüksü, küçükken çok isteyip de başaramadığı; sevdiği futbolcuları yakından seyretmek amacıyla statlardan kiraladığı localarıydı.  Misafirlerini; Della Alpi, Nou Camp, Stamford Bridge ve Allianz Arena’daki localarında ağırlıyordu. En önemli misafiri de hep babası oluyordu. Bu mütevazi yaşam içinde futbola bu kadar para harcamasının sebebini soranlara da “Ben bütün iş toplantılarımı futbol maçları sırasında yapıyorum. Çünkü maç izlerken insanlar başka hiç bir yerde olmadığı kadar doğal oluyor. Bu da benim işime geliyor.” diyordu.

Jesper Laustrup Nielsen, 2005 yılının sonunda Pandora’daki hisselerini 300 milyon avroya sattı. İş hayatında sıkılmıştı ve kendine yeni bir heyecan arıyordu. Sporcu olarak yapamadığını, yönetici olarak yapmaya karar verdi. Danimarka amatör ligine demir atmış olan hentbol takımı AG Kobenhavn’ı satın aldı. Anlaşmayı imzaladığı gün basına, “Dünyanın en başarılı hentbol takımını yaratmak için buraya geldim.” dedi. Kulübün operasyonel yapısı yeniden oluşturuldu. Para muslukları açılmıştı; Danimarka’nın yurtdışında oynayan ama artık kariyerlerini kendi ülkelerinde sürdürmek isteyen yıldızlarıyla masaya oturdu. Barcelona forması giyen Joachim Boldsen başta olmak üzere, ülkenin önemli yıldızlarını bu takımda oynamaya ikna etti. Tecrübeli isimlerin etrafında kenetlenen takım, altı sezonda tam beş kez şampiyonluk yaşayıp birinci lige çıktı. Bu süreçte bir kez de Danimarka Kupası’nı kazandılar. Spor tarihinin belki de en büyük başarı hikâyelerinden biri yazılmıştı.

Takım üst lige çıktıkça kadro daha da fazla takviye edilmeye başlandı. Kasper Hvidt, Olafur Stefansson, Nicklas Ekberg gibi isimlere en son, Danimarka tarihinin belki de en yetenekli ismi olarak kabul edilen, henüz 23 yaşındaki Mikkel Hansen eklendi.

AG Kobenhavn, bu sezon Danimarka liginin en büyük favorisi olarak görülüyor. Maçlarını ortalama olarak 10 bin seyirciye oynuyorlar. Jesper Laustrup Nielsen’in en büyük amacı, hentbolun en önemli arenası olan “Velux Champions League”de boy göstermek ve şampiyonluk kupasını kaldırmak.

“İyi de futbol bunun neresinde?” diye soruyorsanız size bizzat Jesper Laustrup Nielsen’in ağzından, Joachim Boldsen’in transfer hikâyesini nakledeyim… “Büyük bir takım ve büyük hedefler koyabilmek için öncelikle büyük oyunculara sahip olmanız gerekir. Ben de ilk olarak, artık kariyerinin olgunluk dönemine gelmiş olan Joachim Boldsen’e transfer teklifinde bulundum. O sıralarda Alman liginin önemli takımlarından Flensburg’da forma giyiyordu. Aynı zamanda milli takımımızın da kaptanıydı. Tam bir futbol ve Juventus hayranı olduğunu biliyordum. Onu maç izlemeye Della Alpi’ye davet ettim. Sadece maçı izledik. 90 dakika sonunda önüne Del Piero imzalı bir forma ve transfer sözleşmesini koydum. Devre arasında ona hayallerimden bahsetmiştim zaten. Tereddüt etmeden imza attı…”

Futbol hem ticaret hayatında hem spor yöneticiliği kariyerinde, Jesper Laustrup Nielsen’in en büyük yardımcısı olmuştu…

Ve futbol bir kez daha kapıları sonuna kadar açmıştı…

Yorum yazabilmek için ya da .

Merhaba

ntvspor.net sitesi tüm kullanıcılara ücretsiz olarak sunulmaktadır. Siteyi üye olmadan ziyaret edebilir ve sayfalarını gezebilirsiniz.

Ancak kullanıcılar için hazırlanmış kişiselleştirilebilir özellikleri kullanabilmek için siteye üye olmanız gerekmektedir. Böylece;

  • Sayfaları istediğiniz gibi özelleştirebilir
  • Haberlere yorum yapabilir
  • Beğendiğiniz haberleri saklayabilir
  • ve arkadaşlarınızla daha rahat iletişime geçebilirsiniz.

Kullanıcı Sözleşmesini kabul ediyorum

okudum

* Zorunlu alanlar boş geçilemez.
Öneriniz gönderiliyor...