1. Facebook 752,513
  2. Twitter 1,224,708
Okan Can Yantır

HEP İKİNCİ SEÇENEK

Okan Can Yantır · Tarih: 29 Kasım 2011

4 Mart 1979. Avustralya’da, Brisbane’e yaklaşık 1.000 km uzaklıktakı Mackay kentinin dış mahallelerinden birinde, ışıklar gece yarısı aniden yanıyor. Avustralyalı bir baba, Taylandlı eşini, hastaneye yetiştirmek için eline geçen herşeyi bir çantaya dolduruyor. Karısı onu şaşkınlık içinde izliyor ama ilk çocuğunu kucağına almak için sabırsızlanan baba, pijamasının üzerine geçirdiği gömleği ve kravatıyla oturuyor direksiyona. Sancıları artan anne bu komik sahne karşısında birden gülmeye başlıyor...

Hastanede doktorlar onu karşıladığı ana kadar gülmeye devam ediyor. Doğum için ameliyathaneye giren doktor, önce babaya bakıyor sonra da anneye dönüp hafif bir gülümsemeyle, “Hayret, ilk defa doğuma giren bir anne adayının güldüğünü görüyorum. Sizi mutlu edecek ciddi bir sebebiniz olmalı.” diyor...

Yarım saat sonra. Tüm heyecanını yenen baba, aylardır beklediği o erkek evladını kucağına alıyor. Yıllardır hayalinde canlandırdığı o “ideal baba” olma fırsatının artık ellerinde olduğunu biliyor. Ona Geoffrey Andrew adını veriyorlar. Geoffrey Andrew Huegill, şeker fabrikasında satış temsilcisi olarak çalışan bir babayla, Taylandlı öğretmen bir annenin ilk çocuğu olarak merhaba diyor dünyaya.
Deniz kenarında geçen çocukluğu onun ilk anılarının hep suyun içinde olmasını sağlıyor. Kendisinden iki yaş küçük kardeşi de suyu çok seviyordu; küçük Geoffrey, kendisine çok iyi bir eküri bulmuştu.  Bir ada ülkesi olması dolayısıyla, yüzme Avustralya’da en popüler sporlardan biriydi. Kaldı ki evin sportmen babasının en büyük zevki, televizyonda izleyebilidği kadar spor programı izlemekti. 1968 Olimpiyatlarından bu yana yüzmede ciddi bir atılım yapmış olan Avustralya, 1984 Olimpiyatlarına da iddialı gitmişti. Takımda en dikkat çeken isim “karides” lakaplı Joe Sieben’dı. 1.73’lük boyu, bir yüzücü için oldukça kısa olduğundan, ilk hocası takmıştı bu lakabı.

Sieben, iddialı Avustralya takımının en iddiasız isimlerinden biriydi ama 200 metre kelebekte altın madalya almayı başardı. O yarışı canlı izleyenler arasında Huegill ailesi de vardı; baba, anne, küçük kardeş ve artık herkesin seslendiği şekliyle Geoff. İlk önce Sieben’in yüzme stili hoşuna gitmişti Geoff’un. Suyu yırtarcasına çıkışını evin içinde taklit etmeye bile başlamıştı. Ama onu asıl etkileyen şey, babasının bu genç adamla ne kadar gurur duyduğunu anlatması oldu. Geoff ilk kez o gün anlamıştı; başarılı bir sporcu olursa, babası onla da gurur duyardı...

Aradan geçen birkaç yılda annesi ve babası ayrılmıştı; ama çocuklarının mutluğu için sık sık bir araya gelmekteydiler. Geoff’un beklediği fırsat, 12 yaşına girdiği yılın kasım ayında, yağmurlu öğleden sonrada gelmişti. Her yıl bölgesel şampiyona için Brisbane’den bir takım Mackay’a gelirdi. Huegill ailesi de bu yarışları hiç kaçırmazdı. Geoff’un yüzmeye olan merakını bilen annesi, Brisbane’den gelen takımın antrenörünün yanına gidip, spora son derece meraklı bu atletik çocuk için takımda yer olup olmadığını sordu. Antrenör, konuyla mutlaka ilgileneceğini söyleyip ayrıldı oradan.

Annenin beklediği telefon birkaç ay sonra geldi. Arayan ses, annesine, Geoff’un yüzme kariyerini başlatmak için onu Brisbane’e gönderip göndermeyeceklerini sordu. Birkaç yıldır ayrı yaşıyorlardı ama anne, bu önemli kararı kocasına danışmadan almak istemedi. Babası, onu ilk kucağına aldığı günden bu yana, gurur duyacağı bir evlada sahip olduğunu biliyordu. Tereddütsüz onay verdi; hatta bir adım ileri gitti, işinden ayrılıp iki oğluyla beraber Brisbane’de yaşamaya karar verdi. Belki elinde olmayan sebeplerden dolayı mutlu aile tablosu bozulmuştu ama örnek bir baba olarak, çocuğunun ona en ihtiyacı olduğu zamanda yanında olacaktı.

Geoff, babası tüm işlerini yoluna koyana kadar, ilk bir ayını, misifir olarak bri ailenin yanında geçirdi. Birinci ayın sonunda babası herşeyini satmış ve oğluna destek olmak için yeni bir hayata başlamıştı. Geoff sadece bir yıl içinde, yaş grubunda ülkesinin en başarılı yüzücüsü olmuşu.  Antrenöleri onun büyük yaş gruplarında yüzmesinde bile bir sakınca görmüyordu. Madalyaları aldıkça Geoff’un gözlerinin için daha fazla parlamaya başlamıştı. Ama bir gün babasının yanına ağlayarak gitti; çok yorulduğunu, artık kardeşiyle eskisi gibi sokaklarda oynayamadığını söyledi. Babası bu küçük adamı karşısında oturtup şöyle dedi: “Bak evlat. Seni çok iyi anlıyorum; zor bir hayatın var ve yoruluyorsun. Ama yılmayacaksın. Yılmayacaksın ki, ülkenin gurur duyacağı bir sporcu ol. Ben her zaman yanındayım. Ama gün gelir yanında olamasam bile, bil ki seninle hep gurur duyuyor olacağım.”

Geoff’un aklına, yıllar önce babasıyla izlediği olimpiyatlar geldi. Nasıl da gurur duymuştu Joe Sieben ile. Kararlıydı, hiç yılmayacak, babasının gurur duyacağı bir evlat olmaya devam edecekti...

Sadece iki ay sonra bir gece yarısı, banyodan gelen bir gürültüyle uyandı. İlk başta eve hırsız girdğini zanetti ama korkmadan yatağından kalktı ve ne olduğuna bakmaya gitti. Banyonun kapısını açtığında yerde yatan babasını gördü. Hemen ambülansı aradı ama çok geçti. Babası kalp krizi geçirmişti ve o gece hayatını kaybetti...

Hayattaki en büyük desteklerinden birini yitirmişti Geoff. Henüz 12 yaşındaydı ve bir karar vermek zorundaydı. Ya annesinin yanına dönecek ve hayatına orada devam edecek ya da herşeye rağmen kalacak ve babasının gurur duymak istediği oğlu olacaktı. Geoff, kendisinden beklenenden daha olgun bir karar verdi; kalacak ve savaşmaya devam edecekti.

Antrenörü Ken ve onun ailesiyle beraber yaşamaya başladı. İlk bir sene, babasının yokluğunun etkilerini üzerinden atamadı; bu yüzden performansı da ciddi şekilde düşmeye başlamaştı. Ken olanların farkındaydı; onu zorlu yarışlara sokmuyor, kazanma alışkanlığını hatırlasın diye daha küçük yaş gruplarıyla yüzdürüyordu.

16 yaşına gelene kadar tek bir ulusal madalya kazanamadı. O sene ilk madalyasını da sırtüstünde kazanmıştı. Senelerdir sabahın 4’ünde uyanıyor, haftada beş gün antrenman yapıyor ve her gün ortalama olarak 12 km yüzüyordu. Ülkesinin en iyi kelebek yüzücüsüydü ve artık sıranın kendine geldiğinin farkındaydı. İlk altın madalyasını 1997 yılında Göteborg’da düzenlenen kısa kulvar dünya şampiyonasında kazanmıştı. O gün, aynı zamanda, tarihe geçecek bir sporcunun da ikinci doğumgünü olacaktı.
Olimpiyatlarda 1 gümüş, 1 bronz...
Dünya şampiyonalarında 6 altın...
İngiliz Milletler Topluluğu oyunlarında 7 altın...
Ve 8 dünya rekoru...

Bunları sadece altı sene içinde başaracaktı. 2004 olimpiyatlarına hazırlanırken, artık spor yapmak istemediğini hissetmeye başladı. Olimpiyat takımına seçilemedi. Sydney’e yerleşmişti ve haftanın sadece iki günü antrenman yapıyordu. Bu tempoyla hiçbir başarı elde edemezdi ve yüzmeyi bırakma kararı aldı. 26 yaşındaydı...

Hayatı boyunca disiplinli yaşamaya alışmış olan Geoff, Sidney’in gece yaşamı içinde buldu kendini. Artık yıllar boyunca uyandığı ve antrenmana gittiği saatlerde, alkollü olarak eve dönmeye başlamıştı. Ülkenin başka yerlerinde onun başarı hikâyesiyle büyümüş çocuklar uyanıp havuza giderken, o her akşam başka bir partide hiç alışık olmadığı bir yaşamda savrulup gider olmuştu.

Alkol sorunu, maddi problemleri de beraberinde getirmişti. Başarılı bir sporcuyken çevresinde yer alan markaların yerinde yeller esiyordu. Zaman zaman intihar etmeyi bile düşündü. 16 yılını bir spora adamış, onda zirveye yükselmiş ama elinde hiçbirşey kalmamıştı. 16 senede oluşturduğu ismini bir senede nasıl sıfırladığını anlayamıyordu. Bir dönem Tayland’a gidip annesinin ailesiyle yaşadı. Daha sonra uzun bir Avrupa turuna çıktı. 1 yıl sonra ülkesine döndüğünde tam 145 kiloydu. Sporcu olduğu zamanlarda 90 kiloluk bir dev olan Geoff, şimdi görenleri hayrete düşürüyordu. Artık kaybettiği sadece para değildi; kendisine saygısını da yitirmişti...

Bir gün evde otururken babasını düşündü. Onun gurur duymak istediği Geoff bu olamazdı. Hayatında ikinci kez bir karar alması gerekiyordu. Ya bu hayata devam edip, adını yitip giden sporcular arasına yazdıracak ya da savaşıp onu izleyen babasına layık bir çocuk olacaktı. Geoff, 16 sene öncesinde olduğu gibi ikinci seçeneğin peşinden gitti...

Önce babasının mezarına gidip bir gün boyunca orada oturdu. Göz pınarları kuruyuncaya kadar ağladı ve oradan ayrılırken babasına söz verdi. Tekrardan onun gururu duyacağı bir evlat olacaktı.
Önce alkolü ve düzensiz yaşamı bıraktı. Sağlıklı yaşam uzmanı Keith Saggers ile tanışıp onun koordinasyonunda antrenmanlarına tekrar başladı. Daha sonra evleneceği kız arkadaşı Sara ile de bu dönemde tanıştı.

O müthiş geri dönüş kararını verdikten sadece bir sene sonra eski kilosuna dönmüş, eski drecelerine yakın zamanlar yapmaya başlamıştı. Kimsenin inanamadığı bir şekilde, yüzme gibi bir sporda, 30 yaşındayken ikinci kariyer hikâyesini yazmaya başladı.

2010’u 100 metre kelebekte yılın en iyi iki derecesiyle tamamladı. 2011 yılında Şangay’da düzenlenen dünya şampiyonasında 50 metre kelebekte bronz madalya aldı. Ekima yında Avrupa’da düzenlenen üç Grand-Prix yarışında üst üste üç altın madalya kazandı.

Geoff Huegill bugün 32 yaşında ve 2012 olimpiyatlarında bir kez daha sahne almak için var gücüyle çalışıyor. Biliyor ki artık kimsenin şüphesi yok; o, babasının sonuna kadar gurur duyacağı bir evlat. Bunu da her seferinde tercihini ikinci seçenekten yana kullanmasına; yani sonuna kadar mücadele etmesine borçlu...


 

Yorum yazabilmek için ya da .

Merhaba

ntvspor.net sitesi tüm kullanıcılara ücretsiz olarak sunulmaktadır. Siteyi üye olmadan ziyaret edebilir ve sayfalarını gezebilirsiniz.

Ancak kullanıcılar için hazırlanmış kişiselleştirilebilir özellikleri kullanabilmek için siteye üye olmanız gerekmektedir. Böylece;

  • Sayfaları istediğiniz gibi özelleştirebilir
  • Haberlere yorum yapabilir
  • Beğendiğiniz haberleri saklayabilir
  • ve arkadaşlarınızla daha rahat iletişime geçebilirsiniz.

Kullanıcı Sözleşmesini kabul ediyorum

okudum

* Zorunlu alanlar boş geçilemez.
Öneriniz gönderiliyor...