Eurobasket Günlüğü - 11. Gün
Yine yorucu ve biraz da moral bozucu bir günü geride bıraktık. Türkiye karşısında tamam mı devam mı maçına çıkan Almanya karşısında parkeden mağlup ayrılan taraf biz olduk. Maçtan sonra oyuncular röportaj vermeyi pek istemediler. Emir ve Oğuz'la konuşabildik.
Oğuz Savaş durumu özetledi aslında. Savunmada fena olmadığımızı ama hücumda istediğimiz ritmi bir türlü bulamadığımızı söyledi. Düşük serbest atış yüzdemiz, 2. çeyrekte açılan farkı koruyamayışımız, son topları bitiremeyişimiz, düşük 3'lük yüzdemiz, Dirk Nowitzki'nin faul probleminden yararlanamayışımız, Almanya bench'inden gelen katkı, pek çok detay var konuşulabilecek ama artık Sırbistan maçını daha az hatayla oynamayı dilediğimizi söyleyerek konuyu kapatayım. Onun yerine biraz neşelenmek adına, buradan perde arkasındaki ufak detayları aktarayım.
Aslında güne güzel başlamıştık. Sabah kupa bültenini yapmak için salona geldik. O sırada Almanya antrenmandaydı ve salonun kapısına perde çekmişlerdi. Almanya kadar kuralcı bir takım sanıyorum turnuvada yok. İki gündür görüntü alacağız, röportaj yapacağız diye stres içinde kaldık. Zaten Dirk Nowitzki'nin yanına yaklaşmak mümkün değil. Diğer oyuncular da çok gergindi. Sadece koç Bauermann her zamanki gibi kendinden emin ve güleryüzlü gözüküyordu.
Antrenmanın son 1o dakikasına girdik. Muhabir arkadaşımız Yusuf önceki gün Dirk Nowitzki'yle fotoğraf çektirmeye çalışıp başarısız olmuştu. Basın sözcüsü "Sen basın mensubusun, çektiremezsin" deyip kendisini uzaklaştırmıştı. O da şansını bugün tekrar denemeye karar vermiş. Kızın yanına gidip Dirk'ün büyük hayranı olduğunu söyleyip tekrar rica etmiş. Kız 10 dakika sonunda ikna olmuş çocuğun sadece kendisi için fotoğraf istediğine ve şansını denemesini söylemiş. Yusuf da heyecanla çalışma sonunu bekliyordu. Çalışma bitince Dirk oyuncuların çıktığı kapı yerine arka kapıya yöneldi. Yusuf'un "eyvah gidiyor!" deyip can havliyle bir koşuşu vardı yanına, gülmekten öldüm. Sonunda yakalayıp fotoğrafını çektirmiş.
Dirk Nowitzki pek çok basketbolsever gibi benim de dünyada en beğendiğim, en sevdiğim sporculardan biri. Geçen sene İsmail Şenol'la yaptıkları röportajın sonuna Caner Eler'le birlikte biz de gitmiştik. Az da olsa konuşup fotoğraf çektirme şansımız olmuştu. Çok mütevazı, zeki ve esprili biri olarak çarpmıştı gözüme ve oldukça etkilenmiştik ama burada çok daha farklı bir görüntüdeydi. Basın mensupları dahil kimseyle konuşmuyordu, yanına gelenlerle fotoğraf çektirmiyor, imza vermiyordu ve çok aksiydi. Ama Türkiye maçının stresindenmiş anlaşıldı.
Maç bitince oyuncu çıkışının orada beklerken Dirk kapıdan çıkar çıkmaz etrafını bir kalabalık sardı. Herkes elinde defter kalemle imza peşindeydi. Yusuf'tan neyim eksik diyerek sürüne sürüne insanların arasından içeri sızdım ve yere çökmüş halde dev gibi adama "Dirk bir dakikan var mı?" diye sordum. "Var tabi" deyip yanımıza geldi. "Hava da soğukmuş" dedi. İçimden sevindim demek ki tek titreyen ben değilim diye.
"Tamam kısa tutacağım anladım" diye şirinlik yapmaya çalışınca o da gülmeye başladı. Hemen stüdyoya seslendim yanımızda Nowitzki var diye. Sevgili yönetmenim Tolga ne dese beğenirsiniz, "beklet" :) Benim gözlerim şaşkınlıktan kocaman oldu. "Sine şimdi üç takla at" dese daha az şaşırırdım herhalde. "Beklet mi?? Beklet mi????" diye sordum. Yüzümdeki hayret ifadesinin nedenini merak etmiş olacak, Dirk "beklet beklet ne demek" dedi. "Yönetmenim seni burada oyalamamı söylüyor. Sence bunu nasıl yapabilirim?" dedim. O da gülümseyip "merak etme, sorun yok" diye cevap verdi. Sonrasında da röportaja başladık ve basın sözcüsü gelip kolundan çeke çeke götürene kadar biraz konuşabildik. Ah Tolga'm ah iki dakikada ömrümden ömür gitti.
Muhabir arkadaşlara gerçekten şapka çıkarıyorum. Kamera arkasındaki çalışma, önündekinin 10 katı belki. Ekranda 1 dakika bir röportaj gözüküyor. Ama ister starı olsun, ister rol oyuncusu, özellikle yabancı basına oyuncuların konuşması, bilgi vermesi o kadar zor ki. Bin dereden bin su getirmek, türlü şirinlik yapmak gerekiyor. İspanya maçından sonra Jose Calderon kendi televizyonundan önce bize konuştu. Bir şey mi dedi, hayır. Standart şöyle oynadık, böyle oynadık. Ama onu orada tutabilmek Rubio'nun üçlük atması kadar zor. Keza Dusko Savanovic, mecbur olduğu için FIBA TV'ye konuştuktan sonra yanımızdan kaçtı. O sırada Fuat Akdağ aradı, yayına denk gelmiş. Merak etmiş, "Kimdi o kaçan?" diye sordu. Ben de "Dusko Savanovic ama seneye Efes'te. Elime düşer o benim" diye espri yaptım :)
Buradaki kadın muhabirler de Marca.com'un gündeminde:
http://www.marca.com/2011/09/09/baloncesto/eurobasket/1315556589.html
İspanya demişken, dün İspanya Sırbistan'ı bir güzel yenerken, Sırbistan'ın gözünü çoktan bizim maça dikmiş olduğu da belli oldu. Bu akşam bizimkinden önce Sırbistan antrenmanı var. Gidip izleyelim, havayı koklamaya çalışalım bakalım.
Unutmadan, Marc Gasol ve Navarro da çok enteresan. Maçtan 1.5 saat önce kenara gelip parkede ısınan karşı takım oyuncularını izliyorlar en sevimli bakışlarıyla. Dayanamadım dün fotoğrafını çektim :)
Alınan galibiyete üzülmüşken, sevindirici bir olay canım arkadaşım Merve Toy'un Litvanya'ya gelmesi oldu. 3-4 günlük bir kaçamak yaptı ve burada buluştuk. Çok sevindim. Bana da moral oldu. Dün Litvanya maçından sonra Spor Gecesi bağlantısını bitirip yemek yemeğe gittik. Litvanya'ya geldiğimden beri ilk defa bir akşam dışarı çıkmış oldum. Restoranda milli takımla karşılaştık. Onlar da bir şeyler yiyip otele dönmek üzere otobüse biniyorlardı.
Vilnius'un merkezi Cuma gecesi olduğundan mıdır bilinmez, oldukça kalabalıktı. Sokaklar cıvıl cıvıl, insan doluydu. Yaş ortalaması ise bir hayli düşüktü. Her yerde gençler vardı. Merkezi hareketliymiş şehrin, böylelikle görmüş olduk. Ama geç kızlar etrafta mini etekleri ve kolsuz elbiseleriyle gezedursun, soğuk Merve'yle iliklerimizi işledi. Oturup yemek yeyince kendimize geldik. Çok vakit harcamadan da otele geri döndük.
Sabah kalkıp Kupa Bülteni'ne geldik. Sabah antrenmanlarını Gürcistan, Finlandiya ve Makedonya iptal etmiş. Kimsecikler yoktu. Işıklar kapalı olduğu için bağlantıları dışarıdan yaptık. Sonra Slovenya, Yunanistan ve Rusya çalıştı. Şimdi Sırbistan antrenmanına gitme vakti. Yine Krstic ve Ivkovic, İspanya maçının ardından kendilerinden beklenen açıklamaları yapmışlar. Bakalım bize neler söyleyecekler...
Yorum yazabilmek için giriş yapmalı ya da kayıt olmalısınız.
