Eurobasket Günlüğü - 14-15. Gün
En son Slovenya-Finlandiya maçını izlemek için salona gitmek üzereydik. Slovenya'nın çeyrek final biletini Finlandiya'ya kaptıracağını düşünmüyordum ama kaptırırsa da şaşırmayacaktım. Özellikle 2. turda çok kötü bir turnuva geçirdiler ve gruptan ya 1. ya 2. çıkarlar derken işi son maça bıraktılar. Finlandiya'yı da rahat rahat yenemediler.
Maç bitiminde Finlandiya'yı alkışlamadan edemedik. Her ne kadar grupları kolay olsa da buraları oynamaları bile büyük başarı. Biz tam tüm gücümüzle Finlandiya'yı alkışlarken önümüzden Jaka Lakovic geçti. Göz göze gelince hemen baş parmağımı kaldırıp tebrikler işareti yaptım. Anca öyle çevirebildim :) O da teşekkür etti.
Sonrasında otele döndük. Biraz boş vaktimiz vardı. Gelmeden önce yarısını okuduğum ve bir türlü devam edemediğim Leviathan'ı sonunda elime alabildim. Sağanak yağmurda kitap okumak iyi geldi. Paul Auster'ın en güzel romanlarından birini en sona bırakmışım. Kitaba dalınca fark etmemişim ama ateşim çıkmış. Boğazlarımın da şiştiğini hissedince, akşam yayını da iptal olunca erkenden yattım.
Uzun uzun uyumak ve ilaçlar iyi geldi. Sabah erken kalkıp bavulumu yaptım. Kahvaltıya indiğimde İhsan abi'yi Milli Takım'ın basın toplantısını izlerken buldum. Ben de yanına oturup konuşulanları dinledim.
Herkes toparlandıktan sonra arabalara binip Kaunas'a doğru hareket ettik. 1.5 saat boyunca ağaçlıklı, çok güzel bir yoldan şehre doğru ilerledik. Panevezys'ten de Vilnius'tan da çok keyif aldığımı söyleyemeyeceğim şehir olarak, ama sanıyorum bunların arasında en sevimsizi Kaunas. Gerçi teknik ekipten arkadaşlar şehri gezmişler dün ve tarihi kısımların çok güzel olduğunu söylediler. Ama şu an için sevimsiz binalarla dolu kısımlarını gördüm ben. Geçtiğimiz ay açılan Zalgiris Arena'nın da şehrin geri kalanından çok farkı yok. Yavuzalp'le salona yaklaşırken Yavuz "Yoksa salon bu mu?" diye sordu. Ben de güldüm "Yavuz o fabrika, öyle salon olur mu hiç?" diye. Her şeyi biliyorum ya :) Yukarıda bacalar açıkta, etrafı inşaat. Ya henüz tamamlanmadı ya da gerçekten buranın mimarisi böyle. İçi güzel ama dışı fena. Ama arenanın hemen yanında bulunan ve canlı yayınlarımızın bir kısmını yaptığımız Nemunas nehri çok güzel. Arenanın kendi sevimsizliğini kapatıyor.
Buraya geldiğimizde Rusya'dan 4 oyuncu antrenman yapıyordu. Koç David Blatt'le konuştuk. Çok nazikti. Sırbistan-Türkiye maçını izlediğini, her iki takımın da çeyrek finale çıkma stresiyle çok iyi oynamadığını ama maçın son ana kadar ortada olduğunu söyledi. Kendisine Sırbistan'ın 2. turdaki vasat performansını sorduğumda, "işte beni de en çok o korkutuyor" dedi. Sırbistan'ın 2009'da final oynadığını, o süreçte Rusya'yı da yendiklerini, son 3-4 senedir hep beraber oynayan ve takım oyununu iyi oynayan bir ekip olduklarını, kendileri için zor bir eşleşme olduğunu söyledi. Bu arada çok iyi bir şampiyona çıkaran Shved'den de övgüyle bahsetti.
Blatt'le konuştuktan sonra o arada hemen salonun karşısındaki alışveriş merkezine gittik. Salonun yakınında yemek yenecek bir yer olması bizim için nimet çünkü Panevezys'te hepimiz saatlerce yemek yiyemeden çalışmak zorunda kalıyorduk. Ekip halinde bir şeyler atıştırdık. Bu arada çok güzel bir buz pisti gördüm, çok heyecanlandım. Pistin etrafındaki restoranlardan birine oturduk ve o sırada kayanları izledik. Ben de kayacağım dediğimde Erkan abi "aman turnuva bitmeden kayma, bir yerini sakatlama, bana lazımsın" dedi. Ama ben dikkatlice atacağım kendimi bir ara piste .)
Salona döndüğümüzde içeride İspanya çalışmaya başlamıştı. Ben şu ana kadar çok sorun yaşamadım ama İspanyol oyuncular İngilizce konuşmak konusunda biraz sıkıntılı. Bugün FIBA TV muhabiri anlattı: FIBA, İspanya Federasyonu'yla temasa geçmiş ve oyunculara hem İngilizce, hem İspanyolca konuşma şartı koşmuş. Bugün ise konuşmaya San Emeterio geldi. Gayet de güzel anlattı, gitti. İyi savunmayla maçı kazanacaklarını, kaybedecek bir şey olmayan Slovenya'ya karşı dikkatli olacaklarını söyledi. Onlar için yarı final oynamanın fazlaca büyük bir başarı olacağını da söyledi.
Slovenya çalışmaya başlamıştı. O sırada medya odasında Bostjan Nachbar'ı gördük. Sakatlandığı için kadrodan çıkartılmıştı ama Slovenya televizyonu için yorum yapmaya gelmiş. Ona da Slovenya'nın durumunu sorduk. Takımın yenilgiler aldıktan sonra toparlanmakta zorlandığını, hücumda düşük 3'lük yüzdesi gibi birtakım sıkıntılar yaşadıklarını (tanıdık gelen?), bunun belki konsantrasyon eksikliğinden, belki birtakım oyuncuların eksikliğinden kaynaklandığını söyledi. Türkiye için ise belki taraftarımızın önünde oynamadığımız için geçen seneki enerjimizin ve isteğimizin olmadığını söyledi. Turnuvanın en zor grubuna denk gelmemizin de şanssızlık olduğunu belirtti.
Antrenmanın sonunda Goran Dragic'le de konuştuk. O da benzer yorumlarda bulundu. Herkesin İspanya'yı favori gördüğünü, kaybedecekleri bir şey olmadığı için üzerlerinde baskı olmadığını, bunu avantaja çevireceklerini söyledi.
Sloven basını ise burada koç Maljkovic'e ateş püskürüyor ve takımın kötü gidişatını ondan biliyor. Hatta maçı anlatacak olan yorumcu, kendisi ile ilgili hakaret boyutuna varacak yorumlarda bulundu bugün, üzüldüm koça.
Slovenya'dan sonra sırada Makedonya vardı. Antrenmandan önce takım arkadaşlarının meraklı bakışları altında Bo McCalebb'la biraz sohbet etmiştik. Asıl konuşmak istediğim isim Vlado Ilievski idi. Kırmadı, kısa bir röportaj yaptık. Şu ana kadar konuştuğum basketbolcular içerisinde en aklı başında konuşan ve en sempatik olanlarından biri. Makedonya'nın geldiği noktada hedeflerine ulaşıp ulaşmadıklarını sordum. O da buraya gelmeden önce tek amaçlarının gruptan çıkmak olduğunu, çeyrek finale kalarak kendilerini bile şaşırttıklarını, kariyeri boyunca böyle bir takım kimyası ve dayanışması görmediğini, bir de Bo McCalebb'ın "insan olmadığını" söyledi :) Bu arada Türkiye'nin de basketbol ülkesi olduğunu, turnuvadan elenmesinin büyük şanssızlık olduğunu, Efes'e gelip başarılı olmak için sabırsızlandığını belirtti.
Makedonya'nın hemen ardından ise son olarak Litvanya antrenman yaptı. Çalışmadan sonra kimi alsak diye düşünürken içeriden Javtokas çıktı. Kendi dilinde Litvanya basınına röportaj vermeye başladı. O sırada içeriden çıkan Kalnietis'i görünce basın sorumlusuna konuşmak istediğimi söyledim. O da kusura bakmayın İngilizce konuşmuyor dedi. Tam o sırada Mantas yanımıza gelip Litvanyalı gazetecilerle konuşmaya başladı. Ben de yüksek sesle "birkaç gün önce canlı yayında benimle çatır çatır İngilizce konuşmuştu ama" deyince, röportajının ortasında bize yan gözle bakarak gülmeye başladı. Bu da moda, konuşmak istemeyen İngilizcem yok diyor. Neyse ki hemen arkasından Pocius geldi de rahat rahat görüş aldık.
Gece salondan ayrılıp otele döndük. Ya biz çok yorgunduk, ya yatak çok rahattı. Güzelce uyuduktan sonra sabah kupa bülteni için yeniden salona geldik. Çeyrek final heyecanı başlayacak bugün, bakalım neler yaşanacak.

İhsan Bayülken - Sine Büyüka - Erkan Arseven | Nemunas Nehri'nin önünde...

Litvanya formasıyla bir hatıra...

Yavuzalp Yamaner ile basın odasında...

Litvanya'da vitrinler...

Ekip Litvanya'da...

Vilnius'tan hatıra...
Yorum yazabilmek için giriş yapmalı ya da kayıt olmalısınız.