Eurobasket Günlüğü - 17. Gün
Bir turnuva daha bitti. Maalesef son iki gün hasta oduğum için günlüğümü ihmal etmek zorunda kaldım, final heyecanını aktaramadım. Üzerinden çok vakit geçmiş olsa da, ufak notlar halinde kapanışı burada yapmak istedim.
- Cumartesi günü öncelikle U18 All Star maçı vardı. Giriş ücretsizdi. Ona rağmen tamamen dolu salonu görünce şaşırıp kaldık. Bizde olsa kaç kişi gelir diye merak etmedim değil. Aileler çocuklarıyla gelmiş. Genç kızlar, basketbolculara tezahürat yapıyor. Turnuvada beyaz takımda bir Türk oyuncu da vardı, Samet Geyik. Samet şu anda Tofaş’ta oynuyor. All Star bir şov maçı olsa da, aldığı sürede 10 sayı kaydederek iyi bir performansa imza attı Samet. Maçtan sonra da biz bir röportaj yaptık. Öncelikle Samet kendisini çok güzel ifade ediyor, Türkçe’yi çok güzel kullanıyor. Gayet aklı başında, samimi yorumlar yapıyor. Bundan sonra yapacağı işleri merakla bekliyorum.
- Bu organizasyonun ardında ise klasman maçları vardı. Slovenya, Sırbistan’ı yenerek turnuvayı 7. bitirdi. Litvanya ise Yunanistan’ı mağlup ederek, kendi evinde 5. olmuş oldu. Ben de o gün rahatsız olduğum için maç aralarında dinlendim.
- Pazar günü gelip çattığında heyecan doruktaydı. Önce Makedonya ve Rusya 3.lük-4.lük maçında karşılaştılar. Ne yalan söyleyeyim, hemen herkes gibi ben de Makedonya’yı podyumda görmek istiyordum. En azından bu turnuvada gösterdikleri performansı bu şekilde taçlandırmalarını istiyordum. Ama olmadı. Bronza uzanan taraf Rusya oldu.
- Turnuva boyunca yakalaması en zor oyunculardan biri Andrei Kirilenko idi. Bütün basın onun peşindeydi. Maç sonunda da hemen bir televizyona röportaj vermeye gitti. Bizim canlı maç sonumuz olmadığı için daha sonra kullanmak üzere röportaj için kendisini bekledik. Bizi görünce yüzü aydınlandı, “aaa Türk televizyonu…” dedi ve ekledi “N’aber? Nasılsın?” Ben de gülmeye başladım ve “Bunlar Memo’nun sözleri olsa gerek” diye cevap verdim. “Evet, ondan öğrendim” dedi.
Röportaja podyumdaki yerlerinden memnun olup olmadıklarını sorarak başladım. Fransa’ya karşı şanssız bir galibiyet aldıklarını, tabi ki daha iyisini de yapabileceklerini ama olmadığını söyledi. Rusya’nın sadece kendisinden ve Khryapa’dan ibaret olmadığını, takım halinde iyi işler yaptıklarını belirtti. Önceki maçın ardından koç David Blatt Kirilenko için, “O vahşi bir at. Benim ona öğretebileceğim bir şey yok. En iyi oyununu düzen içinde değil, içinden geldiği şekilde kalbiyle oynadığında ortaya koyuyor. Ne şanslıyım ki bencil bir oyuncu değil ve benim tarafımda” demişti. O zamandan beri bütün basın vahşi at aşağı, vahşi at yukarı der olmuştu. Ben de kendisine “koç sana vahşi at diyor” dedim ve açıkladım. Güldü, “Ata benzer bir yanım mı var? Hmm, düşününce aslında atlar güzel hayvanlar. Kabul ediyorum, at olabilirim” dedi.
- Bu maçın ardından ise sıra finale geldi. Batum’lu ve Parker’lı Fransa’nın İspanya’yı yenip yenemeyeceği merakla bekleniyordu. Ama İspanya’nın o kadar çok silahı var ki, birini durdursanız öbürü devreye giriyor. Savaşılacak gibi değil. Altına ulaşan taraf o gece de İspanya oldu. Turnuva boyunca Navarro İngilizce konuşmadığı için (ya da İngilizce röportaj vermemekte ısrarcı olduğu için) bir türlü konuşamamıştık. Ama son iki maçtır neredeyse tüm salonun MVP diye tezahürat yaptığı Juan Carlos’la konuşmak farz oldu. Bu sefer yanıma İspanyol bir gazeteci arkadaşımı aldım, Navarro’yu tören sonrası röportaja mecbur bıraktım. Önce İngilizce konuşmuyorum deyip kaçmaya yeltendi ama sonra Paco’yu görünceçaresiz kaldı .) Kısaca konuştuk. Galibiyeti sevincini paylaştı ve madalyayı ailesine ve çocuklarına armağan etti.
- Takım, buraya gelmeden önce “Şampiyon İspanya” diye t-shirt bastırmış. Daha maç bitmeden teknik ekip giyip son çeyreği öyle izlediler.
- İspanya çoğu takım gibi o gece Litvanya’da kalmak yerine ülkeye dönmeyi tercih etti. Sabah 03.00’te uçakları vardı. Salonun içerisinde büyükçe bir odayı kapatmışlar ve orada bir kutlama düzenlemişler. Sağolsun davet ettiler, biz de diğer İspanyol gazetecilerle kutlamaya gittik. O gece İbaka’nın doğumgünüymüş, öncelikle Ibaka’nın doğumgünü kutlandı. Kamp döneminde babasını kaybeden kaptan Reyes için özel bir şarkı hazırlanmış, o çalındı. Reyes çok duygulandı. Leona Lewis’e benzeyen bir eşi var, onunla kucaklaşıp dinledi şarkıyı.
- İspanya Federasyonu, Kaunas’tan itibaren herkesin eşini ve kız arkadaşını Litvanya’ya getirmiş. Bence çok da akıllı davranmışlar. Oyuncuların motivasyonu üst düzeye çıkmış böylece ve başka iş peşine düşmemişler.
- Ben tabi kadın gözüyle kız arkadaşları da inceledim .) Marc Gasol bu bağlamda beni olumlu anlamda çok şaşırttı. Kız arkadaşı çok doğal ve zarif. O kadar insanın içerisinde parlıyor. Belki Rudy Fernandez’in Dünya Güzeli kız arkadaşı gibi havalı değil ama en çok o göze çarpıyor.
- Kutlamada Gasol kardeşlerin annesiyle de tanıştım. Hanımefendi sapsarışın, masmavi gözlü, kalıplı ve 1.90’a yaklaşan bir boyu var. Oldukça da konuşkan .) Biraz sohbet ettik, hemen anne tavsiyelerinde bulundu. “Bak sen prenses gibi kızsın, bu erkeklere dikkat et aman ha” dedi. “Tamam, mesajı aldım” diyerek gülmeye başladım ben de.
- Kutlama sürerken ekibimiz de toparlandı. Ben de gazetecilerle vedalaşıp Yavuzalp’le beraber otele döndüm. Ertesi gün erkenden kalkıp yola koyulduk. Önce üç arabaya doluşup Riga’ya geçtik. Oradan da uçağa binerek İstanbul’a vardık. Ertesi gün şifa niyetine annemin yanına Bodrum’a geldim. Üç hafta ayrı kalınca tabi ki çok özlemiştim, burnumda tütüyordu. Şu anda iyileşmeye çalışıp çok özlediğim ince belli bardağımdan çay içiyorum bütün gün .)
Böylelikle bir turnuvanın daha sonuna gelmiş olduk. Gerçekten çok şanslı bir insanmışım ki ilk turnuvam Türkiye’deki Dünya Basketbol Şampiyonası oldu. Hemen arkasından ise Eurobasket 2011. Keşke milli takımımız daha ileri gidebilseydi ve Kaunas’ta o heyecanı da yaşabilseydik. Ama olmadı. Umarım Slovenya’da ve sonra İspanya’daki Dünya Şampiyonası’nda istediğimiz yerde bitirebiliriz turnuvayı.
Buraya gelmeden önce çok heyecanlı ve birazcık da endişeliydim. Çünkü daha önce hayatımda hiç muhabirlik yapmamıştım. Ama işin altından elimden geldiğince kalktığıma inanıyorum. Muhabirlik çok zor ama çok keyifli bir iş. Çoğunlukla sabah 9, gece 1 çalıştık. Ama sonuna kadar değdi. Benim için eşsiz bir tecrübe oldu. Önceilkle tüm dünyadan bir çok gazeteciyle tanıştım, arkadaş oldum. Birçok kişiyle kartlarımızı alıp verdik. Kontak halindeyiz. Bu yaşımda bu havayı teneffüs etmiş oldum. İşler nasıl yürüyor, turnuva ortamı nasıl görmüş oldum.
Aynı zamanda ekip anlamında da çok şanslıydım. Dünyanın en iyi ekibiyle bir aradaydık. Onlar sayesinde turnuva çok daha güzel geçti.
Yavuzalp Yamaner: Dünyanın en becerikli, çalışkan ve esprili kameramanılarından biri olsa gerek. Her muhabirin hayatını kurtarır, işini kolaylaştırır. Çalışırken çok eğlendik. Her zaman yanımdaydı ve sürekli iş talep ettiğimde bile gıkı çıkmadı. Umarım bundan sonra beraber daha çok iş yaparız.
Kemal Mercan: Ekibin enerji deposu. İşinin ehli. Yüzü hiç düşmedi. Her zaman destekti. Hiçbir ricamı kırmadı. Yavuzalp’le bir oldu, esprileriyle turnuvaya neşe kattı.
Özay Bakkal: Ekibin Litvanyalısı. Sarışın, mavi gözlü, güler yüzlü arkadaşımız. Son derece özverili çalıştı, benimle birlikte maç sonu röportajları için sağdan sola koşturdu. Panik olunca yatıştırdı.
Ahmet Şişman: Ona kelimeler yetmez. Tam şahsına münhasır bir karakter. Bütün ekip 3 hafta üzerine oynadı, tüm takılmalara gülümseyerek, aynı neşeyle cevap verdi. İyi ki tanımışım.
Murat Bükçü: Ekibin ağır beyefendisi. Bir kere söyler, tam söyler. Ağabeyliğini eksik etmedi.
Onun dışında tabi ki Erkan Arseven, Murat Kosova, İhsan Bayülken ve Murat Murathanoğlu. Onlarla turnuvayı takip etmek çok büyük bir şanstı. Her zaman yol gösterdiler, yanımda oldular. Sorduğum sayısız soruya büyük bir sabırla cevap verdiler. Güzel sözleriyle motive ettiler, destek oldular, tecrübelerini paylaştılar. Hiçbirinin hakkı ödenmez.
Buradaki diğer Türk gazeteciler…Tecrübeleriyle, sohbetleriyle işimizi kolaylaştırdılar. Aç kaldığımızda yemek dahi getirdiler.
Milli takım oyuncuları ve tüm teknik heyet…Yenilgilerde dahi işimizi yapabilmemiz için yardımcı oldular, vakit ayırdılar. Hiçbir ricamızı kırmadılar. Aralarına aldılar, yakınlık gösterdiler.
Ve başta İsmail Şenol olmak üzere, Murat Didin ve İbrahim Kutluay da dahil, İstanbul’daki tüm editör, yönetmen, prodüktör, yorumcu, spiker ve ntvspor.net’teki arkadaşlarım. Herkes turnuva heyecanını en iyi şekilde yansıtmak için elinden geleni yaptı. Zaman zaman burada hastayken, uykusuzken kahrımızı çektiler, anlayış gösterdiler.
Ve turnuvayı takip eden, günlükleri okuyan, twitter’dan yerinde, iyi niyetli eleştirileri ve destekleriyle yanımızda olan tüm sporseverler. Hatalarımız, kusurlarımız mutlaka oldu. Ama güzel mesajlarını esirgemeyen ve işimizi daha iyi yapmamız için destek veren herkese minnetimiz sonsuz. Teşekkür ederiz.

Yorum yazabilmek için giriş yapmalı ya da kayıt olmalısınız.