Taraftar birdir!
Ayhan'ın Karpaty Lviv hezimeti sonrasında İstanbul'a dönüşünde havaalanından çıkmadan pişkin pişkin ''Taraftar var mı dışarıda'' sorusu Adnan Dayı'mı hatırlattı. Dayım, Fenerabahçeli. Gençlik yılları, Fenerbahçe Kadıköy'de şampiyonluk yolunda havlu atıyor. Dayımlar stattan tıklım tıkış belediye otobüslerinden Okmeydanı'na dönüyor. Yanlarından ise takım otobüsü geçmekte. Erdoğan Arıca, dikmiş ayaklarını yolculuk ediyor. Bizimkiler ise tribünde olduğu gibi otobüste de tek vücut evlerine gitmeye çalışıyor. İşte o gün bugün Adnan Dayım bir daha maça gitmiyor.
Değişen hiçbir şey yok...
Taraftar kahrolur, futbolcular ve yöneticiler hayatlarına devam eder. Bu yüzden taraftar birdir! Ama zamanında o yöneticinin dediği gibi 'çapulculuk'dan gelmez o birlik. Yaşadığı ortak duygulardır taraftarı bir yapan.
Fenerbahçe ve Galatasaray'ın taraftar siteleri iki anlamlı fotoğrafla açıldı Avrupa'daki çöküşün ardından. Galatasaray'ınki Ayhan'a atfen, 'Sahada kimse var mı?', Fenerbahçe'ninki ise 'Kongrede verdiğiniz bütün sözleri yerine getirdiğiniz! için teşekkürler' sloganlarıyla açıldı. Çok da güzel hareketti ikisinin yaptığı.
Dünyanın birbirini bu kadar çekemeyen, başarısını istemeyen ve inanılmaz bir rekabet halinde olduğu taraftarlarının duyguları tam anlamıyla aynıydı.
Galatasaraylılar, 2000'deki UEFA şampiyonluğunun ardından 5 sene sonra Trömsö faciası yaşamıştır. Aslına bakarsanız 2000'deki o güçlü kadronun ekmeğini yedikten sonra hep idare etmiştir.
Fenerbahçe ise Zico'lu dönemdeki Avrupa performansının ardından dikiş tutturamamıştır. Tablolar malum. Üstelik geçen sezon kaybedilen iki final birden Fenerbahçe taraftarında sabır denilen şeyi bırakmamıştır.
Bir şey verememişlerdir taraftara. Utanmadan da onlardan destek beklemektedirler. İşte o 'tam destek' sloganının afyon etkisi de tam burada başlamaktadır. Futbolcular istediğini yapar, yöneticiler söz tutmaz, sonra sırf taraftarında arnavut inadı var diye, pembe formalar çıkarıp rakiplere nazire olsun diye satış stratejisi belirlerler.
Köy takımı Lviv'e elenilir. Havaalanında futbolcu sırıtarak dışarıda “taraftar var mı” der. Diğer oyuncular free-shop'ta bir süre takılıp nevaleyi toparladıktan sonra sanki hiç önceki gece sahada ezilen kendisi değilmiş gibi geniş koltuklu otobüsüne biner. Kaptan mı? O çoktan taksiye atlamıştır bile.
Ama taraftardan ne beklenir: Hep destek tam destek...
Ancak o “hep desteği” kesinlikle oyuncularda göremezsiniz. Servet geçen sezon maçtan sinirlenerek çıkar, teknik direktörü Rijkaard'a 'oynatmazsan oynatma' diye 'gider' yapar, arkasından milli takım kampında mikrofona 'Bu sezon hocanın son şansı' der. Diyebilir. Yöneticiler de bir zamanlar tesislerinin 5 adet çıkışı olduğunu kısa sürede unutur ve hocasına gider yapan Servet'e çıt çıkarmaz.
Fenerbahçe'de ise futbolcular, şu an için binlerce gencin takmak için ömrünü tüketebileceği pazubandını umursamaz. Türkiye'de üç büyük kulüpten birinin kaptanı olmanın mealini bilemez. Yabancılar ise ayrı bir hikaye, milli takıma giderler, üstüne tatil yaparlar, kamp yapmazlar ve sonra da “sakat geldim” derler. Üstelik yerlerini garanti olarak gördükleri için de formalarını formsuz (!) giyerler, sonra takım da ağustosta Edirne'den ötesini Kars'tan berisini göremez.
Yakınırlar ya üç büyüklerde futbolcu ve yönetici olmak zor diye. Evet zordur. Ama daha zoru Türkiye'de taraftar olmaktır.
İki sitenin birbirleriyle aynı zamanda, yaşadığı aynı duygularla hazırladıkları bu sloganlar umarım derbi haftalarında boğaz boğaza gelmeden önce de akıllara gelir ve herkes ne için kim için ve niçin kavga ettiğini anımsar.
Çünkü taraftar birdir, aslında rakibe değil kendinize vurursunuz...
Yorum yazabilmek için giriş yapmalı ya da kayıt olmalısınız.