İNCELEME: Juventus'a ne oldu?

İtalya tarihinin en başarılısı, Scudetto'nun gediklisi Juventus için son yıllar tarihinden alıştığı gibi geçmedi. İtalya futbolunun "Yaşlı Kadını" 2011/12 sezonundan itibaren şampiyonluğa ambargo koymuştu...

NTV Spor 05 Ekim 2022 - 16:09
Haber Oluşturma: 05.10.2022 - 16:09 1.Güncelleme: 29.11.2022 - 01:47
YAZI: YUŞA ŞAHİN
Son olarak 2019/20 sezonunda şampiyonluk yaşayan Juve, son iki sezonda ezeli rakiplerinden; önce Inter ardından Milan'ın şampiyonluk kutlamalarını izledi. İşin onlar için daha kötü tarafı ise, bu sezon da benzer bir senaryoyla karşı karşıya kalacaklar gibi görünüyor.
 
Ne oldu da küme düşürülmesinden sonra tekrar zirveye çıkan bu takım, başarıya uzak bir görüntü çizmeye başladı? Aslında her düşüşte olduğu gibi, bu düşüş de malumun ilanından çok önce başlamıştı.
 
Zebraların düşüşü 2016 yılı Nisan ayında Claudio Marchisio'nun ACL (ön çapraz bağ) sakatlığı ve yaz transfer döneminde Paul Pogba'nın Manchester United'a satılmasıyla başladı. Daha öncesinde Milan'da artık vadesi dolduğu düşünülen ancak Kırmızı-siyahlıları utandırmaktan beter eden , regista rolünde 'un oyun kurma becerisini katlıyordu. Sonrasında Marchisio da benzer şekilde derin oyun kurucu rolünü ustalıkla icra ediyordu. Diğer taraftan Pogba, Cuadrado ile birlikte takımın yaratıcılığının sorumluluğunu üstleniyordu.
 

Pogba'nın ayrılığı ve orta saha krizi

 
Juve 2016 yazında Pogba'nın kaybına rağmen, hali hazırda 36 golle 'yı yakan bir performans sergileyen Gonzalo Higuain'i kadrosuna kattı. Arjantinli Napoli'de bıraktığı noktadan 'da da devam etti. Önce ligde 24 gollü sezon geçiren yıldız forvet, bir sezon sonra ise yavaş yavaş eski günlerini aratacağının sinyallerini vermeye başladı. 16 golde kalan Higuain, hızına ve çevikliğine bağlı oyunu yıllara yenilmeye başlayınca Juventus'un bir başka aksayan noktası oldu. O dönem için rekor bir bedelle Pogba'nın gönderilmesinde, Higuain transferinin de payı vardı. Pogba'dan 105 milyon Euro gelir elde eden Zebralar, Higuain'i 90 milyon Euro karşılığında kadrosuna kattı. Kağıt üstünde karlı olan bu anlaşma, aslında Juventus'un kendi jenerasyonunun en yaratıcı orta sahasından vazgeçtiği anlamına geliyordu.
 
McKennie, Locatelli ve Zakaria'nın transferleri Juventus'un yaklaşık 6-7 yıllık orta saha krizinden sonra ilk kez düzene girmeye başlamasını sağladı. Bu noktada şuna dikkat etmek gerek; Pirlo'nun 2015 yazındaki ayrılığı sırasında Juventus'un orta sahası Pirlo, Marchisio, Pogba ve Vidal'den oluşuyordu. O dönem için dünyanın en iyi orta saha rotasyonu olmasa bile, en iyilerinden birisi siyah-beyazlılardaydı.
 
Kağıt üstünde yine de düşüş görünmüyordu hatta aksine 2016-2017 sezonunda Şampiyonlar Ligi finaline Allegri önderliğinde gidildi. O sezon öncesi transferin tek hatalı hamlesi, sonrasında sürekli olarak başka ekiplere kiralanacak olan Marko Pjaca oldu. Hırvat oyuncu, sakatlığının da etkisiyle ne Juventus'ta yeterli süreyi bulabildi; ne de kendisine ödenen 30 milyon Euro civarında bonservis bedelinin hakkını verebildi. Cuadrado ve özellikle kupa canavarı olan Dani Alves hamleleri Şampiyonlar Ligi yolculuğunda büyük fayda sağladı. Bir önceki sezon kadroya katılan Pjanic ve Dybala gibi Serie A içi transferler de takımın vazgeçilmezleri olarak gösterilebilirdi.
 
Allegri'nin Juventus'u finale kadar büyük bir güvenle ve maç kaybetmeden geldi. Sezonun büyük bir kısmında kendisine sonuç getiren 4-2-3-1 dizilişini kullanan deneyimli teknik direktör, final maçında bildiği yoldan şaştı. Real Madrid'e karşı ise 3-4-1-2 dizilişini kullandı. Evdeki hesap çarşıya uymadı ve Juventus, bir Şampiyonlar Ligi finalinde daha boynu eğik bir şekilde sahadan ayrıldı.

Inter ve Milan, Juve'den ders almıştı

Yeni sezonda Juventus yönetiminin hataları sürerken, diğer tarafta şampiyonluğu unutmuş olan ezeli rakipleri ise siyah-beyazlıların rolünü çalmaya başlamıştı. Orta sahaya Matuidi ve Bernardeschi hamleleri, yönetimin burada bir sorun olduğunu kabul ettiği anlamına geliyordu. Ancak sorunlar çözülmediği gibi, orta saha problemi giderek büyüdü. Inter 2020'de Barella transferiyle, Milan ise 2021'de Tonali transferiyle yıllardır yaptıkları hatalardan döndüler. Juventus, 2018'de Ronaldo transferiyle bu kez daha da büyük harcamayla, biraz da hata yaptığının farkında olmanın etkisiyle panik bir hamleye imza attı. Allegri'nin Ajax'a elenmesi onun sonu oldu ve 2019 yazında yollar ayrıldı.

 

Yeni karar ise Sarri olacaktı. Napoli'de bir çok kez kendilerine sorun çıkaran teknik direktörü tercih etmeleri anlaşabilir bir karar elbette; ancak oyun tarzı olarak neredeyse Allegri'nin tam zıttı diyebileceğiniz bir teknik direktör tercihi cesur hamle olarak da değerlendirilebilir. Diğer dönemlere nazaran biraz daha zorlu olsa da yine Serie A'da zafer geldi ancak bu serinin 9. ve son halkası oldu. Sarri'nin sonunu getiren ise aynı Allegri'deki gibi Şampiyonlar Ligi'ndeki hayal kırıklığıydı. Juve'nin Sarri döneminde bariz ihtiyacı olan noktalar; derin oyun kurucu ve hücumcu kanat oyuncusuydu. Ancak Sportif Direktör Fabio Paratici, bunun yerine savunma merkezine 137 milyon Euro harcamayı tercih etti. De Ligt 85.5 milyon Euro bonservis bedeliyle aralarında en pahalı olanıydı.

 
Lyon'un Süper Lig tecrübeli 3'lü savunması, Juventus'un hücumdaki sayısal eksikliğine karşı ağır bastı ve Fransız ekibi yarı finale kadar gideceği yolu Sarri'nin takımı karşısında adımlamaya başladı. Belki de bu 3'lü savunmanın başarısı sonrasında yeniden başa; yani Allegri'ye dönme kararının ilk tetikleyicisiydi.
 
Sarri'ye sabır göstermeyen Juventus, yine de yeni bir oyun kimliği kazanmak için istekli olduğunu gösterircesine üst seviyede sıfır tecrübesi olan ancak oyunu klasik Juventus anlayışından farklı oynatmayı vadeden Pirlo'yu tercih etti. Kulusevski ve Chiesa'nın transferleriyle Juventus en azından kanattaki eksikliğini bu dönemde kapattı. Efsane futbolcunun dönemi lig dördüncülüğü ve Şampiyonlar Ligi'nde Porto'ya son 16 turunda elenilmesi ile beraber bitti. Pirlo'nun ayrılığı tartışmaya yer bırakmaksızın, herkesin gözünde doğal sonuç olmuştu.
 

Başa dönmek bir kısır döngüdür

 
Juventus'un bir sonraki tercihi aynı zamanda iki öncesi olan oldu. İtalyan teknik direktörün bu aradaki süreçte boşta olduğunu hatırlamak gerek. Döndüğünde de Juventus aynı Juventus olmadığı gibi, kendisi de bıraktığı gibi değildi. Ancak en önemlisi rakipleri artık bıraktıkları gibi değil ve rol değişimi yapmış gibi, ezeli rakiplerine ders verir nitelikte kararlar alıyorlardı.
 
Başa dönen Juventus, Allegri'nin ilk sezonunda Milan, Inter ve Napoli'nin net bir şekilde arkasında kaldı. Bu sezon için ise durum biraz daha karanlık görünüyor. Yine bir başa dönüş amacı görebileceğimiz hamle olarak Paul Pogba yeniden Juventus çatısının altına girdi. Gelir gelmez sakatlık yaşayan Pogba'nın muhtemelen Dünya Kupası dönüşüne kadar olmayışı ve Allegri'nin düşük formu başladığın yere dönmenin her zaman işe yaramadığını kanıtlıyor. 8 hafta sonunda ligde sadece 3 galibiyet gelirken, Şampiyonlar Ligi'nde ise ilk 2 maçta 2 yenilgi alındı.
 
An itibariyle kötü gidişata sihirli bir dokunuş mümkün gibi görünmese de; Pogba ve çapraz bağ yırtığı nedeniyle uzun süredir sahalardan uzak olan Chiesa'nın dönüşüyle bu durum değişebilir. Aynı zamanda Angel Di Maria gibi bir tecrübenin ve Dusan Vlahovic gibi bir genç yeteneğin de hücumda yapacağı liderlikleri ekleyebiliriz. Ancak bütün bunlara rağmen Juventus treni kaçırmış gibi görünüyor.
 
İtalyan devinin yeniden bir yapılanmaya ihtiyacı var. Bunun yanı sıra işin onlar için asıl kötü kısmı çoktan sıfırı tükettiler. Mali açıdan zor günler geçiren kulübün, yeni genç yetenekleri kadrosuna katma imkanı yok. Hali hazırda 22 yaşındaki Tonali'si olan Milan'ın ve 25 yaşındaki Barella'sı olan Inter'in aksine; bedelsiz olarak tekrar kadrolarına kattıkları 29'luk Pogba'ya bel bağlamalarının sebebi de bu. Son yıllarda hamlelerinde üst üste yavaş ve yanlış tercihler yapan Juve, Allegri'yle de aynı sebeplerden yollarını ayıramıyor. Çünkü 2025'e kadar sözleşmesi olan teknik direktöre veda etmenin faturası 36 milyon Euro olacak ve buna yeni gelecek ismin maliyetinin de eklenmesi gerekiyor.
 
Ellerinin kollarının bağlı olduğu bir durumda olan Juventus yönetimi, başa dönme planıyla sınıfta kaldı. Daha da kötüsü Agnelli'yle yolları ayıramayan yönetim; başarısızlığı kabul ederek istifa etti.

Siyah-beyazlıların acilen başa değil, bıraktıkları yere dönmeleri gerekiyor. Bunu yaparken de oldukça cimri harcamalar yapmak zorundalar.