Yukarı Çık

İsmail Şenol: Final Four'un öğrettikleri (Video)

Google'da NTV'yi tercih et
İsmail Şenol: Final Four'un öğrettikleri (Video)

Euroleague dörtlü finalinde oynanan dört maç, basketbolda bazı şeylerin tamamen değiştiğinin belgesiydi.

left /NTVMSNBC/Components/SporÖzel/_Yazarlar/ismailsenol.jpg 1 100 136 0 10 left false http://media.ntvmsnbc.com false 1 P false false

mailto:[email protected]

Euroleague finali, iki farklı karakterdeki takımın karşılaşmasına sahne oldu. CSKA Moskova, bilgisayar tarafından programlanmış, sanki hiç hata yapmıyormuş gibi görünen soğukkanlı oyunculardan oluşan bir takım. Düşük profilli, sakin, maç boyunca düzenden hiç sapmayan, artılarını-eksilerini iyi bilen ve görevlerini benimsemiş bir yapıya sahip olduğundan; Final Four seviyesindeki maçlara favori etiketiyle çıkmıyorlar.

Panathinaikos ise tam tersi. Yeşiller maçın her saniyesini ölüm-kalım savaşı gibi oynayan, karakterinde kaybetmek olmayan bir takım. Kadro, koç Zeljko Obradoviç'ten "bitti" denilen Sarunas Jasikevicius'a, Dimitris Diamantidis'ten Mike Batiste'e kadar gazozuna tavlada bile kavga çıkarabilecek kadar kazanma hırsına sahip isimlerden kurulu.

Berlin'deki finalin de iki yüzü vardı zaten. İlk yarıdaki her saniyeyi akıllı bir şekilde oynayan Panathinaikos, zaten hücumda zaafları bulunan CSKA Moskova'ya karşı onların bu eksiklerinden faydalanıp ilk 20 dakikayı yeşile boyadılar.

48-28'lik skora rağmen Berlin'de hiç kimse "maç bitti" havasında değildi. Belki rakip CSKA değil de başka bir takım olsaydı, öyle düşünmek kolay olurdu. Ancak hem son şampiyon apoletine sahip olmaları, hem iki gün önce Barcelona karşısında 11 sayıdan gelip kazanmaları, hem de ilk paragrafta çizilen takım kimliği yüzünden Moskova'yı tek devrede yenmek kolay değildi.

Viktor Khryapa ve Zoran Planiniç'le ikili oyunları daha iyi savunmaya başlayan CSKA Moskova, (her ne kadar maç boyunca beklentilerin altında kalsa da) Trajan Langdon'ın hücumda devreye girmesiyle maçı çevirdi. Son çeyrekte Matjaz Smodis ve Ramunas Siskauskas oyuna ağırlığını koyunca CSKA az kalsın imkansızın altına imza atıyordu. Sonuçta maç tek topa kaldı ve Moskova kaybetti.

Maç sonunda basketbol bilgisine çok güvendiğim dostum Emir Alkaş'ın dikkat çektiği bir nokta vardı ki, gerçekten çok etkileyiciydi. İstatistik kâğıdında oyuncuların verimini gösteren "rankings" bölümünde CSKA Moskova 82-72 üstündü. Kâğıda göre üç sayılardaki akıl almaz yüzde, Panathinaikos'u şampiyonluğa taşıdı.

Siskauskas'ın kaçırdığı son top, Final Four'un bittiği anlamına geliyordu. Saf basketbolun en üst seviyesi olan Euroleague dörtlü finalinde birkaç genel trend dikkatimizi çekti. Amaç Amerika'yı yeniden keşfetmek değil, bu maddelerin birçoğu son iki-üç sezondur uygulanıyordu zaten. Yazının maksadı, 2009 Final Four'unda zirve yapan bu eğilimleri incelemek. İşte basketbolun yeni yol haritası:

1-) Set hücumu oynamak, oyunu yavaşlatmak demek değilmiş:
Dörtlü finalde hiçbir takım Pini Gershon'un çalıştırdığı efsane Maccabi Tel Aviv, (ya da bu sezondan örnek vermek gerekirse) Montepaschi Siena veya TAU Ceramica gibi hızlı hücumu benimsemiş bir sisteme sahip değildi. Genelde rakip yarı sahayı yavaş geçen, 14-15 saniyeden önce hücum etmekten imtina eden, en doğruyu bulmak için sürekli arayışta olan takımlar izledik. Ancak bu arayışlar oyunun temposunun düştüğü anlamına gelmiyor. Öncelikle sahada kusursuz bir yerleşim (spacing) anlayışı var. Topsuz oyuncuların sürekli hareket halinde olması müthiş yüksek bir tempoyu getiriyor. Oyun topun hızlı dönmesi ve ikili oyunlar üzerine kurulu. Belki hiçbir takım yarı sahayı Mike D'Antoni'nin Phoenix Suns'ı kadar hızlı geçmiyor, ancak tüm oyuncular en az o Suns kadrosundakiler kadar yoruluyor. Ayrıca set hücumlarında artık topu alıp adam geçmek yerine, oyuncuyu en doğru yerde topla buluşturmak daha makbul. Rakibi ekarte etmenin yolu, takım arkadaşına doğru pası atabilmek. Bu noktada ikinci maddemize geçmiş bulunuyoruz...

2-) Uzun tanımı değişmiş:
Nikola Pekoviç ve Nikola Vujçiç belki de şu anda Avrupa'nın sırtı dönük hücumu en iyi oynayan pivotlarından iki tanesi. Keza CSKA'lı Erazem Lorbek ve Barcelona'lı Daniel Santiago da bu konuda başarılı isimlerden. Dörtlü finaldeki maçlara dikkat edildiğinde, uzunlara topu verip, onların bire bir oynamasına izin veren sistemin artık yavaş yavaş tedavülden kalktığını görüyoruz. Yani dörtlü finalde kullandığı 13 şutun 8'inde isabet bulan Nikola Pekoviç'in asıl mahareti harika pozisyon almak. Yine bir önceki maddede bahsedilen doğru yerleşme sayesinde uzunlara kusursuz top indirebilmek de, sırtı dönük pota altı oyuncularının yeni kullanım şekli olarak göze çarptı. Yani Final Four'da gördüğümüz kadarıyla liderliğini Nikola Prkaçin gibi "sırtını daya ve pozisyon yarat" tarzı uzunların yavaş yavaş kendilerini geliştirmesi gerekiyor. İşin ilginci Theodoros Papaloukas veya Zoran Planiniç gibi "uzun" kısalar artık daha çok alçak post hücumu ediyorlar.

3-) İyi perdeleme yapmak asistle eş değermiş:
Uzunların görevleri alt alta sıralandığında "iyi perdeleme yapmak" mutlaka önemli bir yer tutar. Örneğin kariyerinin ilk profesyonel yılını geçiren Sasha Kaun, Euroleague final maçında 13 dakika sahada kaldı. Bunun temel sebebi Kaun'un CSKA kısalarına yapabildiği iyi perdelemelerdi. Sadece Kaun değil, tüm maçlarda dikkat çeken, ikili oyunlarda topsuz oyuncunun etkinliğiydi. Eh, neredeyse tüm maç ikili oyunlar üzerine kurulduğundan, iyi bir perde asist değeri taşıyor.

4-) Üçlükler çok önemliymiş:
Euroleague'de Final Four yapan dört takım, TAU Ceramica'nın hemen ardından, tüm sezon boyunca en yüzdeli üçlük atan ekiplerdi. Zaten dörtlü finalde oynanan dört maçın toplamında 150 üçlük denemesinde 60 isabet bulunmuş. %40 harika bir oran. Bu, her hücumda üçlük savurmak yerine doğru pozisyon bulup, ikili oyunlar sonucunda iyi yerleşebilmenin bir sonucu. Demek ki asıl maharet çok atmakta değil, doğru atmakta.