
Nebil Evren, 37. Vodafone İstanbul Maratonu'nun 42 kilometrelik etabını baştan sona geçti, önemli durakları sizler için görüntüleyip kaleme aldı...
18 yıl önceydi… Yolun çok başındaydım, stajyerlikten muhabirliğe geçiş yapmak üzereydim. Bana verilen en heyecan verici görev o zamanki adıyla Avrasya Maratonu'nu takip etmekti. Henüz şimdiki uluslararası ününe kavuşmamıştı ama çok eskilere dayanmasa da güçlü bir geleneği vardı. Zaten suyun üstünde yürümek gibi doğa üstü bir yeteneğe sahip değilseniz 1973 yılında hizmete giren Boğaziçi Köprüsü'nün yapımından önce bir kıtadan diğerine koşarak geçmek imkansızdı. Maraton fikri de tam köprünün inşasıyla doğsa da hayata geçmesi 6 yıl sürdü. Tertip Komitesi üyeleri Selahattin Yıldız, eski atlet ve dönemin Atletizm Federasyonu Başkanı Ali Ergenç, Ziya İğdebeli ve Osman Kazancıoğlu'nun çabalarına Almanya'dan gelen 60 gönüllünün katkıları eklenince 1 Nisan 1979'da dünyanın ilk ve tek kıtalararası maratonu koşuldu. Yeni bin yılda ivme kazanan etkinlik 2000'de ilk kez uluslararası bir yayın ağına kavuştuktan sonra 2008'de ‘gümüş' 2012'de de ‘altın' kategoriye terfi etti ve uluslararası bir markayla buluştu. Dünyada ilk 22, Avrupa'da da ilk 11 maraton arasında yer aldı. 2013'te de vurgu kıtalardan şehre kaydırıldı, adı Vodafone İstanbul Maratonu oldu. Şimdiki görevim maraton güzergahını sizlere tanıtmak. En az 19 yaşımdaki kadar heyecanlandım. Doğup büyüdüğüm, koşullar ne olursa olsun asla terk etmek istemeyeceğim güzeller güzeli İstanbul'u yeniden keşfetmek, hafızamı tazelemek için muhteşem bir fırsattı bu. Notlarımı, fotoğraf makinemi ve akıllı telefonumu aldım, düştüm yollara.
İlk durağımız tabii başlangıç noktası. 37'nci Vodafone İstanbul Maratonu, Asya Kıtası'nda Boğaziçi Köprüsü gişelerinin yaklaşık 300 metre gerisinden başlayacak. 100'den fazla ülkeden 25 bin atlet boğazın eşsiz manzarası eşliğinde Avrupa'ya geçecek. Sporculardan en az 30'u elit. Bir maratoncunun ‘elit atlet' kategorisinde yer alması için son 3 yıldaki derecelerine bakılıyor. En az bir onaylı maratonu erkekse 2 saat 10 dakika, kadınsa 2 saat 28 dakikanın altında tamamlamış olması gerekiyor.
Hedef Tarihi Yarımada'ya ulaşmak. Göründüğü kadar yakın değil. Yaklaşık 41 kilometre kaldı… Atletler köprüyü geçtikten sonra Beşiktaş sapağından ayrılarak Barbaros Bulvarı'na inecekler.
16'ncı yüzyılda bazı tarihçilerin Akdeniz'i ‘Türk Gölü' olarak adlandırmasına vesile olan Osmanlı Büyük Amirali, Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa Türbesi'nden sağa saparak belki de dünyanın en büyük açık hava müzesine ilk adımlarını atmış olacaklar.
Hemen ardından 1856'da kullanıma açılan, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarında Cumhurbaşkanlığı Makamı olarak hizmet veren, kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk'ün 1927-1938 yılları arasında çalışmalarını yürüttüğü ve vefat ettiği Dolmabahçe Sarayı ile karşılaşacaklar.
Dolmabahçe Caddesi'nden Meclis-i Mebusan caddesine geçiyoruz. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Kültür ve Sanat Merkezi olarak hizmet veren Tophane-i Amire binası, İstanbul'un Fethi'nden hemen sonra Osmanlı ordu ve donanmasının kullandığı askeri topların üretimi için inşa edildi. 1850'lerden sonra imparatorluğun silah sanayisinin ve silah ticaret merkezi olmuş, 1900'lu yıllarda bir süre eğitim merkezi olarak kullanılmış, 1992 yılında da Mimar Sinan Üniversitesi'ne devredilmiştir. ABD Başkanı Barack Obama 2009'daki ziyaretinde üniversite öğrencileriyle bu tarihi binada sohbet toplantısı yapmıştı.
Karaköy'ü geçtikten sonra Galata Köprüsü ile Eminönü'ne bağlanıyoruz ve tam karşınızda 1660'lı yıllarda yapılan Yeni Cami veya diğer adıyla Valide Sultan Camii ile Mısır Çarşısı. Ama atletlerin camideki mavi, firuze, yeşil renklerin hakim olduğu çinileri inceleyecek veya çarşının baş döndüren baharat kokularıyla ile ilgilenecek vakti yok. Sağa dönüp Balat'a devam edecekler.
İstanbul tarihinde Balat'ın özel önemi, İspanya'dan gelen Yahudilerin buraya yerleştirilmesi ve yakın zamanlara kadar buranın başlıca Yahudi mahallesi olarak varlığını sürdürmesidir. İspanya'da Engizisyon'dan kaçan Yahudiler II. Bayezid'in davetiyle İstanbul'a gelmişlerdi.
Ragıp Gümüşpala Caddesi'ni geçen sporcular başlarını hafifçe sola çevirirlerse Özel Fener Rum Lisesi'ni görecekler. 1454'te kurulan ve yüzyıllar içinde ‘'Patrikhane Akademisi'' veya ‘'Rum Mekteb-i Kebiri'' olarak anılan okul 1881'de kırmızı tuğlalardan inşa edilen binaya taşındı. Halk arasında ‘'Kırmızı Okul'' diye de bilinir.
Atletler biraz daha ilerleyince bu kez sağ taraflarında Feshane'yi görecekler. Ama giriş kapısında fotoğraf çektirmeleri için biraz dolaşmaları gerekebilir çünkü giriş kapısı cadde tarafında değil, sanırım maraton sırasında benim gibi gülümseyip poz vererek vakit kaybetmeyi tercih etmeyeceklerdir. Feshane günümüzde fuar, kongre ve kültür merkezi olarak kullanılsa da kuruluş amacı 1826'da yeniçerilerin yerini alan yeni ordunun üniformalarını dikmekti. Haliç'teki turumuz maalesef Eyüp Sultan Camii'ni uzaktan görüp, Pierre Loti'ye tırmanmadan bitiyor.
Atletler Feshane'yi birkaç yüz metre geçtikten sonra geri dönecek, Atatürk Bulvarı'na sapacak ve Bozdoğan Su Kemeri'nin altından Unkapanı üzerinden Yenikapı'ya inecekler. Roma ve Bizans dönemlerinde Hadrianus ve Valens isimleriyle de anılan kemerinin yapım tarihi tam olarak belli olmayıp; bazı kaynaklara göre 2'inci bazılarına göre ise 4'üncü yüzyılda inşa edildi. Eski dönem İstanbul sarayları, Ahilleus Hamamı ve Yerebatan Sarnıcı'nın suyunu sağlamak için kullanılan Bozdoğan Kemeri; çevredeki bağ ve bahçelerin sulanmasına da yardımcı olmuştur.
Tam bu noktada parkurun biraz dışına çıkıp 37. Vodafone İstanbul Maratonu'nun organizasyonunu üstlenen Spor AŞ'yi, bazı bilgileri tamamlamak üzere ziyaret ettim. Maratonda görev yapacak gönüllülerin küçük bir bölümü eğitimlerini yeni tamamlamışlardı. 2000'i gönüllü toplam 7000 kişi pazar gününün sorunsuz geçmesi için çaba harcayacak. Maratona katılacakların sayısı 25 binle sınırlandırılmış gibi gözükse de 5 bin kişilik yeni bir kontenjan mevcut. Cüzdanınızı sarsmayacak, topluma fayda sağlayacak bir bedeli var. 12-14 Kasım tarihlerinde aralarında Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı'ndan, Toplum Gönüllüleri Vakfı'na, Kızılay'dan Yeşilay'a toplam 18 sivil toplum kuruluşundan birine en az 30 TL gibi cüzi bir bağış ile benzersiz bir hatıraya sahip olma şansına sahip olabilirsiniz.
Nerede kalmıştık? Yenikapı. Sahile indikten kısa bir süre sonra maratonun tam orta noktasına ayak bastım. 21 kilometre geride kaldı. Yeri gelmişken parkur ölçümünün yetkililerin en hassas olduğu konulardan biri olduğunu belirtmeliyim. Yenikapı'daki altyapı çalışmaları yüzünden ölçüm yeniden yapıldı çünkü kazılar sebebiyle sahile inen yol şu an kapalı ve alternatif bir güzergah oluşturuldu. Değişiklik parkurun sadece %2'sini etkiledi.
Bakırköy'e kadar manzara genelde böyle. Lastik Tekerlekli Tüp Geçit Projesi diğer adıyla Avrasya Tüneli için yapılan alt geçit çalışmaları Sirkeci – Bakırköy hattını büyük bir şantiyeye dönüştürmüş durumda.
İstanbul Maratonu'nun bu yılki teması kadına şiddet. Amaç; ‘'Kadına Şiddete Dur De!'' sloganıyla ülkemizde maalesef önüne geçilemeyen önemli bir sorunun altını çizmek, farkındalık yaratmak. Kadın Dernekleri Federasyonu'nun kısa bir süre önce paylaştığı bilgiye göre; geçtiğimiz yıl ilk 10 ayda 242 kadın erkek şiddeti nedeniyle yaşamını yitirirken, bu sayı bu yıl ilk 10 ayda 264'e ulaştı bu da yaklaşık %10'luk bir artış olduğunu gösteriyor. Azalacağına, biteceğine artıyor!
Bakırköy'den Topkapı istikametine dönen maratoncular İstanbul Surları'nın kalıntılarının hemen yakınından geçecekler. Bizans İmparatorluğu zamanında 5'inci yüzyılda tamamlanan, toplam 22 kilometre uzunluğundaki surlar Sarayburnu'ndan Haliç kıyısı boyunca Ayvansaray'a ve Marmara kıyısı boyunca Yedikule'ye, Yedikule'den Topkapı'ya, Topkapı'dan Ayvansaray'a uzanıyordu. Surlar atletler için maratonun sonuna yaklaştıklarının da habercisi. Yaklaşık 35 kilometre geride kaldı.
Kennedy Caddesi boyunca Kumkapı ve Sarayburnu'nu geride bırakan sporcular Gülhane Parkı'na girecekler. 163 dönümlük park Osmanlı döneminde Topkapı Sarayı'nın dış bahçesiydi. Sultanahmet Meydanı'na çıkan kapıya metreler kala Atatürk'ün cumhuriyetten sonra dikilen ilk heykeli (3 Ekim 1926) yer alıyor.
Sultanahmet Meydanı'nın yaklaşık 1800 yıllık bir geçmişi var. Yazıyla bin sekiz yüz! Bizans devrinde ‘Hipodrom' olarak bilinirdi. At binenlerin, atların meydanı anlamına gelir. Osmanlı döneminde buraya ‘At Meydanı' denirdi. Roma İmparatorluğu ve sonradan Bizans İmparatorluğu devrinde hipodrom şehrin toplantı, eğlence, heyecan ve spor merkezi olarak 10. yüzyıla kadar önemini sürdürmüştü. Araba yarışları yanında, müzisyen toplulukları, dansözler, akrobatlar, vahşi hayvanlarla kavga gösterileri, toplantılar yapılırdı. İstanbul'un en önemli abideleri 6'ncı yüzyılda yapılan Ayasofya ve Yerebatan Sarnıcı ile 17'nci yüzyılda inşa edilen Sultan Ahmet Camii hipodromun çevresinde yer alıyor.
Şu anda durduğum yer bitiş çizgisi. Sultan Ahmet Camii ile Mısır Dikiltaşı'nın arası. Atletler hemen arkamdaki birkaç metreyi de koşup mutlu sona ulaşacaklar. Hedeflerine odaklanan maratoncular 42 kilometre boyunca muazzam bir disiplin ve kararlılıkla koşarken belki de sayısız eşsiz mekanın arasından geçtiklerinin farkında olmayacaklar. Ama İstanbul'u iliklerine kadar hissedecekler! Çünkü her nefeste tarih soluyacaklar.
İlk durağımız tabii başlangıç noktası. 37'nci Vodafone İstanbul Maratonu, Asya Kıtası'nda Boğaziçi Köprüsü gişelerinin yaklaşık 300 metre gerisinden başlayacak. 100'den fazla ülkeden 25 bin atlet boğazın eşsiz manzarası eşliğinde Avrupa'ya geçecek. Sporculardan en az 30'u elit. Bir maratoncunun ‘elit atlet' kategorisinde yer alması için son 3 yıldaki derecelerine bakılıyor. En az bir onaylı maratonu erkekse 2 saat 10 dakika, kadınsa 2 saat 28 dakikanın altında tamamlamış olması gerekiyor.
Hedef Tarihi Yarımada'ya ulaşmak. Göründüğü kadar yakın değil. Yaklaşık 41 kilometre kaldı… Atletler köprüyü geçtikten sonra Beşiktaş sapağından ayrılarak Barbaros Bulvarı'na inecekler.
16'ncı yüzyılda bazı tarihçilerin Akdeniz'i ‘Türk Gölü' olarak adlandırmasına vesile olan Osmanlı Büyük Amirali, Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa Türbesi'nden sağa saparak belki de dünyanın en büyük açık hava müzesine ilk adımlarını atmış olacaklar.
Hemen ardından 1856'da kullanıma açılan, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarında Cumhurbaşkanlığı Makamı olarak hizmet veren, kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk'ün 1927-1938 yılları arasında çalışmalarını yürüttüğü ve vefat ettiği Dolmabahçe Sarayı ile karşılaşacaklar.
Dolmabahçe Caddesi'nden Meclis-i Mebusan caddesine geçiyoruz. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Kültür ve Sanat Merkezi olarak hizmet veren Tophane-i Amire binası, İstanbul'un Fethi'nden hemen sonra Osmanlı ordu ve donanmasının kullandığı askeri topların üretimi için inşa edildi. 1850'lerden sonra imparatorluğun silah sanayisinin ve silah ticaret merkezi olmuş, 1900'lu yıllarda bir süre eğitim merkezi olarak kullanılmış, 1992 yılında da Mimar Sinan Üniversitesi'ne devredilmiştir. ABD Başkanı Barack Obama 2009'daki ziyaretinde üniversite öğrencileriyle bu tarihi binada sohbet toplantısı yapmıştı.
Karaköy'ü geçtikten sonra Galata Köprüsü ile Eminönü'ne bağlanıyoruz ve tam karşınızda 1660'lı yıllarda yapılan Yeni Cami veya diğer adıyla Valide Sultan Camii ile Mısır Çarşısı. Ama atletlerin camideki mavi, firuze, yeşil renklerin hakim olduğu çinileri inceleyecek veya çarşının baş döndüren baharat kokularıyla ile ilgilenecek vakti yok. Sağa dönüp Balat'a devam edecekler.
İstanbul tarihinde Balat'ın özel önemi, İspanya'dan gelen Yahudilerin buraya yerleştirilmesi ve yakın zamanlara kadar buranın başlıca Yahudi mahallesi olarak varlığını sürdürmesidir. İspanya'da Engizisyon'dan kaçan Yahudiler II. Bayezid'in davetiyle İstanbul'a gelmişlerdi.
Ragıp Gümüşpala Caddesi'ni geçen sporcular başlarını hafifçe sola çevirirlerse Özel Fener Rum Lisesi'ni görecekler. 1454'te kurulan ve yüzyıllar içinde ‘'Patrikhane Akademisi'' veya ‘'Rum Mekteb-i Kebiri'' olarak anılan okul 1881'de kırmızı tuğlalardan inşa edilen binaya taşındı. Halk arasında ‘'Kırmızı Okul'' diye de bilinir.
Atletler biraz daha ilerleyince bu kez sağ taraflarında Feshane'yi görecekler. Ama giriş kapısında fotoğraf çektirmeleri için biraz dolaşmaları gerekebilir çünkü giriş kapısı cadde tarafında değil, sanırım maraton sırasında benim gibi gülümseyip poz vererek vakit kaybetmeyi tercih etmeyeceklerdir. Feshane günümüzde fuar, kongre ve kültür merkezi olarak kullanılsa da kuruluş amacı 1826'da yeniçerilerin yerini alan yeni ordunun üniformalarını dikmekti. Haliç'teki turumuz maalesef Eyüp Sultan Camii'ni uzaktan görüp, Pierre Loti'ye tırmanmadan bitiyor.
Atletler Feshane'yi birkaç yüz metre geçtikten sonra geri dönecek, Atatürk Bulvarı'na sapacak ve Bozdoğan Su Kemeri'nin altından Unkapanı üzerinden Yenikapı'ya inecekler. Roma ve Bizans dönemlerinde Hadrianus ve Valens isimleriyle de anılan kemerinin yapım tarihi tam olarak belli olmayıp; bazı kaynaklara göre 2'inci bazılarına göre ise 4'üncü yüzyılda inşa edildi. Eski dönem İstanbul sarayları, Ahilleus Hamamı ve Yerebatan Sarnıcı'nın suyunu sağlamak için kullanılan Bozdoğan Kemeri; çevredeki bağ ve bahçelerin sulanmasına da yardımcı olmuştur.
Tam bu noktada parkurun biraz dışına çıkıp 37. Vodafone İstanbul Maratonu'nun organizasyonunu üstlenen Spor AŞ'yi, bazı bilgileri tamamlamak üzere ziyaret ettim. Maratonda görev yapacak gönüllülerin küçük bir bölümü eğitimlerini yeni tamamlamışlardı. 2000'i gönüllü toplam 7000 kişi pazar gününün sorunsuz geçmesi için çaba harcayacak. Maratona katılacakların sayısı 25 binle sınırlandırılmış gibi gözükse de 5 bin kişilik yeni bir kontenjan mevcut. Cüzdanınızı sarsmayacak, topluma fayda sağlayacak bir bedeli var. 12-14 Kasım tarihlerinde aralarında Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı'ndan, Toplum Gönüllüleri Vakfı'na, Kızılay'dan Yeşilay'a toplam 18 sivil toplum kuruluşundan birine en az 30 TL gibi cüzi bir bağış ile benzersiz bir hatıraya sahip olma şansına sahip olabilirsiniz.
Nerede kalmıştık? Yenikapı. Sahile indikten kısa bir süre sonra maratonun tam orta noktasına ayak bastım. 21 kilometre geride kaldı. Yeri gelmişken parkur ölçümünün yetkililerin en hassas olduğu konulardan biri olduğunu belirtmeliyim. Yenikapı'daki altyapı çalışmaları yüzünden ölçüm yeniden yapıldı çünkü kazılar sebebiyle sahile inen yol şu an kapalı ve alternatif bir güzergah oluşturuldu. Değişiklik parkurun sadece %2'sini etkiledi.
Bakırköy'e kadar manzara genelde böyle. Lastik Tekerlekli Tüp Geçit Projesi diğer adıyla Avrasya Tüneli için yapılan alt geçit çalışmaları Sirkeci – Bakırköy hattını büyük bir şantiyeye dönüştürmüş durumda.
İstanbul Maratonu'nun bu yılki teması kadına şiddet. Amaç; ‘'Kadına Şiddete Dur De!'' sloganıyla ülkemizde maalesef önüne geçilemeyen önemli bir sorunun altını çizmek, farkındalık yaratmak. Kadın Dernekleri Federasyonu'nun kısa bir süre önce paylaştığı bilgiye göre; geçtiğimiz yıl ilk 10 ayda 242 kadın erkek şiddeti nedeniyle yaşamını yitirirken, bu sayı bu yıl ilk 10 ayda 264'e ulaştı bu da yaklaşık %10'luk bir artış olduğunu gösteriyor. Azalacağına, biteceğine artıyor!
Bakırköy'den Topkapı istikametine dönen maratoncular İstanbul Surları'nın kalıntılarının hemen yakınından geçecekler. Bizans İmparatorluğu zamanında 5'inci yüzyılda tamamlanan, toplam 22 kilometre uzunluğundaki surlar Sarayburnu'ndan Haliç kıyısı boyunca Ayvansaray'a ve Marmara kıyısı boyunca Yedikule'ye, Yedikule'den Topkapı'ya, Topkapı'dan Ayvansaray'a uzanıyordu. Surlar atletler için maratonun sonuna yaklaştıklarının da habercisi. Yaklaşık 35 kilometre geride kaldı.
Kennedy Caddesi boyunca Kumkapı ve Sarayburnu'nu geride bırakan sporcular Gülhane Parkı'na girecekler. 163 dönümlük park Osmanlı döneminde Topkapı Sarayı'nın dış bahçesiydi. Sultanahmet Meydanı'na çıkan kapıya metreler kala Atatürk'ün cumhuriyetten sonra dikilen ilk heykeli (3 Ekim 1926) yer alıyor.
Sultanahmet Meydanı'nın yaklaşık 1800 yıllık bir geçmişi var. Yazıyla bin sekiz yüz! Bizans devrinde ‘Hipodrom' olarak bilinirdi. At binenlerin, atların meydanı anlamına gelir. Osmanlı döneminde buraya ‘At Meydanı' denirdi. Roma İmparatorluğu ve sonradan Bizans İmparatorluğu devrinde hipodrom şehrin toplantı, eğlence, heyecan ve spor merkezi olarak 10. yüzyıla kadar önemini sürdürmüştü. Araba yarışları yanında, müzisyen toplulukları, dansözler, akrobatlar, vahşi hayvanlarla kavga gösterileri, toplantılar yapılırdı. İstanbul'un en önemli abideleri 6'ncı yüzyılda yapılan Ayasofya ve Yerebatan Sarnıcı ile 17'nci yüzyılda inşa edilen Sultan Ahmet Camii hipodromun çevresinde yer alıyor.
Şu anda durduğum yer bitiş çizgisi. Sultan Ahmet Camii ile Mısır Dikiltaşı'nın arası. Atletler hemen arkamdaki birkaç metreyi de koşup mutlu sona ulaşacaklar. Hedeflerine odaklanan maratoncular 42 kilometre boyunca muazzam bir disiplin ve kararlılıkla koşarken belki de sayısız eşsiz mekanın arasından geçtiklerinin farkında olmayacaklar. Ama İstanbul'u iliklerine kadar hissedecekler! Çünkü her nefeste tarih soluyacaklar.