
Güncel eğilimle iyice "müşteri" yerine konulan taraftar kitlesini pek de kaale alan yok gibi...
Yabancı oyuncu serbest bırakılsın derken de, yayıncı kuruluştan yeni havuz ihalesine yaptıkları ihale teklifi bazında yayın ve program kalitesini arttırmasını beklerken de derdimiz bu; tribündekiler, TV başındakiler bu işi izlerken daha çok keyif alsınlar. İhale yapıldığından beri pek çok köşe yazarının dile getirdiği gibi, daha çok maç yayınlasınlar, kendi ligimizdeki takımları İngiliz, İspanyol, İtalyan, Alman takımlarından daha çok izleyelim, daha iyi tanıyalım. Kalite de olmazsa olmazı.
Böylelikle takımlara karşı yerel aidiyet duygusunun arttırılması da söz konusu olabilir ki, ülke futbolumuzun üç odak noktasının dışına çıkmasının en doğrudan yolu budur. Her ilin halkları mücadele ettikleri nebzede kendi illerinin takımlarını desteklemeyi tercih edecekler, üç büyüklerden önce. Tabi ki içlerinde onlara gönül verenler de olacak ancak öncelikleri bu şekilde olmayacak, "Önce benim şehrim" diyecekler. Böylelikle aidiyetle birlikte sahiplenme de artacak, "Küçük olsun, benim olsun" diyen yönetici modeli de biraz olsun rafa kalkacak.
Rafa demişken, Liverpool geliyor akıllara. Benitez'in suyu ısındı yorumları süre dursun, Liverpool taraftarları kulüp sahiplerinden Tom Hicks'in oğlunun istifasını sağladı. Benitez maddi sıkıntılardan dolayı "Torres ve Gerrard sezon sonu gidebilir" derken Liverpool taraftarı maddi imkan yaratılmadığı için yöneticilerle diyaloğa girmek zorunda kaldı. Taraftarlardan birinin Hicks Jr.'a gönderdiği E-mail'e Hicks Jr.'ın küfürlü cevap yazması ciddi bir taraftar baskısı yarattı ve sonuçta evlat istifa etmek zorunda kaldı. Taraftar, haklı olduğu davada yönetici kellesi almayı başardı yani.
Yine Ada'da bir diğer gelişme de Manchester United taraftarlar birliğinin Sir Alex Ferguson'dan istifa etmesini talep etmesi. Glazerlar'ın kulübün mali borçlarını kapatmak için Manchester United'ın 2000 senesinde açtığı Carrington idman kompleksini satmayı planlaması taraftarları harekete geçirmiş. Glazerlar'ın sahibi olduğu firmalardan birine satılıp kulübe geri kiralanması düşünülen tesis yaklaşık 40 hektarlık bir arazi üzerine kurulu ve 14 tane çeşitli ebatta futbol sahası barındırıyor. Bu sahaların yanı sıra fizyoterapi ve rehabilitasyon alanları ve restoranlar da içeren ve modern sanat eseri olarak değerlendirilen tesis yüksek duvarlı güvenlik önlemleri nedeniyle çevre halkı tarafından "Fortress Carrington" (Carrington Kalesi) olarak adlandırılıyor.
Kırmızıların taraftarlar birliği, kulübün ikonlarından Eric Cantona'dan da içinde bulundukları hareketle ilgili olarak yüzünü göstermesini istemeyi planlıyor. Taraftarlar birliği "halktan bir kişi" olarak gördükleri Ferguson'un da taraftarların endişesini paylaşmasını beklediklerini, Glazerlar'ın yönetimde kalması halinde Ferguson'un kulüpteki 24 senesinde inşa ettiği mirasının de tehlike altında olduğunu söylüyor ve istifasının gündeme gelmesiyle yönetime mesaj göndermeyi umuyorlar.
Bilet fiyatlarının da kulüp el değiştirdiğinden bu yana ikiye katlandığını, ortalama 70,000 taraftara oynadıkları halde, ciddi sponsor gelirleri olduğu halde zararda olmasının anlaşılmaz olduğunu söyleyen taraftarlar birliği maçlarda stat güvenliklerinin izin verdiği ölçüde Glazerlar'ı protesto ediyorlar, sloganları basit LUHG (Love United, Hate Glazers, yani United'ı sev, Glazerlar'dan nefret et). Milan'la oynayacakları kritik Şampiyonlar Ligi maçı öncesinde Busby heykelinin önünde Glazer karşıtı sloganlar atıp maça geç girmeyi staddaki büfelerden de alışveriş yapmayarak protestolarını genişletmeyi planlıyorlar.
Bize dönelim. Fenerbahçe taraftarları sezon başında belirlenen kale arkası bilet fiyatlarına tepki gösterdiler. İstanbul'un çeşitli mekanlarında otobüs duraklarına, duvarlara, reklam panolarına yapıştırılan çıkartmalarla, stadda elden dağıtılan ilanlarla ve açtıkları internet sitesiyle kamuoyu oluşturmayı başardılar ve bu kamuoyu sonunda bilet fiyatlarında indirime gidilmesini sağladı. Bu süreçte stadda konuyla ilgili açılan pankartları tutanlarla ilgili kombine iptaline yönelik takip de olmadı değil.
Beşiktaş taraftarları da dönem dönem güncel olaylarla ilgili verdikleri tepkilerin yanı sıra "yönetim gönderen" tavırlarıyla da dikkat çekiyorlar. Çarşı'nın herşeye karşı duruşu kimi zaman nükleer enerjiye, kimi zamansa şeref tribününde oturanlara yönelebiliyor.
Galatasaray taraftarının ise kulübün tüzük ve yönetimsel işleyiş modeli nedeniyle kulüp yönetimi üzerinde çok fazla bir söz hakkı yok. Liseli-lisesiz ayrımı sadece yönetim seçiminde değil kulüp yönetiminin toplamında da var. Tabi ki tribün tepkileriyle onlar da rakipleri gibi kulübü kongreye götürecek kamuoyunu yaratabilirler ancak o kongrede olup bitecekler konusunda söz sahibi olmaları imkansız.
Fenerbahçe'de de bu imkansızlık kongre üyeliğine kabul için gerekli giriş aidatıyla yaratılmış durumda. 10bin liralık giriş aidatı taraftarlar için karar alma platformlarını stadlar, salonlar ve sanal ortamlarla kısıtlamış durumda. Stat ve salonlarda da gerek iç(!), gerekse dış güvenlik güçleri buna pek izin vermiyor. Aziz Yıldırım'dan önceki dönemleri büyüklerinden buhran günleri olarak dinlemeye alışmış yeni nesil Fenerbahçeliler ve Aziz Yıldırım'ın ayrılması durumunda o eski günlere dönüleceğinden endişe eden eski nesil Fenerbahçeliler arasına sıkışmış, yönetime seviyeli şekilde muhalif olmaya çalışan kısım ise sanal ortamlarda bile pek fazla konuşturulmuyor.
Ama özünde tepkiler hep aynı. Zalgiris maçında Tanjevic'e tepki verilmesi planlanırken "Oyuncular kötü etkilenir" deniyor, aynısını Milan maçı öncesi yapılması planlanan protesto için Manchester taraftarları da paylaşıyor. Yani birileri olan bitenle ilgili sahiplenici rol üstleniyor, etki etmek, yanlış gördüğünü düzeltmek istiyor, birileri ise değişiklikten endişeli ve aşırı koruyucu. Benzeri örnekler diğer camiaların da çeşitli ortamlarında yaşanmıyor değil ki. Sahada oynayan bir oyuncuya tribünden gelen herhangi bir olumsuz tepkinin derhal olumlusuyla kontralanmadığı nadirdir. Sabri, Ümit Özat, Alex, İbrahim Üzülmez bunun örnekleri.
Konu rakamlara döküldüğünde, söz konusu taraftarsa, oyuncusundan idarecisine herkesin ağzında milyonlar var. Ancak kulüplerin çekirdeğinde olan rakamlar bundan çok daha az. Yönetimler en küçük kısım olurken onları seçenler ise rakamsal bakıldığında herhangi bir stadda ancak kale arkasını doldurabilir durumdalar. Ancak, güncel eğilimle iyice "müşteri" yerine konulan bu kitleyi pek de kaale alan yok gibi. Daha önceleri örneğini verdiğim Schalke gibi, bu yazıya konu Liverpool ve Manchester United gibi, “birilerinin adamı” damgası yemeden bu protesto ve tepkileri medeni bir şekilde verecek ortam bizim tribünlerimizde ve gündelik hayattan gelen alışkanlıklarımızda ne kadar mevcut, önce onu cevaplamak lazım belki de.