
41 yaşındaki Gianluigi Buffon, 17 yaşındaki haline bir mektup yazdı. The Players Tribune'de yazan Buffon, geçmişiyle yüzleşti.
DERLEYEN | Oğuz Öztürk
"17 yaşındasın. Hayallerindeki gibi bir futbolcu olmak üzeresin. Her şeyi bildiğini sanıyorsun. Ama gerçek şu ki dostum, hiçbir şey bilmiyorsun.
Birkaç gün içinde Parma ile ilk Serie A maçına çıkacaksın. Yatakta olmalı, ılık süt içmelisin. Ama sen ne yapacaksın? Primavera'da iyi bir gece kulübüne gideceksin.
Sadece bir bira değil mi?
Sabaha karşı bir polis memuru ile tartışacaksın. Lütfen, yalvarıyorum bunu uzatma. Sadece eve ve yatağına git. Yaptığın işi riske atacaksın.
Kısa süre içinde, sarhoş edici ancak çok tehlikeli olan üç şeyle tanışacaksın.
Para, şöhret ve hayallerinin işi....
Bir kalecinin güvene ihtiyacı olduğu doğru. Korkusuz olması gerekiyor. Bir yöneticiye dünyadaki en teknik kaleci ve korkusuz kaleci arasında seçim yapması istense, şüphe yok ki korkusuz olanı seçecektir. Öte yandan, korkusuz olan bir kişi mantıklı düşünmeyi kolayca bırakabilir. Bu işin sonunda depresyona girecek ve yatağından çıkmak istemeyeceksin. İstersen gülebilirsin, ama bu olacak. Bu, bir erkeğin hayatta isteyebileceği her şeye sahip olduğunda, kariyerinin doruğunda gerçekleşecek.
26 yaşındasın. Juventus ve İtalya milli takımının kalecisi sensin... Paran ve saygın olacak. İnsanlar sana Süpermen bile diyecekler. Ama sen süper kahraman değilsin. Sen sadece diğerleri gibi insansın. Gerçek şu ki, bu mesleğin baskısı seni bir robota dönüştürebilir. Rutinin, hapishane hissi verebilir. İdmana gidiyorsun. Eve gelip TV izliyorsun. Uyuyorsun. Ertesi gün aynısı... Kazandın, kaybettin. Tekrar, tekrar...
'Bu nasıl mümkün olabilir? Ben mutlu bir insanım. Ben doğuştan bir liderim. Milyonlarca Juventus taraftarı beni seviyor. O zaman mutlu olmalıyım. Depresyonda olmak mümkün değil.'
Sana önemli bir soru sormalıyım. Neden hayatını futbola adamaya karar verdin, Gigi? Hatırlıyor musun?
Ve lütfen, sadece Thomas N’Kono yüzünden olduğunu söyleme. Bundan daha derine gitmelisin. Her ayrıntıyı hatırlaman gerekiyor.

12 yaşındaydın, evet. 1990 Dünya Kupası İtalya’daydı, evet. Gözlerini kapat. Tek başına oturma odandaydın. Neden her zamanki gibi arkadaşların orada değildi? Hatırlayamazsın. Büyükannen mutfakta yemek yapıyordu. Ne görüyorsun?
Şu garip ismi: Kamerun...
Kamerun’nun nerede olduğunu bilmiyorsun. Böyle bir yerin var olduğunu bile bilmiyordun. Elbette Arjantin ve Maradona'yı tanıyordun, ancak Kamerun'dan gelen oyuncularda seni çeken bir şey var. Hava çok sıcak, ama kaleci hala uzun bir eşofman giyiyor. Pembe yakalı uzun kollu yeşil bir üst... Hareket etme şekli, duruşu, bıyık... Kalbini açıklanamayan bir şekilde büyüledi. O şimdiye kadar gördüğün en havalı adam.
Spiker, adının Thomas N’Kono olduğunu söylüyor.
Sadece kaleci olmak istemiyorsun. Bu tür bir kaleci olmak istiyorsun. Vahşi, cesur, özgür olmak istiyorsun. Maçın son beş dakikası boyunca, sesi kapalıyken televizyonun arkasına çömelmiştin. Sonunda dikizliyorsun ve Kamerun oyuncularını kutlama yaparken görüyorsun. Doğruca sokağa koşuyorsun. Sokaktaki diğer iki çocuk da aynı şeyi yapıyor. Herkes bağırıyor, “Kamerun’u gördün mü? Kamerun'u gördün mü?”
O gün, içinde bir ateş doğuyor. Thomas N. Kono için...
Buffon'un var olduğunu dünyaya göstereceksin.
Bu yüzden futbolcu oldun. Para ya da şöhret yüzünden değil.
Bu adamın sanatı ve tarzı yüzünden. Thomas N’Kono’nun ruhu yüzünden.
Kaleci olmak cesur olmak demektir, bu doğru. Ama cesur olmak, cahil olmak değildir, Gigi.
Depresyonunun derinliklerinde tuhaf ve güzel bir şey olacak. Bir sabah rutinin bozmaya ve kahvaltı için Torino'da farklı bir restorana gitmeye karar vereceksin. Böylece şehir içinde yeni bir rota keşfedeceksin ve bir sanat müzesini göreceksin. Chagall yazısını göreceksin... Bu ismi daha önce duymuştun ama sanatı hakkında bir şey bilmiyorsun. Yapacak işlerin var. Yolda olmalısın. Sen Buffon'sun. Ama Buffon kim? Sen gerçekten kimsin? Biliyor musun?
Bu, bu mektubun en önemli kısmı. Bu müzeye girmek, hayatının en önemli kararlarından biri olacak. Eğer o müzeye girmezsen tüm duygularını mahzende uzak tutmaya devam edersin ve ruhun bozulur. İçeri girersen, Chagall'ın yüzlerce resmini göreceksin. Çoğu seni etkilemeyecek. Bazıları iyi, bazıları ilginç, bazıları size hiçbir şey ifade etmeyecek. Ama sonra şimşek gibi sana vuracak bir resim göreceksin.
Buna ‘Yürüyüş’ diyorlar...

Çocuksu bir görüntü. Bir erkek ve kadın parkta, piknik yapıyorlar. Büyülü. Kadın bir melek gibi gökyüzüne uçuyor ve adam yerde duruyor, elini tutuyor, gülümsüyordu. Bir çocuğun hayali gibi. Bu görüntü sana çocukluk hissi verecek. Sade bir mutlukuk...
Thomas N’Kono'nun topa 30 metreden vurduğu his.
Büyükannenin seni mutfaktan çağırdığı his.
Yaşlandıkça bu duyguları kolayca unutabilirsin. Ertesi gün müzeye geri döneceksin. Bilet gişesindeki kadın sana komik bir şekilde bakacak. “Dün burada değil miydin?” diyecek. Önemli değil. İçeri gir. Bu sanat senin için en iyi tedavi olacak.
Parma’da genç bir oyuncu olduğunda cehaletin seni etkileyeceği bir şey yapacaksın. Büyük bir maçtan önce, takım arkadaşlarına ve yöneticilerine lider olduğunu, cesur olduğunu, büyük bir karakter olduğunu göstermek için tişörtüne bir zamanlar okuldayken masanın üzerinde kazıdığın gibi bir mesaj yazacaksın.
“Korkaklara Ölüm”.
Bunun sadece bir motivasyon kaynağı olduğunu düşünüyordun. Bunun faşistlerin sloganı olduğunu bilmiyordun. Bu, ailenin çok acı çekmesine neden olacak hatalardan biri olacak. Fakat hatalar önemlidir, çünkü sana insan olduğunu hatırlatır. Sana tekrar tekrar, hiçbir şey bilmediğini hatırlatacak hatalar dostum...
Tek pişmanlığım, aklını dünyaya daha önce açmaman... 41 yaşındayken, bunun içinde hala yandığını hissedeceksin. Tatmin olmayacaksın, özür dilerim. Dünya Kupası’nı ellerinde tutmak bile, bu duyguyu yatıştırmayacak.

Dağlarda, Udine'deki amcayı ziyarete gittiğin ilk kışı hatırlıyor musun?
Dört yaşındaydın. Gece boyunca kar yağmıştı. Daha önce hiç kar görmemiştin. Uyandın ve pencereden dışarı baktın. Rüya gibiydi. Bembeyazdı.
Pijamaların ile dışarı çıktın. Karın ne olduğunu bile bilmiyordun. Ancak tereddüt etmedin.Ne yaptın? Montunu giymek için içeri geri mi döndün? Hayır, hemen dışarı atladın. Korkusuz.
Büyükannen çığlık atıyordu, “Gianluigi !!!!!!!!!! Hayır! Hayır! Hayır!"
Sırılsıklam olmuştun, sırıtıyordun.
Bir hafta boyunca ateşin düşmedi.
Ama umrunda değildi.
Bu sensin.
Sen Buffon'sun.
Var olduğun dünyaya göstereceksin..."