Napoli'de iki kişi: Diego ve Maradona...

"Diego ile dünyanın sonuna giderim ama Maradona ile tek bir adım bile atmam..." Bu sözler, Diego Armando Maradona'ya en yakın isimlerden biri olan antrenörü Fernando Signorini'ye ait. Burada, onun Napoli günlerinden iki kişiyi okuyacaksınız: Diego ve Maradona...

NTV Spor 01.12.2020 - 17:22 | Son Güncelleme: 01.12.2020 - 17:41

YAZI | Oğuz Öztürk

Diego Armando Maradona Napoli'ye geldiğinde, çocukluğunda yaşadığı aynı sorunlara katlanan halkı karşısında buldu. Napoli, özellikle futbol söz konusu olduğunda tutkuluydu. Kitlesel yoksulluk, işsizlik ve organize suçlardan muzdarip bir şehirdi ve aristokrat, endüstriyel kuzey tarafından İtalya'da bir leke olarak tasvir edildi. El Pibe, oradaki ilk gününde "Napoli'nin fakir çocuklarının idolü olmak istiyorum çünkü onlar Buenos Aires'teki halim gibiler" diyerek işe başladı.

"Beni sevdiklerini, gerçekten sevdiklerini hissettim. Napoli en az benim kadar çılgın bir şehirdi. Pek çok şey bana kökenlerimi hatırlattı. Açlık grevleri olmuş ve insanlar kendilerini San Paolo'ya zincirleyerek gelmem için yalvarmışlardı. Onları nasıl hayal kırıklığına uğratabilirdim" Maradona, Napoli'ye gelişini böyle anlattı. 

Diego, helikopterle San Paolo'ya geldiğinde stadyum "Ho visto Maradona, ho visto Maradona" ('Maradona'yı gördüm, Maradona'yı gördüm') sloganları atan 70.000 taraftarla doluydu. Boynuna bir Napoli atkısı takanMaradona, "İyi akşamlar, Napolitenliler. Sizinle birlikte olduğum için çok mutluyum" dedi. Bunlar ilk sözleriydi. "Forza Napoli " diyerek sahadan ayrıldı. Maradona şimdiden yaşayan bir Tanrı haline gelmiş gibiydi. 

Maradona'nın Napoli ile başardığı şey gerçekten inanılmazdı. O gelmeden önce güneyden bir ekip Scudetto'yu kazanmamıştı. Napoli, 1982-83 ve 1983-84'te küme düşmekten kıl payı kurtulmuştu. 

Maradona'nın Napoli'sini tek kişilik bir takım olarak tanımlamak aslında yanlış. 1987'de şampiyon takımda Fernando De Napoli, Salvatore Bagni, Bruno Giordano ve savunmada Ciro Ferrara gibi isimler vardı. 1990'daki şampiyonlukta Brezilyalı yıldızlar Alemao ve Careca ile genç Gianfranco Zola da vardı. Ancak Maradona olmadan Napoli'nin şampiyonluğu kaldırmaya yaklaşamayacağı açık. O zamanlar Serie A, dünyanın en güçlü ve en zengin ligiydi. Ligin en altına kadar her takım, birinci sınıf yabancı oyuncuları ile övünüyordu. Juventus'ta Platini, Boniek ve Laudrup, AC Milan'da Van Basten, Gullit ve Rijkaard, Inter'de Rummenigge, Matthaus, Brehme ve Klinsmann, Roma'da Falcao ve Cerezo, Fiorentina'da Socrates ve Passarella, Verona'da Elkjaer ve Briegel, Udinese'de Zico vardı. Liste uzayıp gidebilir.

El Pibe, "Güçlü Kuzey için, Napoli ile yaptığımız gerçek bir darbe oldu" dedi. "Acıttı. Bizden önce güneyden kimse Scudetto'yu kazanmadı. Ve Napoli'de beni sadece sevmediler; bütün fakir güney İtalya beni sevdi. Ben onların simgesiydim. Fakir Güney'e vermek için zenginden alan güçlü Kuzey'e karşı simge..."

1987 şampiyonluğundan sonra El Pibe, "Benim için bu unvan Dünya Kupası'nı kazanmaktan çok daha fazlasını ifade ediyor" dedi. "Tokyo'da bir Dünya Gençler Kupası kazandım ve geçen yıl Meksika'da Dünya Kupası'nı kazandım ama her iki durumda da yalnızdım. Hiç arkadaşım yoktu. Burada tüm ailem, Napoli şehri benimle çünkü kendimi Napoli'nin oğlu olarak görüyorum." 

Bu şampiyonluktan sonra çılgın Napolililer sokaklara döküldü ve bir bir ay süren bu partiden tüm şehirde hayat durma noktasına geldi. Arabalar kornalarını çaldı, insanlar otobüslerin üstünde dans etti ve Vespa üzerindeki gençler kıvırcık Maradona perukları taktılar. Üzerinde Juventus işaretleri bulunan tabutlar taşındı ve sahte cenazeler düzenlendi. Şehrin en büyük mezarlığının dışında, "Neyi kaçırdığınızı bilmiyorsunuz!" tezahüratları yapıldı.

On yıllarca süren tacizden sonra, hem futbol sahasında hem de dışında ezilen Napolililer, egemen sınıfı devirmekten duydukları sevinci kontrol edemediler. Aslında Maradona ve Napoli'nin bu kadar bütünleşmesi de bu meseleden beslendi.

İtalya'nın kuzeyi ile güneyi 1871'de birleştiğinden beri anlaşmazlık içinde. İki kutup arasındaki ekonomik uçurum astronomik. İtalya'nın endüstriyel kuzeyi finansal güce hakim. Bu arada, güney ezici bir çoğunlukla tarımsal ve yoksulluk ile şiddetli işsizlikten muzdarip. Güneyliler, kuzeyliler tarafından fakir, tembel, eğitimsiz ve kirli olarak görülüyordu ve onları mafya ve Camorra tarafından kontrol edilen Arap ve Afrika kökenli yozlaşmış parazitler olarak kabul ediyorlardı. Bu arada kuzeyliler güneyliler tarafından açgözlü, züppe ve soğuk kalpli olarak görülüyordu. Maradona'nın takımı kuzeye maçlara gittiğinde 'İtalya'ya hoş geldiniz', 'Yıkan!', 'Napoli, kolera hastaları' gibi pankartlarla karşılandılar. Güney İtalyanların daha koyu ten rengi nedeniyle maymun tezahüratları da yapılıyordu.

Maradona otobiyografisinde "Herkes ve her şey bize karşıydı" diye yazdı. "En kötüsü 'İtalya'ya Hoş Geldiniz' afişleriydi. Tüm bu Kuzey-Güney savaşı beni daha da güçlendirdi ve bana en sevdiğim şeyi yapma şansı verdi: bir amaç için savaşmak..."

Juventus, kuzey zenginliğinin ve gücünün en büyük temsiliydi. Aynı zamanda FIAT'ın da sahibi olan Agnelli ailesi tarafından 1923'te satın alınan, İtalya'daki en başarılı kulüp onlardı. Maradona geldiğinde 20'den fazla kupaları vardı. Maradona, bu havayı mükemmel bir şekilde benimsedi. Maradona'nın, Kapadia'nın kendisi ile ilgili yaptığı filminde iki yaşındaki kızı Dalma ile anti-Juve şarkılarını öğrettiği bir sahne görüldü. Juve, Juve, vaffanculo! (Juve, Juve, s***git!) Görüntülerde Dalma, babasından sonra tezahüratı tekrarlıyordu.

1986-87 sezonunun son haftalarında, Napolili evlerde ve vitrinlerde yer alan dualar değiştirildi "Maradonamız, adını kutsadık, bizi hayal kırıklığına uğratma, bize şampiyonluğu ver, amin..."

Maradona, her Napolili annenin oğlu ve her Napolili kızın erkek arkadaşıydı. Kapadia'nın filminde, Napoli'nin UEFA Kupası başarısını kutlayan üç genç kadınla röportaj yapan bir gazeteci gösterildi. O gece hangi oyuncuyla yatmak istedikleri sorulduğunda hepsi "Maradona, Maradona!" diye bağırdılar. 

Tüm bunlar ve Napoli ile kurduğu bağ, Diego'ya aitti. Ancak bir de Maradona vardı... O, Diego Armando Maradona'nın karanlık yüzünü temsil etti.

Profesyonellik, Maradona'nın asla anlamını bilmediği bir şeydi. Partilere, gece kulüplerine ve özellikle kadınlara olan sevgisi efsaneviydi. Napoli'de, 16 yaşında çıkmaya başladığı uzun süreli kız arkadaşı Claudia Villafane ile yaşamasına rağmen, çok renkli ve tartışmalı bir aşk hayatı yaşadı. Maradona, İtalya'da 8.000'den fazla kadınla yattı. "Claudia'ya aşıktım ama bazı güzel kadınlar vardı. Çok fazlaydı!" Maradona, daha sonra itiraf etti.

Eylül 1986'da 22 yaşındaki muhasebeci Cristina Sinagra, oğlunu doğurduğu gün Maradona'nın babası olduğunu açıklamak için halka seslendi. Bu, dört aylık bir ilişkinin sonucuydu. 1993'teki mahkeme sonunda Maradona'nın biyolojik baba olduğunu doğruladı, ancak Maradona, oğlunu gerçekten kabul etmesi için en az yirmi yıl bekledi. Maradona, oğlu için sık sık "Bir hataydı" dedi. Maradona Jr ve Maradona'nın buluşması ancak 2013 yılında gerçekleşti.

Claudia Villafane ile Maradona, tüm bunlara rağmen 1989'da evlendiler. Düğünleri 1 milyon sterline mal oldu. Düğüne 1000'den fazla misafir katıldı. Çift, 1937 model üstü açılır bir Dodge ile alana gelirken 40 metrelik bir pasta onları bekliyordu. Gerçek Maradona tarzında, parti ertesi sabah saat 8'e kadar sürdü. 

Maradona'nın idmanlara katılımı ise acınacak haldeydi. Antrenmanları düzenli olarak kaçırıyor, geç kalıyor ve tatillerden ya da yurt dışı gezilerinden belirlenen günlerden sonra dönüyordu. Bazen maçları da kaçırdığı oldu. 1989 sezonunun başında, Marsilya'ya transferi ile ilgili anlaşmazlığın ardından sezonun ilk ayını oynamayı reddetti. Sonunda Napoli'yi ikinci şampiyonluğuna taşımak için geri döndü. En kötüsü, Kasım 1990'da Spartak Moskova'ya karşı oynanan son 16 maçından önceydi. Seks ve uyuşturucu dolu bir gecenin ardından, Maradona diğer takım arkadaşlarıyla Moskova'ya gidemedi. Sonunda ayıldığında, maçtan önceki gece onu Rusya'nın başkentine götürmesi için özel bir jet kiraladı. Sonunda takım arkadaşlarına katıldı.

30 yaşında ve en iyi günlerini geride bırakırken, Napoli artık aşırılıklarını şımartmaya istekli görünmüyordu. Medya da aynı şekilde düşünüyordu. 

Maradona'nın altı yıl önce gelmesinden bu yana ciddi bir kokain bağımlılığı olduğu bilinen bir sırdı. İlk olarak 1982'de Barcelona'da almaya başlamıştı ve bu, San Paolo'da geçirdiği süre boyunca verimli bir şekilde devam etti. John Ludden, Kapadia'nın filminin temelini oluşturan 'Once Upon a Time in Naples' adlı kitapta, Maradona'nın bağımlılığının ciddi bir boyutta olduğunu ortaya koyuyordu.

Maradona'nın, şehrin mafya tipi bir suç örgütü olan Camorra ile bağlantıları hakkında da sürekli şüpheler vardı. Cesur bir Fransız gazeteci olan Alain Chaillou, Maradona'nın bir basın toplantısında Arjantinli'ye Camorra'nın Barcelona'dan Napoli'ye gelişini sağlayan rekor ücreti finanse ettiğini bilip bilmediğini açıkça sordu. Öfkeli Maradona, gazetecinin derhal basın odasından atılmasını istedi. Güvenlik görevlileri, Chaillou'yu bina dışına çıkardılar.

Maradona'nın Napoli'nin en güçlülerinden biri olan Giuliano ailesiyle olan dostluğu, polis soruşturmasına yol açtı. Soruşturmada, Giulianos ile çekilen 71 Maradona fotoğrafı ortaya çıktı. Mahkemede sorgulandığında Maradona, bir hayranı tarafından evlerine davet edildikten sonra Giuliano ailesiyle zaman geçirdiğini ancak yeraltı bağlantılarını bildiğine dair tüm bilgileri reddettiğini söyledi. Yıllar sonra kim olduklarını çok iyi bildiğini itiraf edecekti. "Dokunulmazlar filminden Al Capone gibiydiler. 'Sahip olduğun herhangi bir sorun benim sorunumdur' derlerdi. Bizi koruyacaklarını söylediler. Filmlerdeki gibiydi..."

Maradona'nın kabahatlerinin çoğu, kokain bağımlılığından Camorra ailesi ile arkadaşlıklarına ve evlilik dışı ilişkilerine kadar 1990-91 sezonuna kadar nispeten gizli kaldı. 

Dünya Kupası 90'dan sonra her şey değişti. Azzurri, o turnuvanın yarı finalinde penaltılarda Maradona'nın Arjantin'i tarafından saf dışı bırakıldı. Bu maç Napoli'de oynandı ve Maradona, San Paolo'daki pek çok kişiyi Arjantin'i desteklemeye teşvik etmek için İtalya'nın kuzeyi ile güneyi arasındaki bölünmeleri kullandı. Maçtan önce "Şimdi Napolililerden Arjantin'i desteklemelerini istiyorum. Ben onlar için herşeyi yaptım" dedi. Bölgesel huzursuzluğu kaşımak, aslında ustaca bir hamleydi. 

O zamanki Juventus başkanı Gianpiero Boniperti, "Napoli halkının İtalya'yı desteklemeyi bırakacağını asla hayal etmedik" dedi. Maradona, İtalya'nın elenmesinin ardından halktan nefret eden bir figür haline geldi. Gazzetta dello Sport onu şeytan olarak manşete taşıdı. La Repubblica, okuyucularından en sevmedikleri tarihi figürü seçmelerini isteyen bir anket yaptı. Diego, ankette savaş suçlularının ve diktatörlerin önünde zirveye çıktı.

1991'in başlarında Maradona'nın adı, Camorra'yı içeren bir uyuşturucu kaçakçılığı ağıyla bağlantılı olduğu iddiasıyla tüm gazetelere yazıldı. Dinlenen telefon görüşmelerinde sesi sekiz kez tespit edildi, ancak 20 yıla kadar hapis cezası istenen uyuşturucu kaçakçılığına karışmaktan aklandı. Bununla birlikte, kokain bulundurmakla suçlandı ve ertelenmiş bir hapis ve para cezası aldı. Mart ayında tabutun son çivisi geldi. Maradona'nın Bari'ye karşı oynadığı Serie A maçından sonra girdiği testte kokain kullandığı ortaya çıktı. 15 aylık eşi görülmemiş bir oyun yasağı aldı. Bir daha asla aynı oyuncu olmayacaktı ve uyuşturucu kullanımı yoğunlaşacak ve sonunda sonraki on yıl içinde neredeyse hayatına mal olacaktı. Mafya babası Carmine Giuliano’nun Maradona’nın hayatındaki yerini ve bu durumun Maradona’yı nasıl kontrol altında tuttuğunu vurgulayan Kappadia'nın belgeselinde, "Camorra’ya karşı koyamadı" deniyor. Miguel Delaney, Independent'teki bir yazısında da Maradona'nın İtalya'da içinde olduğu döngüyü özetlemişti:

Pazar: Serie A Ligi maçı.

Pazar gecesinden çarşamba sabahına kadar kesintisiz kokain alemi.

Çarşamba sabahından cumartesi akşamına kadar “arınma” ve terleyerek kokaini vücuttan atma.

Pazar: Serie A Ligi maçı.

Bu döngü tekrarlayıp durdu, ta ki Maradona bir daha tekrarlayamayana kadar.

"Kuzey ekiplerini yenmeye başladığımızda, beni öldürmek istediler" diyen Maradona, yaşananları 'komplo' olarak açıkladı. "Her şey muhtemelen 1990'da bizim yüzümüzden kaybettikleri tüm kazançlı anlaşmaların geri ödemesiydi. Kör bir adam bile bunu görebilirdi..."

Peki Maradona, 7 yıl boyunca bu kokoin testlerinden nasıl çıkmıştı? Fernando Signorini, en mantıklı cevabı veren isim oldu. "Maradona'nın kokain testinin pozitif çıktığını gören kimse şaşırmadı. Ama bazı güçler onu bitirmek için büyük bir fırsat ele geçirmişti..."

Maradona, bir gecenin ortasında Arjantin'e kaçtı. İtalya'ya bu kadar çok şey veren biri için üzücü ve onursuz bir gidişti. Eller üstünde gelmişti fakat giderken yanında kimse yoktu. 86 bin kişilik bir kalabalık tarafından karşılandığı ve durmadan ilgiye boğulduğu Napoli kentini bir başına terketti.  Ancak şüphe yok ki, Maradona efsanesi Napoli'de sonsuza kadar yaşayacak. 

Maradona, bu günün yıldızlarından çok daha farklı bir hayat yaşadı. O, kariyerine tam bir kargaşa içinde devam etti. Tüm bu kargaşa da aslında, Maradona'nın günümüz yıldızlarından daha az başarı almasına rağmen onun kazandıklarını daha değerli yapıyor. 

Sayfa Yükleniyor...