Sancı

Chelsea adına 24 Şubat 2022’de Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesiyle başlayan geçiş dönemi sancısı, 7 Eylül 2022 itibarıyla Thomas Tuchel’in kovulmasıyla beraber had safhaya çıktı.

NTV Spor 08.09.2022 - 18:56 | Son Güncelleme: 08.09.2022 - 19:06
YAZI: Kutluhan KocadağAP

Chelsea için kötü sonuçlar alan teknik direktörle yolları ayırmak kültürel açıdan alışılagelmişin dışında bir durum değil. Fakat başarıları ve vadettikleriyle bu kadar parlak görünen Thomas Tuchel’le Dinamo Zagreb mağlubiyeti sonrası yolların ani bir şekilde ayrılması beklenenin aksi bir durum. Hele de sık teknik direktör değişikliğini adet haline getirmiş bir yönetimin henüz birkaç ay önce değiştiğini düşünürsek bu karar daha da şaşırtıcı bir hal alıyor.

Aslında şaşırtıcı olan Todd Boehly yönetiminin menajer kovması değil; transfer döneminde uğruna yaklaşık 250 milyon sterlin yatırım yaptığı menajeri bu kadar erken şekilde kovması. Öyle ki malum ayrılık gerçekleştikten dakikalar sonra bu kararın saha içi etkenler veya alınan sonuçlardan bağımsız bir karar olduğu yönünde çeşitli iddialar ortaya atılmaya başladı. Peki bu saha dışı etkenler neler olabilir?

“Üçlü savunma oynamak için en az üç tane iyi stopere ihtiyaç duyarsınız.”

Thomas Tuchel, üçlü savunma sistemini benimsemiş ve bu yolla başarıya ulaşmış bir antrenör. Chelsea’de elde ettiği büyük başarıların da bu yolla geldiğini biliyoruz. Abramovich’in kulübü satmaya karar verdiği, kulüp gelirlerinin tamamına yakınına temlik koyulduğu dönemde en büyük soru işareti Chelsea’nin küçülmeye gidip gitmeyeceğiydi. Bu küçülme sorunsalı, en başta yüksek kalibreli ve yüksek maaşlı oyuncuların elde tutulup tutulmayacağına dair soru işaretlerini gündeme getiriyordu.

Henüz yaz aylarına girmeden Antonio Rüdiger’in Real Madrid yolcusu olduğu kesinleşmişti. Yani fark yaratan üçlü savunmanın önemli bir dişlisi denklemden çıkıyordu. Bir diğer dişli Andreas Christensen ise Rüdiger’in ezeli rakibi olma yolunda Barcelona’ya imza atıyordu. Chelsea’nin kadro gedikleri gittikçe genişlemişti. Inter’e dönmek isteyen Romelu Lukaku ve hiçbir zaman bekleneni veremeyip Almanya yolunu tutan Timo Werner ise ön taraftan hem nicelik hem de nitelik götürüyordu.

Chelsea’nin Amerikalı yeni sahipleri, Tuchel’i başarılı kılan sisteme katkıda bulunmak adına kesenin ağzını açmalıydı. Napoli’nin tecrübeli stoperi Kalidou Koulibaly Maviler’in yolunu tuttu. Öte yandan 8 senedir Manchester City forması giyen Raheem Sterling, hücuma güç kazandırması için kadroya eklendi. Ancak bundan sonrası adeta hallaç pamuğu. Öncelikle Lukaku’nun yerini Robert Lewandowski’yle doldurmak isteyen Londra ekibi bu transferde Barcelona’ya yenildi. Öte yandan bir aya yakın Jules Kounde transferini bitirmeye çalışan Todd Boehly ve ekibi, bu transferde de Katalan rakiplerine takıldı. Zaman gittikçe daralırken Chelsea için havuz da bir o kadar dar ve sığ bir hal aldı.

HİYERARŞİ

Raphinha’nın hem Chelsea hem Arsenal’la anıldığı dönemde devreye giren Barcelona, Maviler’in elinden bir oyuncu daha alacaktı. Değişim ve dönüşüm sürecinde Peter Cech ve Marina Granowskaia gibi kulübün önemli karar vericileriyle yolları ayıran Chelsea’de üst üste birçok transferin hüsranla sonuçlanması, yönetimsel açıdan bazı soru işaretlerinin doğmasına yol açıyordu. Zira kulüp yaptığı ve yapmayı vadettiği harcamalarla değişim sürecinde bir küçülmeye gitmeyeceğini açıkça belli ediyordu. Fakat bu hüsranların sebebi iş bölümündeki bazı aksaklıklar mıydı? İşte belki de Thomas Tuchel’le köprülerin tamamen yıkılmasına bu bilmece yol açtı.

Öyle ki sürekli teknik adam değişikliğine giden Abramovich’in bu değişiklikleri yapmasındaki yegane sebep, kulüp içindeki hiyerarşiye fazlasıyla önem veriyor oluşu ve bunu sarsacak etmenlerin acilen ortadan kalkması gerekliliğine inanışı olarak bilinir. Bilhassa Jose Mourinho ile yaşadığı ayrılıklar, bu bakış açısına ışık tutan örnekler olarak gösterilir. Yeni Chelsea için de geçiş dönemindeki en büyük sancının bu hiyerarşiyi net şekilde sağlamak olduğunu söylemek yanlış olmaz. Çünkü Tuchel’in ayrılığına yol açan şeyin bu düzen -veya düzensizlik- olduğunu belirten birçok kaynak var. Bilhassa transfer sürecinde, halihazırda özel hayatında zor zamanlar geçiren Thomas Tuchel’den transferlerin gerçekleşme aşamasında aktif rol almasının beklenmesi bazı anlaşmazlıkların doğmasında büyük etken olmuş gibi görünüyor. Cech ve Granowskaia isimlerinin bu noktada ne kadar değerli oldukları ve Chelsea’nin istikrarı için Abramovich döneminde ne kadar önem arz ettikleri de bir açıdan kanıtlanmış diyebiliriz.

İSTİKRAR

MLB (Amerikan Beyzbol Ligi) ekiplerinden Los Angeles Dodgers, Todd Boehly’nin ortağı olduğu bir diğer spor organizasyonu. Dave Roberts, 2016’dan yılından bu yana takımın başında ve son olarak 2025 yılına kadar kendisini takıma bağlayan 3 senelik kontrata imza attı. Bir Boehly takımında böyle bir istikrar görüyorken bir diğerinde beklenmedik bir ayrılık senaryosuyla karşı karşıya kalmak tutarsızlık gibi görünebilir. Fakat şunu tekrar vurgulamak gerekir ki belki de bu ayrılık, geçiş dönemi sancılarının had safhaya çıktığı an olabilir.

Tuchel’in Chelsea’si sezona savunmada güç ve istikrar kaybederek başladı. Hücumda ise atılan 85 şuttan yalnızca 8 gol çıkarabilen takım vasat bir görüntü çiziyordu. Söylentilere göre Tuchel’in ayrılığından ötürü büyük bir rahatsızlık duyan Pierre-Emerick Aubameyang’ın ise bu vasat görüntüye çare olup olamayacağı soru işaretiydi. Öyle ya da böyle büyük çaplı bir değişimden geçen Chelsea, bir dişlisini daha değiştirmek için hızlı başlayan ve öyle devam edecek gibi duran Premier Lig’de erken bir pit stop yaptı.

Bu pit stop’tan Brighton’ın potansiyelli teknik adamı Graham Potter’la kalkmaya karar veren Chelsea için belirleyici unsur; yeni patron Potter’ın, büyük patron Boehly’nin hiyerarşisine sağlayacağı uyum olacak.

Sayfa Yükleniyor...