Fatih Demireli

"Merhaba, ben Berkant Göktan"


2006'nın yazı Almanya'nın son yıllardaki en sıcağıydı. Dünya Kupası için bu ülkeye gelenler sıcakları hatırlayacaktır. Meteorolji, özellikle güneyde rekor düzeyde hava sıcaklıkları tespit etmişti. Derecenin tavana vurmasına alışkın olmayan Almanlar havuzlara akın ediyordu. Biz de onlara eşlik ediyorduk.
 
Münih'te odak noktalardan bir tanesi Prinzregenten havuzuydu. Açık ve yeşil alanının geniş olması sebebiyle tabiri yerindeyse sürekli ana baba günüydü, mahşeri bir kalabalık, her yerde çocuklar, insanlar, su sesi ve vücudu kavuran keskin bir güneş. O kalabalığın içinde anneler çocuklarını kaybediyor, dakika başı “Küçük Michael annesini arıyor” diye ansonslar duyuluyordu. Bu karmaşık görüntüye rağmen günlerden birinde bir kişi dikkat çekmişti. Hızlı adımlarla havuz alanına doğru ilerliyor, sonra yavaşlayıp kendine boş bir yer bakıyordu.
 
"Berkant değil mi o?" diye sormuştuk birbirimize.
 
Bir zamanlar Şampiyonlar Ligi tarihinin en genci, Bayern Münih'in de profesyonel düzeydeki en genci, Alman futbolunun ruhani lideri Franz Beckenbauer'in "yüzyılın yeteneği" dediği, Almanya'nın en acımasız ama en iyi altyapı hocalarından Herrmann Gerland'ın "Zvjezdan Misimovic ile birlikte en yetenekli oyuncum" dediği, Galatasaray ve Beşiktaş'ta forma giyen Berkant Göktan. O an takımıyla birlikte antrenmanda olması gerekirken, takımsız olduğundan dolayı havuza gelen Berkant Göktan.
 
En son Kaiserslautern'de futbol oynamış ama orada da tutunamamıştı. Daha sezon bitmeden, yani Nisan ayında sözleşmesini feshetmişti Alman kulübü. Bundesliga'da pek görülen bir hamle değildi ama ne acı ki Berkant'ın kariyer çizgisine uygun bir gelişmeydi.
 
Daha çocuk yaşlarında izlediğimiz, büyülendiğimiz, "Bunu kim durduracak?" dediğimiz Berkant'ın hali üzüntü vericiydi. Mimikleri mutsuzluğunun yansımasıydı ki, bir müddet sonra içinde bulunduğumuz muhabbetin içeriği de farklı değildi. Orada, burada neden iyi gitmediğini anlatıyordu, ben ise kafayı sallıyor, bazen hak veriyor, bazen de yorumsuz kalıyordum.

Dortmund'ta oynanan Galatasaray – Juventus maçını anımsamıştık. "Hatırlıyor musun?" diye sordu heyecanla. Gözleri parlıyordu. Hatırlamaz mıyım! Berkant, Hakan Şükür ile birlikte sahanın yıldızıydı ve olağanüstü futbol oynamıştı. "O maçın görüntülerini bulabilir misin?" diye sordu. Takım arayışı için lazım gelen bir belge niteliğini taşıyabilirdi çünkü. "Bakın, dünya devi Juventus'a karşı böyle oynayan bir adamım ben, en büyüğüne karşı bile sahanın yıldızı olabilirim" mesajını vermek istiyordu deneme antrenmanına bile zor davet eden kulüp idarecilerine.
 
"Bundesliga 2'ye git, eski hocan Michael Henke orada. Ya da Türkiye'ye dön, sivrilirsin yine" demiştim. Ona cazip gelmedi bu öneriler, "Bundesliga" diye tutturmuştu. Hatta iyi bir Bundesliga kulübü olacaktı, ya da alternatif iddialı bir Avrupa kulübü. Yorumsuz kalmıştım ama en iyi dileklerimi ilettim. O havuz tesadüfünden sonra bir kaç kez daha gördüm onu. Münih'in merkezindeki İngiliz Parkı‘nda koşuyordu tek başına. Güçlü kalmaktı hedefi, bir kulüp çağırdığında antrenmanlı olmaktı.
 
Bir kaç gün sonra yine gördüm Berkant'ı… Bu sefer gazetede…
 
3. Lig'te oynayan 1860 Münih'in ikinci takımı ile antrenmanlara çıkmaya başlamıştı. Daha bir kaç hafta önce Bundesliga'yı düşleyen Berkant, ortalama 120 kişi önünde oynayan 1860 II'deydi artık. Sezon sonuna kadar sözleşme imzaladı, en azından bir umut ışığı. Kader bu ya; A Takım'daki forvetler teker teker sakatlandıyor, "yukarda" Berkant'a ihtiyaç duyuluyordu. Ve daha ilk maçında gol attı. Gollerin devamı geliyor, Berkant'ın yıldızı yine parlamaya başlıyordu. 1860 Münih'in stat ansonscusu her maç öncesi Berkant'ı özel takdim ediyordu seyircilere: "İngiliz Parkı'ndan bize gelen Berky Göktan!"
 
Artık Berkant'ın yeniden topluma kazandırma operasyonu tamamlanmıştı. 2. Lig'in en iyi oyuncularından biriydi ve Bundesliga kulüpleri kapısını çalıyordu. Berkant ise 1860'a duyduğu minnetten dolayı sözleşmesini 2011'e kadar uzatmıştı ama çıkışın devam etmesi beklenirken, işler yine tersine dönmeye başladı. Yalınayak bastığı bir cam parçasından oluşan hasar ameliyata kadar götürdü onu. Ve bir türlü dönmedi.
 
"Berkant nerede?" diye sordu gazeteler.
 
Evet Berkant neredeydi?
 
Tribünleri Berkant formalarıyla donatan taraftarlar acı cevabı Ekim 2008'de aldı. Uyuşturucu ile yakalanan Berkant kulübünden kovulmuş ve kariyeri artık bitme noktasına gelmişti. Oysa şans kapısını tekrar çalmıştı kelimenin tam manasıyla, keza 1860 yakasını bırakmadı: Berkant'sız işler kötü gidince Sportif Direktör Stefan Reuter, Teknik Direktör Marco Kurz'u da yanına alarak Berkant'ın evine gitmişti. 2 yıl önce karşılaştığımız havuzun çok yakınındaydı evi. Reuter ve Kurz, Berkant'a "geri dön" çağrısında bulundu, "hata yaptın, gençsin, şimdi geri dön" dediler ama Berkant'ın cevabı şaşırtıcı oldu: "İstemiyorum."
 
Bu olayın üzerinden 5 yıl geçti. Berkant o günleri hatırlayarak "çok büyük hata yaptım ve bana güvenenleri üzdüm. Reuter'i, Kurz'u, taraftarı, ailemi, herkesi." 1860 Münih'in tesislerinde sözleşmesini feshettikten hemen sonra havaalanı yolunu tutan Berkant, Tayland veya Meksika seçenekleri ile karşı karşıya kaldı. "Bir arkadaşım Tayland'ı önerdi, oraya gittim" diyor ve tercihini öyle yapıyordu. Berkant, dilini, kültürünü ve adetlerini bilmediği ülkede Muangthong United ile yeni bir kulüp bulmuş ama tek bir dakika dahi oynamadan Almanya‘ya dönmüştü. Ama yanlız değildi bu sefer; Tayland serüveninin güzel bir yanı varsa, o da Berkant'ın bugünkü eşiyle tanışması oldu. Onun yardımıyla kariyer açısından olmasa da, kişisel olarak daha emin adımlar attı.
 
Budizm felsefesini kendine kılavuz edindi, rahiplerle temas kurdu. "İstediğim şeyler neden olmuyor, istemediğim şeyler neden oluyor? Hayat neden böyle?" Bunların cevabı aramış ve bulmuştu. Berkant bugün 32 yaşında. Hayattan ders almış, yeni bir başlangıcın peşinde. Havuz kenarında buluştuğumuzda Bundesliga hedefini koyan Berkant artık sadece futbol oynamak istiyor. Ligi önemli değil, seviyesi önemli degil, iddiası ise hiç önemli değil. Sadece en iyi bildiği şeyi, futbol oynamak istiyor.
 
SV Heimstetten, Münih'in ortalama yerel kulüplerinden bir tanesi. Şirin bir tesisi var, bazen etrafında aileler mangal yapmaya geliyor. Bu aralar Bayern'in ikinci takımı burada maçlar yapmaya başladı ama genelde 50 kişi toplandığı zaman kalabalık sayılıyor. Üç hafta önce Michael Matejka'nın antrenman esnasında cep telefonu çaldı. Matejka, Heimstetten'in Futbol Şube Sorumlusu. Telefonun diğer ucundaki sesten şu sözler çıktı: "Merhaba, ben Berkant Göktan."
 
Matejka anlatıyor: "Aynı gün geldi, buluştuk, konuştuk ve ona konuşmanın sonrasında şu sözleri söyledim: Bunlar eşofmanların, birkaç hafta sonra nasıl devam edeceğimize bakarız."
 
Bir zamanlar Şampiyonlar Ligi tarihinin en genci, Bayern Münih'in de profesyonel düzeydeki en genci, Alman futbolunun ruhani lideri Franz Beckenbauer'in "yüzyılın yeteneği" dediği, Almanya'nın en acımasız ama en iyi altyapı hocalarından Herrmann Gerland'ın "Zvjezdan Misimovic ile birlikte en yetenekli oyuncum" dediği, Galatasaray ve Beşiktaş'ta forma giyen Berkant Göktan...
 
O son şansını kullanıyor. Futbol oynamak için değil, hayata sımsıkı sarılmak için…