İsmail Şenol

Hayalperest Sarıca


Yıl 1999. Milenyuma girmeye iki ay kalmış. Topun bazı yerlerde daha yumuşak sektiği, pota arkası tribünleri olmayan, kapalı gişe oynandığında nefes alması zorlaşan, giriş-çıkış için sadece iki kapısı olan, bahçesindeki potaların smaç basmaktan yamulduğu Alsancak Spor Salonu tarihi günlerinden birini yaşıyor. Beşte beş yaparken David Rivers'ın Tofaş'ını, Hidayet Türkoğlu ve İbrahim Kutluay'ın Efes'ini, Orhun Ene ve Ben Handlogten'in Galatasaray'ını yenen Pınar Karşıyaka; altıncı hafta maçında Ülkerspor'u konuk ediyor. Takıma bu kusursuz başlangıcı yaptıran koç Ergin Ataman, sezon sonunda Final Four başarısı yaşayacağı Efes'le anlaşmış ve İzmir'deki son maçında sahada. Bilet bulmak namümkün. Rakip Ülkerspor, Harun Erdenay, Dejan Koturoviç ve Jerome Allen'lı kadrosuyla şampiyonluğun en güçlü adaylarından. 15 sayı farkla kazanan Karşıyaka, altıda altı yapıyor. Karşıyaka basketbolunun 80'li yıllardan sonraki ilk zirvesi yaşanıyor. Ufuk Sarıca, o gün kaybeden takımın yıldız oyuncularından biri olarak, zirveye en yakından tanıklık ediyor.

O gün Karşıyaka gerçekleri kulübün yüzüne yüzüne vuruyor. Futbol takımına hoyratça yapılan harcamaların ardından basketbolculara düzenli para ödemekte zorlanan, bu yüzden oyuncularıyla sürekli mahkemelik olan, kulübün günlük işleyişini sürdürebilmek için sıcak para sıkıntısı yaşayan Pınar Karşıyaka, gelen cazip teklife dayanamıyor ve yıldızlaşan antrenörü Ergin Ataman'ı sadece altı hafta elinde tutabiliyor. Yetmezmiş gibi, o yıl, altyapıdan çıkan 19 yaşındaki yıldız adayı Kaya Peker'i de iki futbolcunun yıllık parasına gönderiyor.

15 yıl benzer senaryolarla geçiyor. Henry Domercant, Mehmet Yağmur, Gary Neal, Sean Marshall, Quinton Hosley, Leon Williams, Ryan Toolson, Jovo Stanojeviç, Furkan Aldemir ve Jawad Williams'tan bonservis ücreti elde ederek sürekli ek gelir yaratıyor Karşıyaka. Üstelik bir senelik sözleşmelerle kendilerini parlatıp, serbest kaldıktan sonra bol sıfırlı yeni kontratlara imza atan Türk oyunculardan katkı alarak. Sil baştan, sil baştan, sil baştan… Her sezon aynı senaryo. Dönem dönem iyi maçlar kazanan ama şampiyonlukların kıyısından bile geçmeyen bir Karşıyaka.

Derken, 99'da kulübün zirvesini karşı pencereden gören Ufuk Sarıca, 2012'de geliyor Karşıyaka'ya. Ki yabancı da değil, 2002'de bir süre takımın dipte olduğu bir dönemde, 38 yaşındaki Dallas Comegys, 35'lik Nihat Mala ve 33'lük Cenk Duraklar ile birlikte Karşıyaka formasını da giymiş. Bu kez formasını çıkarmış, takım elbiselerini çekmiş, kendine has bileklikleri, saati, özenle jölelenmiş saçları ve kol düğmeleriyle şeklen 10 puan alıyor camiadan. Ancak antrenörlük geçmişinde yara almış. 2011'de başladığı Efes'te kötü sonuçlar nedeniyle sezonu tamamlayamadan yerini Ilias Zouros'a bırakmış, Karşıyaka'yı yeni bir şans olarak görüyor. Sanki başarısızlıkta tek parametre varmış gibi “Ufuk hoca için çok erken” yorumları her yerde. Genel kanı, Sarıca'nın “O seviyenin” hocası olmadığı yönünde. Hedefi yeniden “o seviyeye” çıkmak, ait olduğu yeri herkese kanıtlamak.

Ufuk Sarıca'nın önünde iki seçenek var: Ya yeniden zirveye oynayan takımlardan teklif bekleyecek, ya da Karşıyaka'yı zirveye oynayan bir takım yapacak. Kulübün yakın geçmişi, ikinci seçeneğin pek mümkün olmadığını gösteriyor. Fakat Ufuk Sarıca bir hayal kuruyor, herkese meydan okuyor. O günlerde “Kendinden en az beş kat büyük bütçelere karşı mücadele ederken sıradan yolları tercih edemezsin. Yüksek tempolu, kendi taraftarını coştururken tarafsızları arkasına alacak, iyi bir hücum takımı kuracağım” diyor.

Önce bir guard buluyor kendisine, boyu 1.80 bile değil. Eurocup ve Euroleague tecrübesi var ama maç başına 6-7 üçlük deniyor. Şut tercihlerinin yarattığı baş ağrıları migrenden beter. Eh, o paraya gelecek oyuncunun illa ki bir kusuru olacak. İnanıyor Sarıca, imzalıyor Bobby Dixon'la.

Taraftarı arkasına almak için bir şutör daha istiyor koç. Kendisinin oynadığı dönemlerdeki kadar iyi bir şutör bulmak hedefi. NCAA tarihinin en iyilerinden, Yunanistan'da fena olmayan bir sezon geçirmemiş Jon Diebler'ı buluyor. Pota altına atlet, yüksek tempoya uyacak bir pivot, Alade Aminu geliyor. Takımın bütçesi 4 numarada şutu olan bir oyuncuyu almaya yetmiyor, atletik yetenekleri ve orta mesafe şutuyla mücadeleci Will Thomas kadroya dahil ediliyor. Bugünkü koşan Karşıyaka'nın temelleri 2012'de atılıyor.

İlk sezonda unutulmaz bir Eurochallenge performansı sonrası final four geliyor. Finalde kupaya en yaklaşılan anda, 17 sayı farkla öndeyken parkeye atılan bir su şişesi maçın ritmini bozuyor, bir sayıyla kaybediyor Karşıyaka. Ligde de dokuz yıl sonra yarı finale kalıyor. İlk adım atılıyor büyümek için.

İkinci sezonda geliyor esas adımı Pınar Karşıyaka'nın. Başta Ufuk Sarıca olmak üzere Dixon ve Diebler'ın tekliflere rağmen takımda kalması, alışılmadık şeylerin habercisi oluyor. Başka yerde büyük olmaya değil, kaldığı yeri büyük yapmaya karar veriyorlar. Seviye atlayan Karşıyaka Eurocup'a yükseliyor. Normal şartlarda maddi imkansızlıklardan dolayı kulübün kapısından içeri girmeyecek, Efes'in hiç kullanmadığı Esteban Batista kiralık olarak geliyor Karşıyaka'ya. O, dengeleri değiştiriyor. Ufuk Sarıca'nın “tek maçta herkesi yenen” sürpriz takımı, bir anda “tek maçlık turnuvaları kazanabilecek” sürpriz takıma dönüşüyor. 4 numaradan şut atacak oyuncu açığını Barış Hersek ve Leo Lyons ile doldurmak isteyen Karşıyaka, Lyons'ı takım birlikteliğine engel olması nedeniyle sezon ortasında gönderiyor. Kulüp değerleri, paranın önüne geçiyor ve Jawad Williams takımın yeni dört numarası oluyor. Ve o Pınar Karşıyaka, Ankara'da Türkiye Kupası'nı kazanıyor. Ufuk Sarıca, kulüp tarihindeki dört finalin ikisini oynayan koç olarak, üçüncü kupayı müzeye götürüyor. Üstelik TBL'de bir yarı final daha geliyor, ancak nefesi yetmiyor Karşıyaka'nın.

2014 yazı, gelişimin meyvelerinin alındığı bir dönem oluyor. Barış Hersek ve Ufuk Sarıca A Milli Takım kadrosuna girerken, Esteban Batista da 700 bin Euro'luk sözleşmeyle Panathinaikos'la Euroleague'de oynamaya gidiyor. Bobby Dixon artık Sarıca'nın göz hareketleriyle anlaştığı bir lider haline gelirken, Jon Diebler da hocanın elinde “saf şutör” kimliğinden uzaklaşıp komple bir hücum silahı olma yolunda önemli adımlar atıyor. Bunlar ucuza gelmiyor tabii. Bobby Dixon 400 bin dolarlık sözleşmesiyle kulüp tarihinin en pahalı yabancısı olurken, Diebler da önemli bir zam alarak takımda kalıyor. Bu imzalarla Dixon ve Diebler 1987'de Karşıyaka'yı şampiyon yapan Melvin Lee Davis'ten (nam-ı diğer Baba Davis) sonra en uzun süre takımda kalan yabancı oyuncular oluyor. Bütçe de haliyle 2,6 milyon Euro seviyesine yükseliyor. Bu yükselişe rağmen bütçe ligi yapıldığında Karşıyaka TBL'de 10. sırada kalıyor. Rekabet, hiç olmadığı kadar yukarıya çıkıyor TBL'de. Kimliğine sarılan Karşıyaka, yine Yunanistan'dan sadece bir yıllık profesyonel tecrübesi olan Kenny Gabriel ile anlaşırken, para kazanamadığı için Hırvatistan'dan Fransa'ya giden eski NBA oyuncusu DJ Strawberry'yi ucuza kapatıyor. Takımın pivot için ayırdığı 300 bin dolarla “yeni Batista” bulamayacağını bilen Sarıca bir kumar oynuyor ve dört numaradan bozma pivot Juan Palacios'u kadroya katarak tamamen hareketlilik üzerine yeni bir yapı inşa ediyor. İlk beşinde en uzunu 2.03 boyunda olan, sürekli koşacak, eşleşmesi çok zor bir erken hücum takımı kuruyor Ufuk Sarıca.

Nitekim ilk olarak Cumhurbaşkanlığı Kupası'yla başlıyor Karşıyaka sezona. TBL şampiyonu Fenerbahçe Ülker'i yenerek kulüp tarihinin dördüncü, Ufuk Sarıca döneminin ikinci kupasını kazanıyorlar.

Bugünden bakınca, sadece bitirdiği geçiş hücumlarından maç başına 13.7 sayı bulan Karşıyaka, ligin en hızlı oynayan takımı haline geliyor. Sarıca'nın takımı buna karşın sırtı dönük oyunlardan maç başına yalnızca üç sayı bularak bu alanda belki de tarihin en kötü takımı. Evet, belki hücum çeşitliliği idealden uzak. Evet, yapamadığı belirgin şeyler var Karşıyaka'nın. Ancak koşmaya başladığında yapabildikleri, onları özel kılıyor. Mike D'Antoni'nin Phoenix Suns'ı nasıl “yedi saniye içinde hücum etme” prensibini oturttuysa, Ufuk Sarıca'nın takımı da erken hücum etmenin tüm gerekliliklerini yerine getiriyor. Sahanın farklı alanlarında başlayan baskılı kombine savunmalar, yarı saha savunmasında risk alıp topu sürekli köşeye yönlendirmeler, pota altındaki fizik dezavantajını kapatmak için gömülü savunmalarla o tempo için epey iyi de bir savunma takımı oluyor Karşıyaka. Soner Şentürk kenardan gelerek tempoyu yukarıda tutup savunma direnci koyan bir görev adamı haline geliyor. Takımın tek fizikli oyuncusu Cemal Nalga, ikili oyunlardan sonra pas özelliğini geliştiriyor ve Eurocup'ta ortalama 13 dakika oynamasına rağmen neredeyse 2 asist ortalaması tutturuyor. Tüm rollerin oturduğu, birlikteliğin sağlandığı, sahada yarattığı değere herkesi ortak eden yapısıyla Karşıyaka, Eurocup'ta çeyrek finale kadar yükselerek kulüp tarihini yeniden yazıyor. Ufuk Sarıca'nın Karşıyaka'sı, sezona Euroleague'de başlayan takımlardan Neptunas ve Galatasaray'ı iki, Efes'i bir, Fenerbahçe'yi dört kere yeniyor. Üstelik Euroleague'de tarihi bir başarıya imza atıp Final Four'a kalan Fenerbahçe Ülker'i eleyerek, 1987'den sonra ilk kez TBL final serisine yükseliyor. Bu tesadüf falan değil. TBL'de üç sezondur üst üste yarı final oynayan tek takım Pınar Karşıyaka. Yönetiminden hocasına, oyuncusundan taraftarına basamak basamak çıkarak, her gün üstüne koyarak geldi bu noktaya.

99'da altı maçlık galibiyet serisi olan zirve göstergesi, 2015'te lig şampiyonluğu. O zirveye karşıdan tanıklık eden Ufuk Sarıca, artık yeni zirveler inşa eden bir lider oldu. Kupa kazanmak uğruna terk edilenlerin semti Karşıyaka, artık kalma cesaretini gösteren hayalperestlerin kupa kaldırdığı bir yer. Ve baş hayalperest Ufuk Sarıca, hala “bizim bir hayalimiz var” diyor.