Adnan Bostancıoğlu
Tüm YazılarıEn son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim; Türkiye’de mebzul miktarda bulunan Brezilya muhipleri 3-1’lik skora bakarak hiç heveslenmesin, Brezilya’nın işi zor.
Brezilya-Hırvatistan maçıyla Dünya Kupası'na “Bismillah” dedik. En son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim; Türkiye'de mebzul miktarda bulunan Brezilya muhipleri 3-1'lik skora bakarak hiç heveslenmesin, Brezilya'nın işi zor.
Rakip Hırvatistan... Avrupa'da A Grubunda Belçika'nın ardından ikinci olup Dünya Kupası'na gelmiş; üstelik gruplarda ilk dört maçında tam bir fiyaskoya imza atıp (İskoçya'ya iki maçta ve Belçika'ya kendi sahasında yenilip Sırbistan'la da berabere kalıp 1 -yazıyla bir- puanla gruplara başlayan bir takım...) Sonrası Allah'ın “yürü ya kulum” dediği bir durum... Hasılı, gruptan ikinci çıkıp Latin Amerika yolcusu olmuş “alt-orta sınıf” bir Avrup takımı... Lakin bu gece kupanın sözüm ona 1 numaralı favorisine kök söktürdü.
Aslında maçın özeti şuydu: Avrupa futbol disiplini Latin Amerika artistliğine karşı! Kimileri bundan hoşlanmayabilir; televizyonda maç anlatan arkadaşların deyimiyle “göze hoş gelen” hareketlere gönül indiriyor olabilirler, ama artık işler öyle yürümüyor. Vaktiyle futbolun “kurt kişisi” Lucescu söylemişti; “Şimdi bu yaşımda sahaya çıksam ve bana 2-3 saniye müsade edip 2-3 metrekare alan bıraksalar, topu sahanın istediğim yerine gönderebilirim!” Ardından eklemişti, “ama artık futbolda kimse kimseye böyle bir süre ve alan bırakmıyor.”
Dünya Kupası'nın açılış maçı da sanki biraz böyleydi. Hırvatlar, Brezilya'nın “yetenek kumkuması” oyuncularına o 2-3 saniyeyi ve 2-3 metrekareyi vermemek üzere oynadılar. İyi de oynadılar.
Dedim ya, Türkiye'de Brezilya muhibi çok. Fakat TRT'de maç anlatan “Yalçın abi” ve yorumcu Ceyhun Eriş de aynı meşreptenmiş meğer... Maç başladı, alttan alta bir nevi “Brezilya ne muhteşem” söylemi... Hırvatlar taktı; “tatsız bir sürpriz yaşadık” havasındalar... Sonra durumu telafi cümlesi; “Hırvatlar'ın golü iyi oldu; futbolseverler daha zevkli bir maç seyredecek!” Yani hesapta olmayan bir durum var ama Brezilya birazdan bunun üstesinden gelir havası...
Ya allaşkına nerden biliyorsunuz, belki bu ülkede –en azından Slaven Bilic'in yüzü suyu hürmetine- Hırvatistan'ı destekleyen insanlar var! Nedir yani “Brezilya zaten kazanacak ama yedikleri gol eğlencenin dozajını yükseltecek” söylemi?!
Dakikalar ilerliyor; Dani Alves bir frikik kullanıyor, top kalenin 1,5 m üzerinden gidiyor, arkadaşlar üzgün: “İyi vurdu ama...” Saha kenarında Scolari geliyor görüntüye, o bile bizim yorumcular kadar iyimser değil!
Bitmedi... Hırvatistan hücum ediyor, gol kaçırıyor... Bizimkiler sinirleniyor; “yani bu da gol olsaydı...” gibi bir serzeniş... Brezilya yenilse, bütün Dünya Kupası adeta bir skandala dönüşecek ve Yalçın abi ile Ceyhun Eriş bunun derdinde.
Uzatmayalım... Neymar'ın tıngır mıngır gelen topunu Pletikosa'nın buyur etmesi... Ardından Japon hakemin uyduruk penaltısı... Brezilya maçı kazandı (son golü saymıyorum, o Hırvatistan'ın “ya herro ya merro” dediği dakikalarda gelen bir goldü). Sonuçta ilk maçın ardından ortaya çıkan tablo şu: Brezilyalı oyuncuların çoğu Avrupa'da oynuyor, üstelik en kalburüstü takımlarda... Amenna. Lakin milli formayı giydiklerinde hepsi yine “Brezilyalı” oluyor. Bu onlar için büyük handikap. Sıkı bir Avrupa takımı (farzımuhal Hollanda) bu Brezilya'yı sürklase eder. Evet, biraz büyük konuştum ama bana kalırsa, durum bu. Dua etsinler gruplarında Hırvatistan'dan başka Avrupa takımı yok.
Dünya Kupası tarihinde Avrupa takımları kendi kıtaları dışında düzenlenen turnuvalarda kupayı bir kez kaldırabilmişler; 2010'da Güney Afrika'da Del Bosque'nin İspanyası... Arjantin'i henüz izlemedik ama –uzak kıtalardaki- ikinci Avrupa zaferine hazır olalım derim...