Adnan Bostancıoğlu
Tüm YazılarıTayfur Havutçu'nun maça dört forvetle çıkmasına ne demeli?
Ligin ilk yarısında oynanan Trabzonspor-Beşiktaş maçının ardından 28 Kasım'da yazdığım yazıda Burak Yılmaz'la ilgili şöyle demişim: “...bundan beş yıl önce henüz 21 yaşındayken İnönü Stadı'nda kendisine şahsen kuşkuyla bakmama sebep olan karakter zafiyetini hâlâ aşabilmiş değil. Can çıkmayınca huy çıkmıyor! O günlerde de öyleydi... Rakip dokunmaz ama Burak kendini yere atar; ne atması yerden yere vurur. Topu elle alır, hakem düdük çalınca büyük bir şaşkınlık ifadesiyle "ne var" gibisinden bakar. Hasılı hemen her maçta aynı tiyatro!
Pazar gecesi televizyonda tanık olmuşsunuzdur. Trabzon 1-0 mağlup; dakika 80 küsur. Burak cezasahasında İbrahim Toraman'la ikili mücadelede... Top Burak'ın eline temas ediyor. Ve fakat Burak ne yapıyor? Dönüp hakeme "Penaltı!" diye bağırıyor. Bunu anlamıyorum; topla el teması olan sensin, penaltı diye itiraz eden de sen! İnsan düşünmez mi, bütün bu pozisyonlar bilmem kaç kamera tarafından çekiliyor, defalarca ekrana geliyor. Milyonlarca insana mahcup olurum, diye aklından geçmez mi? Geçmiyor demekki! O an haksız da olsa, rakibin emeğini çalarak da olsa o penaltıyı alacak. Tek düşündüğü bu.
Futbolunu bu kadar geliştirmişken, herkesin "keşke benim takımımda olsa" diyeceği bir oyuncu olmaya adayken, insanın kendisini bu kadar antipatik bir kişilik haline getirmesi yazık ve günah.”Cuma gecesi aynı şeylere bir kez daha tanık olduk. Ernst'le birlikte yükselmeye çalıştığı hava topunun ardından kendini yerlere atmalar, yüzünü tutup yerlerde yuvarlanmalar falan... Dahası, hırsını alamayıp rakibe saldırmak... İyi bir golcü olmakla iyi bir futbolcu, hatta iyi bir insan olmak arasında dağlar kadar fark olduğunu, neredeyse çıktığı her maçta ispatlamak zorunda mı Burak Yılmaz? Bu çocuğa “Ya yeter artık!” diyecek kimse yok mu?
Bir çift laf da Quaresma'ya...Maçın son dakikaları... Beşiktaş'ın acilen gole ve dolayısıyla süreye ihtiyacı var. Halil Altıntop'la girdiği ikili mücadelede yerde kaldı ve topu kaybetti. Portekizli faul bekliyor; lakin hakem “devam” dedi. Bir hışımla yerden kalk, Halil'in peşine düş, yakala ve yere indir! Kart gördüğü gibi altın değerindeki saniyeler geçip gitti, Quaresma'nın sebebiyet verdiği gerginlikle... Tipik bir Quaresma sorumsuzluğu!
Bu eleman bunu hep yapıyor. Kendisine faul yapıldığını düşündüğü pozisyonlarda, ola ki hakem düdük çalmadıysa “Ben kendi adaletimi uygularım” takıntısı var. Sadece bu sebeple bu sezon gördüğü kartların sayısı, belki de bir elin parmaklarından fazladır. “Ya hakemler benim istediğim gibi karar verir ya da ben ‘gereğini' yaparım” küstahlığı cana yetti. Açıkça söylüyorum; sezon sonunda gitmezse gelecek sene tam bir baş ağrısı olacak.
Maça gelelim...Tayfur Havutçu'nun maça dört forvetle çıkmasına ne demeli? Hadi kanatlarda Quaresma ve Holosko'yu, santrforda Almeida'yı anladık; peki nerede oynadığını, ne tür bir vazife üstlendiğini sahada kaldığı 64 dakika boyunca anlayamadığımız Mustafa Pektemek'e ne demeli?
Bununla kalsa iyi! 87. dakikada Ernst'in yerine Edu'yu (orta saha oyuncusu yerine forvet), 90. dakikada Quaresma'nın yerine Sivok'u (forvet yerine... evet yine bir forvet! Ütelik kulübede başka forvet kalmadığı için hücumda oynasın diye bir defans oyuncusunu...) oyuna aldı Tayfur hoca... Kulübede hiç kimse, maçın berabere bitmesi halinde Trabzonspor'un avantajlı olacağını söylemedi mi acaba genç teknik direktöre? Sanırsınız vakit geçirme taktiği uyguluyor. Şenol Güneş bu değişikliklere gülmüştür her halde... O, sadece Olcan Adın'ın yerine Aykut'u sürdü sahaya... Zamana oynamak maksadıyla başka bir değişiklik yapamadı; çünkü Havutçu fırsat vermedi!
Tayfur Havutçu, ne kadar çok forvetle oynarsam gole o kadar yakın olurum ham bilgisiyle malul, maalesef. Hafızamı zorluyorum ve sanırım yanılmıyorum; Havutçu, Lucescu'nun talebesi değil miydi? Bir maçın kaderinin esasen orta sahada düğümlendiğini, orta sahada çözüldüğünü nasıl bilmez! Golden sonra Beşiktaş'ın ortaya koyduğu futbola dikkat: Orta saha diye bir şey kalmamış; takım savunma ve hücum hattı şeklinde toplam iki mevki ile oynuyor. Savunmadan forvete top şişir; sonrası Allah kerim! Böyle bir futbol, ancak halı sahalarda ve artık herkesin eve gitmeyi düşündüğü son dakikalarda oynanır.Bir de şu “uzatmanın uzatması olmaz” meselesine çare bulunması gerekiyor.
Zira uzatmalar başladığı anda avantajlı durumdaki takımın bir oyuncusu girdiği ilk ikili mücadelede kendini yere atıyor ve kaldırabilene aşkolsun! Hakemin duruma idrak etmesi, tıbbi müdahale falan derken saniyeler, dakikalar geçiyor... Son düdük!
Bu uzatma dakikaları madem oyun esnasında yaşanan duraklamaları telafi etmek için oynanıyor; yeni duraklamaların bu süreye dahil edilmemesi gerekmez mi? Yok gerekmez deniyorsa, öyleyse bu üç-dört dakika neden oynatılıyor? Kurnaz olan yere yatıp duraklama dakikalarını duraklatsın diye mi?