Yukarı Çık

Futbolun Ordinaryüsü

Adnan Bostancıoğlu

Google'da NTV'yi tercih et

Adnan Bostancıoğlu

Tüm Yazıları
E-Posta Adresi[email protected]

“Arnavutluk’tan gelmiş Hristo. Büyükada’yı seçmiş ömrünü geçirmek ve geçinmek için. O günlerde hiç aklına gelmezdi elbette, torunlarının çocukları bile bu cennet gibi adada doğacak, orada yaşayacak. Kim derdi ki gün gelecek, o adanın bir sokağına bir oğlunun adı verilecek.

“Arnavutluk'tan gelmiş Hristo. Büyükada'yı seçmiş ömrünü geçirmek ve geçinmek için. O günlerde hiç aklına gelmezdi elbette, torunlarının çocukları bile bu cennet gibi adada doğacak, orada yaşayacak. Kim derdi ki gün gelecek, o adanın bir sokağına bir oğlunun adı verilecek.

Hristo gelecekten habersiz ama umutla beklerken sonunda geliyor müjdeli haber Hamam Sokağı'nın 13 numaralı evinden. ‘Nur topu gibi bir oğlun oldu' diyorlar. Sarışın, elâ gözlü, cin gibi bakan bu bebeğe ‘Eleftherios' adını veriyorlar. Adı gibi ‘Özgür' olsun diye.”
Böyle başlıyor, Türk futbolunun gelmiş geçmiş en oyuncularının başında gelen Lefter Küçükandonyadis'in hayatı...
Annesi Bayan Argiro'nun “dünyaya gelmiş çocukların en yaramazı, en inatçısı” dediği Lefter'in Büyükada'da ‘Baba' Gündüz Kılıç'ın, ‘Uçan Kaleci' Cihat Arman'ın himayesinde başlayan, Taksim'in “çamurda ayakkabı kaybedilen” sahasına, oradan Kadıköy'e, Fenerbahçe Stadı'na uzanan; ardından İtalya'da, Fransa'da süren ve son olarak yine “yuvada”, Fenerbahçe'de sona eren neredeyse çeyrek yüzyıllık futbol hayatı, nihayet kitap haline geldi. (Lefter / Futbolun Ordinaryüsü, Haluk Hergün, NTV Yayınları)

Başka ülkelerde Lefter'in sportif başarısının yarısına ulaşabilmiş sporcular için neredeyse iki elin parmakları kadar kitap yazılıp bir o kadar belgesel çekilirken; bizim, yazılı kültürle geç tanışmamızdan mıdır, yoksa vefasızlığımızdan mıdır bilemem, Lefter Küçükandonyadis gibi eşsiz bir futbol abidesi hakkında böyle kapsamlı bir “ilk kitap” ancak vefatından bir yıl sonra yayınlanıyor.
Yazılı kültürle tanışmakta geç kaldık ama, sözlü kültürümüze, kulaktan kulağa aktarılan efsanelere kimsenin diyecek bir şeyi yoktur herhalde... Bilhassa futbol tarihimize damgasını vurmuş malum futbolcular hakkındaki efsaneler... Baba Hakkı'lar, Büyük Fikret'ler, Baba Gündüz'ler, Lefter'ler, Turgay'lar, Recep'ler, Metin Oktay'lar, Can Bartu'lar...

Her biri hakkında tribünlerde kuşaktan kuşağa aktarılan hikayelerin artık sonuna geldiğimizi kabul etmek lazım. Bu futbolcuları sahada canlı seyreden kuşaklar artık hayatlarının son deminde... Onların ilk ağızdan hikayelerini dinleyenler ise tribünlerle ya vedalaştılar ya da eli kulağındadır. Hâl böyle olunca, o harikulade hikayelerden geriye bir şey kalmayacak.
Öyleyse... Yazmak önemli. Çünkü yazı kalır!

Sadece Fenerbahçelilerin değil, her renkten futbol meftununun Haluk Hergün'e minnet duyması lazım, bu cesametli kitabı, kılı kırk yaran bir arşiv çalışması ve tanıklıklarla oluşturduğu için...
“Her renkten” dedik; laf olsun diye değil!

Çünkü... Lefter'in hikayesi, elbette Fenerbahçe'nin hikayesi; ama Galatasaray'ın ve Beşiktaş'ın da hikayesi... Lefter'in hikayesi, aynı zamanda Baba Hakkı'nın, Şükrü Gülesin'in, Turgay Şeren'in ve tabii ki Metin Oktay'ın da hikayesi... Lefter'in hikayesi, ulus olarak 6-7 Eylül utancımızın olduğu kadar 3-1'lik Macaristan zaferiyle duyulan gururun da hikayesi... Hasılı, “anlatılan senin hikayen”, ey futbol sevdalısı!