Yukarı Çık

Hakikaten kendimizden bu kadar emin miyiz?

Adnan Bostancıoğlu

Adnan Bostancıoğlu

Tüm Yazıları
E-Posta Adresi[email protected]

Bursaspor'un Valencia yenilgisinin saha içinde birçok nedeni olabilir. Zaten oyunu analiz edenler de bunları tek tek sıraladılar.

Bursaspor'un Valencia yenilgisinin saha içinde birçok nedeni olabilir. Zaten oyunu analiz edenler de bunları tek tek sıraladılar.

Ertuğrul Sağlam'ın maça Insua ve Nunez'le başlayıp mağlup durumda olduğu halde 60. dakikaya kadar Sercan-Turgay seçeneğine yönelmemesi... Ergiç ve Hüseyin'den oluşan "ağır" bir orta sahanın hızlı ve kalabalık çıkan Valencia karşısında yeterli direnci gösterememesi... Kanatlarda savunmacılar (Ali Tandoğan ve Vederson) ile hücumcular (Volkan Şen ve Ozan İpek) arasında uyumun bir türlü tesis edilememesi ve oyunun ikili yönünün akamete uğraması vb vb...

Daha bir çok sebep sıralanabilir.

Ama bir başka meseleye de değinmek gerekiyor. Üstelik bu sadece Bursaspor'la sınırlı bir konu değil. Bu yıl oynanan bütün Avrupa maçları için geçerli. Trabzon bir yana (malum, rakibi Liverpool'du), Fenerbahçe ve Galatasaray'ın elendiği maçlarda da benzer bir yanılsamayı yaşadık gibi geliyor bana... Ve hâlâ yaşıyoruz.

Misal, Fenerbahçe'nin Young Boys'la eşleştiği gün yapılan yorumlara dönüp bakalım. Birçoklarının ortak kanaati, turun "çantada keklik" olduğu yönündeydi. İki takımın sezon başında ne kadar hazır oldukları, zaafları, avantajları vb üzerinden yapılan bir karşılaştırma değildi bu kanaatin arkasındaki saik. Peki neydi? Biz daha büyük bir takımdık! Amenna. Sizin 100 yılı aşkın tarihiniz, geçmişinizdeki (hatta yakın geçmişinizdeki) ışıltılı başarılarınız, sadece Türkiye'de değil Avrupa'da da taraftarı olan büyük bir camia olmanız... Kimsenin bunlara bir itirazı yok. Ama eliminasyon usulü oynanan iki müsabakanın sonunda kimin tur atladığına bunlara bakarak karar verilmiyor.

Bütün bunlara ilaveten, iki ülkenin futbolu mukayese edilirken, tuhaf bir kendimizden fazlasıyla emin olma hali var. "Alt tarafı İsviçre", diyoruz. Ama o İsviçre bizi 2006 Dünya Kupası'na "göndermedi", kendi gitti. Ya da 2010 Dünya Kupası şampiyonu İspanya'yı turnuvada yenen tek takımdı. Biz o Dünya Kupası'nda yoktuk. Demek istediğim şu değil: "İsviçre futbolu bizden daha iyi!" Ama, biz de onlardan fersah fersah ilerde değiliz.

Benzer durum, Galatasaray'ın Karpaty Lviv'le oynadığı maçların öncesinde de yaşandı. Yine "dandik" bir takımla eşleşmenin neşesi içindeydik. Ama rakibimizi yakından tanıyan Lucescu öyle demiyordu: "Karpaty taş gibi takım!" Öte yandan, adamlar sezonun ortasına gelmiş, formları en üst düzeyde; sen takımın yarısını değiştirmişsin ve sezon hazırlıkların iki hafta önce başlamış. Bütün bunları hesaba katmayan içi boş bir güven duygusu, bunun sebebiyet verdiği ruh hali, bana öyle geliyor ki, bir yandan oyuncuları etkilerken diğer yandan ortaya çıkan sonuç karşısında hayalkırıklığı katsayımızı da yükseltiyor.

Dünya futbolunda çok mücadele ederek, çok koşarak rakibi bozan oyun anlayışı, bunun yanısıra topa daha çok sahip olup hızlı oynamıyorsanız genellikle artık işe yaramıyor. Bizim "bozan takım" anlayışına uygun 10 yıl önceki Galatasaray eksenli jenerasyonun üzerine yeni birşeyler koyduğumuz ise söylenemez. Hasılı, Avrupa ölçeğinde ülke futbolları karşılaştırıldığında, çok da ön sıralarda olduğumuz yanılsamasını bir kenara bırakmakta fayda var.

Bursaspor'a dönersek... Aynı rüzgar, (belki Fenerbahçe ve Galatasaray'ın Avrupa maçları öncesindeki kadar yoğun olmasa bile) Valencia maçından önce de esti. Valencia eski Valencia değildi, en iyi oyuncularını elden çıkarmıştı, Bursaspor Süper Lig'de 4'te 4 yapmıştı vb. Oysa başka bir gerçek de vardı: Sahada iki ülkenin Şampiyonlar Ligi temsilcisi karşı karşıya gelecekti. Biri İspanya, diğeri Türkiye.

Peki her şart altında durum umutsuz mu? Elbette değil. Bunun birçok örneğine şahit olduk. Ama nesnelliği elden bırakmamak şart. Kendi kendimize havaya girmemizin zarardan başka bir getirisi olmuyor. Yukarda oyuncuların da etkilendiğinden söz etmiştim. Yaratılan hava ile sahadaki hakikat karşı karşıya geldiğinde ve ikincisi galebe çaldığında futbolcular daha çabuk agresifleşiyor, daha çabuk demoralize oluyor. Bugün gazetelerden birinin Bursaspor-Valencia maçı ile ilgili manşeti "Böyle mi Olacaktı!" şeklinde... Bu duyguyu sahada ve oyun içinde yaşayan futbolcunun, o maçın üstesinden gelmesinin ne kadar zor olacağını tahmin edebiliriz, herhalde.